ABD Hegemonyası Bitiyor mu? Yeni Dünya Düzeninde Avrasya’nın Yükselişi
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde ABD hegemonyasının gerileyişi ve yeni dünya düzeninin şekillenmesi ele alınıyor. Federal borcun 40 trilyon dolara yaklaşması, faiz ödemelerinin savunma bütçesini aşması ve Washington'daki karar alma mekanizmalarının işlevsizleşmesi gibi göstergeler üzerinden Amerikan gücünün erozyonu analiz ediliyor. Avrasya kara koridorlarının deniz hakimiyetine alternatif oluşturması, dolar sisteminin sarsılması ve BRICS ülkelerinin yükselişi tartışılıyor. Türkiye'nin bu dönüşümde stratejik özerklik ilkesiyle nasıl konumlanabileceği ve jeopolitik fırsatları değerlendiriliyor.
Ele Alınan Konular
- ABD hegemonyasının gerileyişi
- Avrasya kara koridorlarının yükselişi
- Dolar sisteminin erozyonu ve BRICS
- NATO ve Avrupa güvenlik mimarisi
- Türkiye'nin stratejik konumu
Herkese merhabalar. Bugün açıkçası tarihsel bir dönüm noktasının tanıklığını yaptığımızı düşünüyorum. O yüzden de yeni dünya düzeni başlıklı planladığım 8 video, 8 yayından oluşan bir yeni bir seriye de bir yandan başlamak istedim. Diğer serilerimiz devam edecek. Ülke ekonomileri ve ekonominin beyin takımı zaten sürüyor. Ama bir yandan da bu yeni dünya düzeni hakkında da aslında görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Nedir bu? Yani sonuçta Amerikan hegemonyasının, Amerika Birleşik Devletleri hegemonyasının bittiği ve hani aslında hakikaten bunun ilk sinyalleri bence inkar edilemez hale geldi. Ve bu süreçte tabii sadece bir güç kayması da değil aynı zamanda küresel düzenin temellerinin sarsıldığının, mevcut küresel düzenin temellerinin sarsıldığının göstergesi. İşte bugünkü yayında bu Amerika’nın ılımlı geri çekilişini mercek altına alacağım ve bunun Türkiye ve dünya için ne anlama geldiğini konuşacağım. Ama daha sonraki yayınlarda işin ekonomisine bakacağız. Uluslararası ilişkiler boyutuna bakacağız. Amerika’nın yerini kim dolduracak diye bakacağız. Belki buradan yeni bir ekonomik paradigma çıkar mı? Ona bakacağız. Çünkü liberal demokrasi ve kapitalizm de bence hakikaten ciddi bir geri çekiliş içerisinde. Tabii bunlar subjektif görüşlerim açıkçası benim yorumlarım. O yüzden katılanlar olabilir, katılmayanlar olabilir. Zaten onlarla da yorumlarla yorumlarda tartışmayı çok isterim. Her yoruma bildiğiniz gibi elimden geldiğince cevap yazmaya çalışıyorum. Şimdi burada tabii şeyden bahsetmek lazım aslında. Benim üniversite yıllarında rahmetli olduğu Yavuz Selim Karakışta Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümünde çok değerli bir akademisyendi. Maalesef genç yaşta kendisini kaybettik. Eee onun bir sözü vardı. Her imparatorluk bir gün yıkılır diye. Roma da yıkıldı. Yani koskoca Roma yıkıldıysa diğer imparatorluklar haydi haydi yıkılır diye. Eee işte Amerika Birleşik Devletleri İmparatorluğu da aslında yıkılıyor. Yani imparatorlukların ortak bir kaderi var. Tarihe baktığımızda hiçbir hegemonya sonsuza kadar sürmüyor. Roma’nın çöküşünde gördüğümüz gibi temel dinamikleri aslında bugün Washington’da da kendini gösteriyor bence. İşte aşırı genişleme, mali sürdürülemezlik, kurumsal çözülme, stratejik yönsüzlük. Amerikan eski diplomat ve askeri eee sanırım albay rütbesindeymiş. Eee Lawrence Wilkinson’ın bir yazısını okudum yakın zamanda. Hatta onunla ilgili yapılmış Türkçe bir yorumu da okudum. eee bu benzerliği bence çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Diyor ki, eee Lawrence Wilkerson, “Amerika Birleşik Devletleri artık küresel garantörlük rolünü sürdüremiyor. Bu sadece siyasi bir tercih de değil, ekonomik bir zorluk. Federal borç 40 trilyon dolara yaklaştı. İşte 2025’te sadece faiz ödemeleri 1 trilyon, 1.1 trilyon dolar olacak. Şimdi bu rakamları perspektife koymak gerekirse Amerika’nın tüm savunma bütçesi 800 milyar dolar civarında. Yani aslında borcun faizi savunma harcamalarından bile fazla. Tabi bu mali tablo o kadar çarpıcı ki mesela 1980’lerde Ronald Dragon’ın başkanlık yıllarında federal borç gayri sarfi yurtçi asanın %30’u kadardı. Bugün bu %120’yi açmış vaziyetteki daha da endişe verici durum bu borcun büyük kısmının kısa vadeli olması. Dolayısıyla faiz oranları arttığında refinansman maliyeti de geometrik olarak artıyor. İşte Fed’in Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artımları aslında Amerika’nın kendi kendine cezalandırması anlamına geliyor. Ki baktığımızda eee yani belki de Trump’ın, Donald Trump’ın mevcut Amerikan başkanının faizlerin düşürülmesi konusunda baskı yapmasının bir gerekçesi bu olabilir diye düşünüyorum. Tabii bu mali sıkışıklığın sonucu Pentagon’da stratejik önceliklerin yeniden tanımlanması oldu. Yani sızan savunma belgelerinde görüyoruz ki Amerika’nın yeni odağı artık Anavatan ve eee batı yarımküre olarak belirlendi. Ki bu da işte aslında 20. yüzyılın başındaki o Monro doktrinin modern bir versiyonu. Ama bu bu kez küresel kapasitesizlikten kaynaklanan bir geri çekilme var. Ya eskiden de işte Amerika dünyanın bekçiliğine soyunmadan evvel sadece kendi çevresine ve batı yarımküreye odaklanmış bir ülkeydi. Eee sonradan dünyaya egemen olma eee şeyine geçti. Eee nasıl diyelim? Stateisine geçti. Şu anda da bir geri çekiliş söz konusu ki ya ilginç olan Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisi de bu değişikliği ılımlı geri çekilme olarak tanımlıyor. Yani kontrollü bir süreç olduğunu ima ediyorlar. Ama tarihteki tüm imparatorlukların çöküşü de böyle başlıyor aslında. Önce reorganizasyon yaparız derler. Sonra öncelikleri yeniden belirleriz derler. En sonunda da tam bir çöküş yaşanır. Şimdi Washington’da karar alma mekanizmalarının işlevsizleşmesi belki de en ilginç gelişme. Çünkü soğuk savaş döneminin usta stratejistleri vardı Amerika’da. Kissinger vardı, Scowcroft vardı. Şimdi bunların yerini koordinasyonsuzluk ve anlık refleksler almış vaziyette. Ulusal güvenlik konseyleri var. Nay onun eee NSA pardon özür dilerim NSA National Security Council NSC galiba kısaltması özür diliyorum. Bu aslında bir işlevini yitirmiş gözüküyor şu anda. Hani şu an sadece one man show var Washington DC’de ki bu bir süper geç için kritik bir zafiyet bence bu. İşte yani Trump döneminde mesela bu National Security Council’ın NSC’nin eee toplantılarının Twitter mesajlarıyla sonuçlanması. İşte Biden döneminde Afganistan’daki geri çekilişteki o inanılmaz rezalet aslında sistemin ne kadar çürüdüğünü gösteriyor bize. Pentagon Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Department of State ve CIA arasındaki o bilgi paylaşımı bile sorunlu hale gelmiş vaziyette. Ki Wilkerson’ın çarpıcı bir ifadesi var işte yazısında. Diyor ki artık Washington’da büyük strateji yapan kimse yok. Herkes kendi kuruluşunun dar çıkarlarını koruyor. Ki bu da aslında Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde görülen o e preoryan muhafızların siyaseti ele geçirmesi sürecini andırıyor bence kurumlar arasındaki rekabet. ulusal çıkarların üzerine geçmiş vaziyette ki bu kurumsal dağınıklığın somut sonuçlarını da güncel olaylarda görüyoruz. Yani işte Polonya’nın hava sahasına giren Rus ihalarına karşı Amerika tepki bile veremiyor. Müttefiklerde tabii bu güvenlik endişelerini arttırıyor. NATO’nun meşhur 5. madde garantisinin güvenilirliği sorgulanmaya başlıyor. Ve hakikaten Avrupa başkentlerinde artık şu soru hep soruluyor. Amerika gerçekten bizim için savaşır mı? Kişe verici olan e Pentagan’ın kendi raporlarında peer competitor yani eşit rakip terimini kullanmaya başlaması. Yani soğuk savaştan beri ilk defa Amerika kendisiyle eşit güçte rakiplerin varlığını kabul ediyor. Ki bu da psikolojik bir dönüşüm ve hegemonya’nın sonunun habercisi bence. ki bu geri çekilişin en hızlı hissedildiği alanda Avrupa. NATO artık sadece kağıt üzerinde güçlü görünüyor. Gerçekte ise Amerikan liderliğindeki güvenlik mimarisi ciddi sarsıntılar yaşıyor. Almanya’nın mesela Rus enerjisinden koparılması sonrasında yaşadığı ekonomik darbe, işte İngiltere’nin Brexit’ten sonra içe kapanması, Fransa’nın sadece kendi nükleer caydırıcılığına güvenmesi hani Avrupa’nın ortak bir savunma stratejisi geliştirmesini zorlaştırıyor ki Almanya örneği bence bu açıdan çok çarpıcı. Bu Nordstream boru hatlarının e patlatılması sonrası da Alman sanayisi enerji maliyetlerinin 3 katına çıkmasıyla karşı karşıya kaldı. İşte Volkswagen, Zemens, o BA, SF gibi dev şirketler üretimlerini Çin’e eee veya Amerika Birleşik Devletleri’ne kaydırmaya başladılar. Bu da aslında Avrupa’nın sanayisizleşme sürecinin başlangıcı olabilir deniyor. Ki Wilkerson şunu da söylüyor. Amerikan eee Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllar işte USAID ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla Avrupa’da Amerika dostu liderler üretmişti. eee ki işte mesela Emmanuel Macron, Mark Rutte, Stoltenberg bunlar aslında bu sistemin ürünüydü ama artık e Türkiye’den de örnekler verebiliriz. Eee isim vermeyeyim tabii ki ama artık bu mühendislik sistemi de çöküyor diyor. Yani hem Amerikan kapasitesi hem de Avrupa toplumlarının bu liderlik tarzına toleransı azalıyor açıkçası. Ve bu mühendislik sisteminin aslında nasıl çalıştığını biraz daha açmak mümkün olabilir belki. Çünkü mesela Young Global Leaders Programı, Marshall Memorial Fellowship, Atlantic Council bu gibi platformlar aracılığıyla aslında gelecekteki Avrupalı liderler erken yaşta tespit edip şekillendiriliyordu. Mesela Macron’un Road’le çalışması, sonra aniden siyasete atılması ve cumhurbaşkanı olması aslında belki bunun en net örneğiydi. Ama artık bu sistem işlemiyor. Çünkü Avrupa kamuoyu artık bu teknokratik elitlere güvenmiyor. İşte sarı yelekler hareketi, İtalya’da Legan’ın yükselişi, Almanya’da AFD, işte Fransa’da Ulusal Cephe. Bunlar aslında bu halkların bu küresel elit ağı isyanının göstergesi ama çoğunlukla soldan değil sağdan isyan ediyorlar ki Avrupa liderlerinin de bu anlamda yaşadıkları ikilem şu. Bir yandan Washington’ın desteğini kaybetmek, diğer yandan kendi halklarının ekonomik sıkıntılarına çözüm bulamamak. Enerji krizi, enflasyon ve göç baskısı altında transatlantik bağlılık lüks bir tercih haline geliyor artık Avrupa ülkeleri için. Ki Ukrayna bu açıdan bence bu Amerika’nın sınırlarının ve yorgunluğunun gözüktüğü en net alan. Başlangıçta demokrasi savunusu söylemiyle başlayan süreç artık mali ve siyasi yorgunluk işaretleri veriyor. Amerikan kamuoyunda savaşa destek ciddi derecede azalmış vaziyette. Kongrede bu savaşın finansmanı ile ilgili ciddi tartışmalar var. Zaten Trump da bunu istemiyor ki mali boyutu hakikaten Amerika için yani mesela Ukrayna’ya 200 milyar doların üzerine yardım yapılmış ki bu Marshall planının günümüzdeki toplam değeriyle eşit bir rakam. Eee ama tabii marşall planı yeniden inşa için diyor. Bütün Avrupa’yı yeniden inşa ederken Ukrayna yardımları ise büyükçe askeri ve tüketime dayalı tamamen. Herhangi bir yeniden inşa söz konusu yok. Reconstruction yok. Yani daha da önemlisi Rusya’nın uyguladığı strateji Amerikan beklentilerini de boşa çıkardı. Çünkü Putin’in özel askeri operasyon anlayışı Ukrayna ordusunu adım adım tüketmeye odaklanıyor. Eee bu bir nevi Kursk Savaşı’ndaki Sovyet stratejisi gibi. Yani yavaş ilerle ama karşı tarafın savunma kapasitesine sistematik olarak yok et. Batının burada beklentisi Rusya’nın hızlı çöküşüydü. Ekonomik yaptırımların Rus ekonomisini felceğ felç edeceğini düşünüyorlar. Oigarkların Putin’e darbe yapacağı, halkın isyan edeceği düşünülüyordu ama hiçbiri olmadı. Aksine Rusya savaş ekonomisine geçerek üretimini arttırdı ve alternatif pazarlar buldu ilginç bir şekilde Amerika’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin sürdürülemez hale gelmesi bence sadece mali nedenlerle değil de aynı zamanda kendi savunma sanayinin üretim kapasitesinin de sınırlarını gösteriyor. İşte bu Stinger füzeleri değil mi? Javelin sistemleri 155 mm top mermilerinde yaşanan kıtlık Amerikan Askeri Sanayisinin aslında küresel bir savaşa da hazır olmadığını ortaya koydu. Ki Pentagon da bunu kabul ediyor. Diyor ki Rusya günde 20.000 top mermisi üretebiliyor. Amerika’yı sencecak 15.000 ki bu basit aritmetik uzun vadeli bir savaşta Amerika’nın Rusya’ya karşı dezavantajlı olduğunu gösteren bir şey. Şimdi belki de bir de aslında Amerikan güvenlik şemsiyesinin çöküşünün en sembolik örneği de geçtiğimiz günlerde Doğa’da yaşandı. Biliyorsunuz Hamas müzakereciliğine yönelik bir suikast girişimi oldu ve en yakın müttefik Katar’da bile güvenlik garantilerinin işlemediğini gösterdi. Şimdi bu olay ki Amerika’nın üstü var Katar’da. En önemli Ortadoğu üstlerinden bir tanesi. Ve bu olay sadece teknik ve güvenlik açılı da değil aynı zamanda Amerikan caydırıcılığının erozyona uğradığının da kanıtı. Çünkü Katar Amerika’nın böyle işte konuş söyledim az önce de bölgedeki en büyük askeri üstüne ev sahipliği yapıyor. İşte bu Aludeyd üssü galiba Sentcom’un bölgesel merkezi konumunda 10.000 1000 Amerikan askeri var burada yaklaşık ve bu kadar güvenlik varlığına rağmen müttefik ülkede suikast girişiminin gerçekleşmesi Amerika’nın aslında bölgesel kontrolünün ne kadar da zayıfladığını gösteriyor. Netanyahu’nun e İsrail Başbakanı eee Amerika’yı arkasına alarak bölgesel politikaları yönlendirmeye çalışması geleneksel müttefik ilişkilerinin tersine çevrildiğinin mi göstergesi? İsrail artık Washington’ın bölgesel hedefleri için kullandığı bir araç olmaktan çıktı. ilişkisini kendi kendine yönetiyor bağımsız bir şekilde. Bu da aslında Amerikan dış politikasının zayıfladığının ve kontrolsüzleştiğinin bir göstergesi bence. İşte İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını, o katliamı Amerika’nın en azından kağıt üstündeki itirazlarına rağmen sürdürmesi de aslında geleneksel o müvekkil patron ilişkisinin çöktüğünü veya belki de tersine döndüğünü gösteriyor. Eee ki işte bu küçük müttefiğin büyük gücü yönlendirmesi anlamına geliyor aslında. Küçük müttefik İsrail, büyük güç Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkelerinin eee bu gelişmeler karşısında belki de Çin ve Rusya’ya yönelmeleri bu Cararter doktrinin de fiilen sona erdiğini gösteriyor bence. 1980’de ilan edilen ve Amerika’nın o İran körfezini, Persian Golf denilen Pers Körfezi, İran Körfezi bunu koruma garantisi veren bu doktrinin artık geçerliliğini yitirmiş gibi gözüküyor. Eee, y suudi Arabisi’nin da mesela Çin’in arab arabuluculuğuyla İran’la normalleşmesi, bu dönüşümün bence en net göstergesi. Artık Riyad Washington’dan izin almadan bölgesel adımlar atıyor ki Brix’e yönelik başvuru, Yuan ile petrol ticareti anlaşmaları. Bunlar hep Amerikan hegemonyasının sona erdiğinin göstergeleri. Burada bir de tabii Amerika’nın deniz hakimiyetine dayalı gücünün aşılmasında bir faktör de Avrupa eee daha Avrasya diyelim. Avrasya kara koridorunun yükselişi. Bu Çin’in işte yeni İpek Yolları. Çin’le ilgili bölümde birazcık bunu konuşmuştuk biliyorsunuz. Bu eee sadece bir altyapı yatırımı değil. Aynı zamanda jeopolitik bir devrim. Çin’in ipek Yolunu yeniden canlandırma projesi. Eee hani işte Maha’nın deniz stratejisinin Amerika’ya sağladığı küresel üstünlük aslında kara koridorlarını deniz yollarına ikame etmesiyle çökmeye başlıyor. Alfred Mahan biliyorsunuz 1890’da duymuşsunuzdur. The Influence of Sea Power Upon History diye bir kitabı vardır. İşte eee denizdeki gücün eee tarihteki etkisi diye çevirebiliriz herhalde. Bu Amerika’nın 20. yüzyıldaki yükselişinin teorik temelini oluşturdu. Çünkü Mahan’a göre deniz yollarını kontrol eden güç dünyayı da kontrol eder diyordu. Bu İngiltere’ydi sonra Amerika oldu. Bloktrin sayesinde aslında Amerika hem iki Dünya Savaşı’nın belki de soğuk savaşı kazandı. Ama şimdi bu trend ve bu şey temel sarsılıyor diye düşünüyorum. Çünkü Çin’den Hamburg’a uzanan demir yolu ağının maliyeti mesela deniz yolu taşımacılığının 1/çte bir’i kadar yapılabilirse ki süre bakımından da önemli avantajlar var. işte eee yani 1220 günde gidiyor Çin’den Hamburga demir yolu gemiyle 35 40 günde gidiyorsunuz ki daha önemlisi de bu karayolu üzerinde Amerikan donanmasına müdahale edebileceği hiçbir boğaz ya da geçit yok. Şimdi düşünsenize 2013’te eee Çin Avrupa Kargo Trenleri seferi yıllık 80 sefer civarındaymış. Şimdi bu 2023’te bu rakam 17.000’e ulaştı. Bakın 2013’te 80’den 2023’te 17.000’e taşınan yük hacmi 190 kart artmış gözüküyor. Ki bu sadece bir artış değil. Aynı zamanda küresel ticaret rotalarının da değişimi anlamına geliyor. Ki bu dönüşüm sadece lojistikliğini aynı zamanda güvenlik boyutları da taşıyor. Çünkü Rusya’nın enerji kaynakları, Çin’in üretim kapasitesi, Orta Asya’nın mineralleri, değerli madenleri bu ağ üzerinde dolaşırken Amerika’nın geleneksel o Abluka stratejisi de etkisizleşiyor. Hani hürmüz boğazını ya da Malaka geçidini kapatsa bile artık alternatif rotalar mevcut. Orta koridor projesi bu açıdan oldukça kritik. Bakü, Tiflis, Kars eee demir yolu hattının kapasitesi her yıl artıyor. 2024’te 5 milyon ton yük taşındı. 2030 hedefi 50 milyon ton ki bu Süveç kanalının alternatifi olma potansiyeli de taşıyor açıkçası. İşte burada bir de B finansal açıdan baktığımızda da aslında Amerika’nın çünkü küresel hegemonyasının en önemli direği dolar sistemiydi. Ama şimdi artan borç yükü ve yatırım yaptırım politikalarının aşırı kullanımı bu sistemin kredibilitesini, namını, şanını, şöhretini diyelim sarsmaya başladı. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sonrası birçok ülke dolar dışı ödeme sistemleri geliştirme yoluna gitti. Şimdi dolar sisteminin gücünü şöyle anlayabiliriz. Dünya ticaretinin %60’ı dolarla yapılıyor. Merkez bankaları rezervlerinin %55’i dolar cinsinden Amerika’ya sınırsız borçlanma hakkı veriyor aslında. Çünkü dünya Amerika’nın borç kağıtlarını alıyor. Almaya da razı. Yani yıllardır bu böyle gele gelmiş. Ama bu sistem artık sarsılıyor. Çünkü Çin ve Rusya arasındaki ticaretin büyük kısmı artık yuan ve ruble üzerinden işte petrol doların mesela erozyonunun başlangıcı olabilir deniyor bu. 2023’te ki işte Rus Çin ikili ticaretinin %95’i yerel paralarla gerçekleşti ki bu tarihi bir dönüşüm. Hindistan’ın yine İran’la Rup’ye dayalı ticareti, Brezilya ve Arjantin’in yerel para anlaşmaları bunlar hep çok merkezli bir finansal sistemin habercisi gibi. Y BRIX ülkeleri artık ortak para birimi üzerinde çalışıyorlar emekleme aşamasında. Evet. Ama sembolik önem taşıyor diye düşünüyorum. Tabii ki dolar hala güçlü, hala dominant para birimi ama tekelci konumu yavaş yavaş tartışılabilir hale gelecek ki Amerika’nın dış borç eee dinamikleri de bu süreci azlandırıyor açıkçası. Çünkü eee faiz ödemelerinin gayri sarfi yurtçi hasayi oranın Amerika’da %4’ü aşması mali sürdürülebilirlik sorunları anlamına gelecek Amerika açısından. Fed’in de faiz politikası aslında Amerikan Merkez Bankası’nın faiz politikası da kendisiyle çelişiyor. Çünkü enflasyonla mücadele için faizleri arttırıyorlar. Ama federal borcun faiz yükünü de artırıyorlar. Ki bu kısır döngü dolar sisteminin de içsel çelişkisini gösteriyor açıkçası. Şimdi Türkiye’ye döndüğümüzde aslında Türkiye için buradan eee fırsatlar ve tehditler çıkar diye düşünüyorum. Çünkü NATO’nun eee güvenlik garantisinin güvenirliği azalırken Türkiye’nin kendi caydırıcılığını inşa etmesi zorunlu hale geliyor. İşte aslında bu S400, F35, F16 tartışmaları da bu sürecin habercisiydi bence. F35 programından çıkarılmıştık biliyorsunuz. Eee, Türkiye’nin savunma sanayindeki atılımı bu bağlamda oldukça önemli. eee ona da yani yapılmaya da çalışıyor işte iyi kötü bir şekilde. Ama Türkiye’nin jeopolitik konumu aslında bence bu dönüşümden faydalanmak için benzersiz fırsatlar sunuyor. İyi yönetilirse. Yani Avrasya kare Avrasya’nın bu kara koridorlarının içindeki merkezi konumumuz hem doğu hem batıyla dengeleyici ilişkiler kurma fırsatı veriyor Türkiye’ye. İşte Çin’den Avrupa’ya giden yolların Anadolu’dan büyük ölçüde geçmesi veya geçmek zorunda olması Türkiye’yi potansiyel bir lojistik merkezi yapıyor. Orta koridor eee projesi bu açıdan oldukça önemli. Bakü Tiflis Kars demir yolu hattının Avrupa’ya uzantısı Türkiye’yi aslında Avrasya entegrasyonunun merkezine koyabilir. Enerji koridorları hakeza benzer fırsatlar sunuyor. Azerbaycan gazı işte potansiyel Türkmen enerjisi, İran transit odası Türkiye hakikaten bir enerji merkezi yapabilir ve coğrafi konumu Türkiye’nin sadece transit güzergah değil de üretim merkezi olma potansiyeli de taşıyor. Aslında Çin’in yatırım yaptığı ülkeler arasında her ne kadar bu kesinleştir yani yeterince en azından istendiği kadar veya planlandığı kadar yatırım gelmiyor şu anda. Ama yapılırsa hakikaten sadece hammadde çıkarma amacıyla değil de katma değerli üretim açısından da mesela Türkiye’yi önemli bir noktaya koyabilir Çin yatırımları açısından. Şimdi dolayısıyla aslında Amerika’nın geri çekilişiyle ortaya çıkan boşluk yeni düzen arayışlarını tetikliyor. Bu yayın serisinde aslında o nedenle başlığı yeni düzen arayışı. Yani tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya bir geçiş sürecinin başladığını düşünüyorum yeniden. E ki bu eee orta ölçekli ülkeler içinde Türkiye gibi en rasyonel strateji burada stratejik özerklik ilkesi. Stratejik özellik ne diyor? hiçbir büyük güce tam bağlılık kurmadan tüm taraflarla pragmatik ilişkiler geliştir ki Fransa bunu Macron döneminde uygulamaya çalıştığı Hindistan modiyle yapmaya çalışıyor. Türkiye içinde bu model olabilir ki Hindistan örneği aslında çok öğretici. Şu anda birazcık Amerika’yile araları bozuldu ama e Amerika ile ortaklıkları da vardı. Rusya’dan da enerji alıyor. Çin’e de ticaret geliştiriyorlardı. Eee ki bu stratejik özellik dediğimiz şey izolasyon demek değil burada onu da söyleyelim. aksine çok kanallı diplomasi ve ekonomik çeşitlendirme anlamına geliyor. İşte Avrupa ile gümrük birliği, Rusya ile enerji işbirliği, Çin’le altyapı projeleri, Amerika ile teknoloji transferi hepsi aynı anda sürdürülebilir diye düşünüyorum. Ki bu yaklaşımın temel ilkesi de aslında hiçbir ortaklık başka ortaklıkları imkansız hale getirmemeli ilkesi. Yani işte NATO üyeliği, Şangay İşbirliği örgütüyle diyaloğu engellemez mesela veya Avrupa Birliği müzakereleri, Avrasya ekonomik birliği ile ilişkileri etkilemez olumsuz olarak diye düşünüyorum. Yani sonuç olarak aslında bu videonun en azından ilk sonucu olarak Amerika’nın ılımlı geri çekilişi artık bir gerçek bir süreç diyebiliriz. Bu sadece askeri ya da siyasi değil aynı zamanda ekonomik zorunluluklar tarafından da şekillenen bir süreç ve o 40 trilyon dolarlık borç yükü sürdürülemez durumda. Eee ve dolayısıyla da bu süreci geri dönülemez hale getiriyor bence. Ve bu dönüşüm tabii ki sancılı olacak. Çünkü 80 yılda bir neredeyse bir düzen değişiyor. Ama tarih bize gösteriyor ki aslında her çöküş eee aynı anda yeni doğuşların da habercisi. Yani Roma öyle bir yılda 2 yılda çökmedi. Eee ve şu anda da hani 80 yıldır neredeyse Amerika’nın egemenliği altındaki bir süreçteyiz yaklaşık olarak diyelim. Belki daha fazla bir tık daha eee kolay bitmeyecek yani. Ama Roma’nın çöküşü mesela Avrupa’da yeni devletler doğurdu. İşte Osmanlı’nın dağılması Ortadoğu’da yeni sınırlar çizdi. Amerika’nın geri çekilişi de bence benzer bir dönüşümü tetikleyecek. İşte burada Türkiye’nin önünde iki tane seçenek olduğunu düşünüyorum. bir ya çökmekte olan hegemony’nın pasif müttefiki olarak kalmaya devam edecek ya da kendi güvenlik mimarisini kurarak yeni düzenin aktif bir oyuncusu olacak ki bu tercih sadece Türkiye’nin geleceğini değil bölgesel güvenlik mimarisinin şekillenmesini de belirleyecek diye düşünüyorum ki Avrasya’nın yükselişi, kare koridorlarının deniz hakimiyetini aşması, çok kutuplu finansal sistemin doğuşu. Bunlar artık hakikaten de hayalperest iddialar değiller, spekülasyon değiller, eee, ne bileyim ben komplo teorisi değiller. gerçekleşmekte olan süreçler Türkiye’de bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor maalesef veya belki de iyi ki diyelim ki bu süreçte Türkiye’nin en büyük avantajı bence hiçbir bloğa tamamen ait olmaması. NATO üyesi ama Rusya’yla da iyi ilişkileri var. AB adayı işte artık adaylık ne kadar adaysa ama Çin’le de işbirliği yapıyor ki bu belirsizlik gibi görünen durum aslında en büyük esneklik kaynağı Türkiye açısından. Şimdi gelecek yayınlarda da bu seride aslında bu süreçlerin Avrupa’ya etkisini, transatlantik bağın çözülmesini, Ortadoğu’da güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesini ve daha sonradan benim önereceğim bir sistem olacak. BIS adını veriyorum. Şimdilik açılımın ne anlama geldiğini söylemeyeyim. Tahminleriniz varsa yorumlara yazarsınız. Bis mutabakatı modelinde detaylarıyla anlatacağım. Şimdi bir sonraki bölümde bu seride Avrupa’nın güvenlik ikilimini ve NATO’nun geleceğini konuşalım istiyorum. Eee sizden de ricam gelin bu tarihsel dönüşümü beraber takip edelim, beraber tartışalım. Yorumlarınızı, sorularınızı yorumlarda bekliyorum. Türkiye’nin bu süreçte nasıl konumlanması gerektiğini siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunları lütfen yazın. Like atın, süper thanks atın. E ne bileyim işte hype atın. E kanalı desteklerseniz çok memnun olurum. Bir sonraki yayında görüşmek dileğiyle. İyi günler. Yeah.