Adam Smith Yaşasaydı Ne Derdi? Görünmez El, Türkiye Ekonomisi ve Büyük Yanılgı!
Bu Bölüm Hakkında
Ekonominin Beyin Takımı serisinin ilk bölümünde Adam Smith'in hayatı, fikirleri ve mirası ele alınıyor. Görünmez el metaforunun yaygın biçimde yanlış anlaşıldığı, Smith'in aslında devlet müdahalesine, eğitime ve rekabet koşullarının sağlanmasına büyük önem verdiği vurgulanıyor. Smith'in Ulusların Zenginliği eserindeki temel argümanları olan iş bölümü, uzmanlaşma ve piyasa mekanizması açıklanıyor. Adam Smith bugün yaşasaydı Türkiye ekonomisindeki enflasyon, gelir dağılımı eşitsizliği, rant ekonomisi ve eğitim sistemi hakkında neler söyleyebileceği tartışılıyor.
Ele Alınan Konular
- Adam Smith'in hayatı ve düşünce dünyası
- Görünmez el metaforu ve yaygın yanılgılar
- İş bölümü, uzmanlaşma ve verimlilik
- Devletin ekonomideki rolü ve Smith'in pragmatizmi
- Adam Smith'in Türkiye ekonomisine bakışı
Kayıt dışı İktisat kanalına hoş geldiniz. E bugün özel bir seriye başlıyoruz. Ekonominin beyin takımı dedim bu seriye. Bu bir aslında klasik bir akademik anlatım değil. Yani size ekonominin en büyük düşünürlerini eee ve bu dahiler arasındaki tarihi kavgaları birazcık anlatalım istiyorum. Bir nevi iktisadi düşünce tarihi serisi gibi düşünmek mümkün. Farklı farklı seriler yapıyoruz biliyorsunuz ve her bölümde kendimize de şu soruyu sormaya çalışacağız. Yani bu ekonomistler bugün aramızda olsaydı ne yaparlardı, ne düşünürlerdi? Türkiye’nin enflasyonuna faiz tartışmalarına, devletin ekonomideki rolüne ne diyeceklerdi? Bunları da konuşalım istiyorum bu seride. İlk bölümümüzün de kahramanı modern iktisadın, iktisat biliminin kurucularından da biri sayılan diyelim veya kapitalist düşüncenin kurucularından biri sayılan eee İskoç eee filozof veya işte belki de iktisatçı diyeceğim ama o zaman tabii iktisatçı kavramı kullanılmıyordu. E Adam Smith olacak. Ama bu iktisadi düşünce tarihi ve aslında dünya ekonomi tarihi ile ilgili daha ayrıntılı bir merakınız varsa da biraz hani kendi reklamım gibi olacak ama bu kitabı tekrar şiddetle öneriyorum size. Bu hesapta bir gariplik var. Ekonomiyle kandırılmak. Bu herkesin anlayacağı dilde yazılmış bir ekonomi kitabı oldu. Eee fena da gitmiyor satışları. Pek çok şeyde eee liste başı gibi gözüküyor ama ikinci baskısı da yakın zamanda yapılacak. Eee Kırmızı Kedi Yayınevinden çıktı. Çok tavsiye ediyorum almanızı. Çünkü dediğim gibi herhangi bir iktisat formasyonuna ihtiyaç duymadan anlaşılabileceği şekilde yazdım. Onu da söylemiş olayım. Şimdi isterseniz Adam Smith’e başlayalım. Adam Smith görünmez elin hikayesi e diyebiliriz aslında belki de bu bölüme. E 1750’lerden bir hikayeyle başlayayım istiyorum. Şimdi bir Glasgow Üniversitesi’ne gidiyoruz. 1750’li yıllara. Glasgow Üniversitesi’nde genç bir ahlak felsefesi profesörü var. Adı da Adam Smith. Evet. Ahlak felsefesi profesörü. O yüzden filozof da diyebiliriz kendisine. Belki her zaman pencereden dışarıya bakıyor ve içinden geçiriyor. Bu insanlar nasıl oluyor da birbirlerini boğazlamadan bir arada yaşayabiliyorlar diye. Herkes kendi çıkarının peşinde koşarken bu toplum nasıl ayakta duruyor diye düşünüyor. İşte aslında modern iktisadın belki de doğuşu belki de bu soruyla başladı diyebiliriz. Tabii bu iddialı bir söz. Hani katılmayanlar da olabilecektir ama eee bu şekilde bence formüle etmek mümkün. Tabii o dönemin İskoçya’sı bence hatta şimdi de öyle ama oldukça büyüleyici bir yer. E İngiltere’yle birleşmenin tabii ekonomik etikleri görülüyor. Aydınlanma çağının e entelektüel havası tüm ülkeyi sarmış durumda. İşte Edinburg Edinbough Edinburg diyorlar galiba İskoçler ama işte Edinburg diyelim biz. Edinburg ve Glasgow Avrupa’nın önemli düşünce merkezlerinden bir tanesi haline gelmişler. İşte David Hum gibi filozoflar, James Wat gibi mucitler bu topraklardan çıkıyor. E Smith de işte bu büyülü ortamın bir ürünü diyebiliriz ki kişisel hikayesi de oldukça etkileyici aslında. Babası gümrük memuru. Doğmadan önce ölüyor. Annesiyle büyüyor. Çocukluğunda e çok içine kapanık dalgın bir çocuk. Hatta annesiyle ilgili büyümesini de tavsiye ederim. Eee Leyla ile Mecnun dizisinde İsmail abi karakteri vardı. Sevgili Serkan Tekin’in oynadığı biliyorsunuz. İsmail abi böyle arada hani işte benim dedelerim, benim babalarım diye farklı farklı karakterleri anlatır. Bir bölümde de işte e iktisattan ne anlarsın diye Erdal Bakkal kendisine sorduğunda o da benim dedelerim Adam Smith diye Adam Smith’i anlatır. Tavsiye ederim. Bakın izleyin. Bu bölümde de belki bağlantısını kurarsanız annesiyle beraber büyüdüğünü de gösteren bir şey aslında orada. Çünkü annesiyle beraber Adam Smith’i canlandırıyor Serkan Tes. Yani annesi de var. Başka bir şey. E bir de Adam Smith var. Bakarsınız. Şimdi tabii çocukluğunda çok içine kapanık, eee, dalgın bir çocuk. Hatta bir kesind tarafından kaçırılmış ama sonra bulunmuş. Belki de bu yüzden aslında belki de insan davranışlarında toplumsal ilişkileri bu kadar derinlemesine inceleme ihtiyacı duymuş. 14 yaşında Glasgow Üniversitesi’ne giriyor. 17 yaşında Oxford’a gidiyor. Ama Oxford deneyimi tamamen hayal kırıklığı. Profesörler ders vermiyor. Öğrenciler disiplinsiz. Eğitim sistemi çürümüş ve Smith daha sonra bu deneyimi aslında ulusların zenginliğinde kullanacak. Kullanacak. Çünkü neden Oxford gibi zengin bir üniversite kötü bir eğitim veriyor sorusunu soracak. Çünkü kendisinin cevabı rekabete maruz kalmadı yönünde. Geliri garanti altında. İşte Smith’in de aslında eee ekonomik düşüncesinin ilk tohumu belki burada atılmıştır diyebiliriz. Rekabet kaliteyi arttırır, tekel durgunluğa yol açar eee tarzı bir düşünce. Şimdi bu soruların peşinde koşarken 1759 yılında ilk eserini yayınlıyor ki bu da ahlaki duygular kuramı teorisi. İşte Theory of Moral Sentiments ingilizcesiyle. Bu kitapta aslında insanların sadece bencil varlıkları olmadıklarını, e, sempati duygusunun son derece önemli olduğunu ortaya koyuyor ki bence önemli kritik nokta bu. Yani Smith’i sadece hani bırakınız yapsınlar, günümüzde biraz öyle yorumlanıyor ama işte bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler diyen biri olarak görmek bence büyük bir hata. Çünkü Adam Smith aslında insanların toplumsal varlıkları olduğunu, birbirine karşı sorumlulukları bulunduğunu çok iyi bilen bir insan açıkçası. Ki Smith’e göre insanlar doğası gereği sempati duygusuna sahipler. Başkalarının duygularını paylaşabiliyorlar. onların acısını hissedebiliyorlar. Mutluluğunda sevinebiliyorlar. İşte bu sempati dediğimiz uygu toplumsal ahlakın temelini oluşturuyor. Eee, Simit’e göre. Ama aynı zamanda tabii insanlar kendi çıkarlarını da güdüyorlar. İşte tabii burada bir çelişki mi var diye insanlar aklına geliyor. İşte Smith’tin de cevabı aslında burada şu nüanslı bir cevap. birazcık da insanlar gerçekten başkalarının durumunu anlayabilir ama bu kendi çıkarlarını gözetmelerini engellemez diyor. Hatta kendi çıkarını güen insanlar fark etmeden aslında toplumun çıkarına da hizmet edebilirler diyor ki bu yaklaşım o dönem için baktığımızda devrilci bir yaklaşım. Çünkü Hristiyan gelenekte, Hristiyan ahlakta kendi çıkarına güdülmesi günah sayılan bir şey. En azından o zaman egemen olan anlayışta ki merkantilist düşünce de zaten aslında malumuz iktisatta eee ticaretin sıfır toplamda bir oyun olduğunu savunur. Yani ya ben kazanacaksım ya ben kazanacağım ya sen kazanacaksın. iki ülkenin de ticaretten kazanması mümkün değil merkantilist yaklaşıma göre eeeş bu aslında farklı bir bakış açısı Adam Smith’in getirdiği burada ama asıl bombayı Adam Smith 1776 yılında patlatıyor diyebiliriz. İşte ulusların zenginliği, The Wealth of Nations meşhur kitabı. Bu yayın anda dünyanın ekonomiye bakış açısını sonsuza dek değiştirdi diyebiliriz ki ilginçtir aslında 1776 yılı aynı zamanda Amerika’nın biliyorsunuz bağımsızlık yılı. eee ki modern kapitalizmin manifestosuyla modern demokrasinin veya şu anda günümüzdeki kapitalist dünyanın liderinin doğuşu aynı yıla denk geliyor. Tesadüf müdür? Belki de değildir bilmiyorum ama çünkü Smith’in savunduğu ekonomik özgürlükle siyasi özgürlük arasında derin bir bağ var. Eee diyebiliriz. Şimdi mesela kitaba baktığımız zaman Smith neyi savunuyordu? Eee diye soracaksınız. Öncelikle şunu söylüyordu. Zenginlik dediğimiz şey altın ya da gümüş değil. Bir ülkenin zenginliği Simit’e göre o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplamı ki bu basit görünen bir fikir aslında. Günümüzde bakış açısında baktığımız zaman o zaman için devrimsel. Çünkü o dönemde herkes zenginliğin hazinedeki altın miktarı olduğunu düşünüyordu. Ki merkantilizmde de oldukça paralel bu görüş, bu eee inanış eee o zamanın egemenin inanışı. Buna göre ilkeler birbirlerinin altınını almak için savaşıyor. Ticaret savaşları yapıyor. Smith ise diyordu ki hayır zenginlik üretimdir ve üretim arttıkça herkes zenginleşebilir. Bu sıfır toplamı bir oyun değildir. Ki Smith’e göre bu zenginliğin kaynağı nedir diye soracak olduğunuzda da iş bölme ve uzmanlaşma diyor. İşte ünlü toplu iğne fabrikası örneğini veriyordu. İşte bir işçi tek başına günde ancak 20 toplu iğne yapabilir ama 10 işçi işi bölüştürürse biri teli çeker, ne bileyim biri keser işte biri sivrilir, biri baş takar falan. Böylece günde 48.000 toplu iğne üretebilirler. İşte verimlilik denen şey eee budur. E diyor ama tabii Adam Smith bu iş bölümünün işçiler üzerindeki olumsuz etkilerini de e görüyordu. Çünkü işçi bütün gün aynı basit işi eee yapıyordu. Zihni köreliyordu. Yaratıcılığı yok oluyordu. İşte Smith de bunun farkındaydı aslında ve çözüm öneriyordu. Orada da çözümü de devlet destekli eğitim. Evet, yanlış duymadınız. E, Adam Smith serbest piyasanın babası olarak gördüğümüz isim devletin işçilere eğitim vermesi gerektiğini e savunuyordu. Eee, ki pek konuşulmaz açıkçası bu eee şu günümüzde Adam Smith savunurları tarafından diyelim. Burada tabii görünmez el kavramına da değinmek lazım. Çünkü bu çok sık kullanılan ama çok yanlış anlaşılan bir metafor bence. Eee, çünkü burada soru şu hani iş bölümünden bahsediyorduk hatırlarsanız eğer iş bölümü konusunda soru şu. Bu iş bölümü nasıl organize oluyor? Şimdi kim kime ne yapacağını söylüyor, değil mi? İşte Adam Smith görünmez el mitunu burada devreye sokuyor. Diyor ki burada kimse yukarıdan organize etmiyor bunu. Piyasa kendi kendine bu işi organize ediyor. Kimin ne yapacağını. Nasıl yapıyor bunu? İşte burada da ünlü bir kasap fırıncı örneği var. İşte akşam yemeğimizi kasabın virajının veya fırıncının iyilik severliğinden değil de onların kendi çıkarlarını gözetmelerinden bekliyoruz. Herkes kendi çıkarının peşinde ama ama işin ilginç yı herkes kendi çıkarını düşünürken farkında olmadan topluma da hizmet ediyorlar. Eee tabii burada önemli bir detay var. Bunu söylemek lazım. Smit’in görünmez eli bugünün hani neoliberal diyelim eee düşünce savunucularının eee bahsettiği gibi hani devlet elini çeksin piyasa her şeyi çözer anlamına gelmiyor. Çok açık burada söylediği şey çünkü görünmez ancak belli koşullarda çalışır diyor. Nedir bu koşullar? Yani bu çalışma koşulları görünmezeli nelerdir diye sorduğumuzda birincisi rekabet olmalı diyor. Monopoller, karteller, görünmez eli bozan kavramlar. SK Smith açıkça bunu söylüyor. Aynı iş kolundaki insanlar eğlence ve neşe için bile bir araya gelseler sohbet her zaman halka karşı bir komploya veya fiyatları yükseltmek için bir düze dönüşür. İşte bu yüzden devlet rekabeti korumalı. İkincisi bilginin simetrik olması. Yani alıcı ve satıcı ürün hakkında aşağı yukarı aynı bilgiye sahip olmalı. Aksayda güçlü olan, zayıf olanı sömürüyor ki bugün de asimetrik bilgi sorununu tam olarak Smith göremedi ama ipuçlarını vermişti denir. Eee, üçüncüsü dışsallıkların olmaması aslında. Yani benim üretimim başkalarına zarar vermemeli. İşte Smit mesela fabrika dumanından kirlilikten bahsetmiyor tabii ki günümüzdeki modern dışsallık teorisi bağlamında ama prensibini koyuyor. Başkalarının haklarına zarar veremezsiniz diyor. Ve belki de en önemlisi aslında Smith piyasanın gelir dağılımı sorununu çözemeyeceğini de ima ediyordu. Zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul olabilirdi ki burada da işte Smit’tin çözümü ilginçti. Eğitim ve kamu hizmetleri. Şimdi Smith’in aslında devlete biçtiği rol sandığımızdan çok daha geniş. Eee o yüzden de aslında hani Smith’e atıf veren, eee devletin ekonomiden çekilmesini savunan kişiler aslında belki de Smith’i amiyane tabirle mezarını da ters döndürüyor olabilirler açıkçası. Çünkü eee savunma, adalet ve eğitim dedik ama tabii sadece bunlar değil. Smith diyordu ki devlet toplum için yararlı olup da özel girişimcilerinin kar edemeyeceği her işi yapmalı. ki bu tanım çok geniş aslında. Y sağlık olabilir, sosyal güvenlik olabilir, işsizlik sigortası olabilir. Aslında bunların hepsi günümüzde baktığımız zaman bu tanıma giriyor diyebiliriz. Ayrıca Smit işçi işveren ilişkisinde güç dengesizliğini de açıkça kabul ediyordu. İşverenler daha organizeydi, işçiler dağınıktı ki o zaman sendika vesaire falan kavramının olmadığından düşünecek olursak eğer zaten tabii ki dağınıktı ki işverenler işte fiyat anlaşması yapabilirler. İşçiler yapamaz ki Smith bunun farkındaydı der. diyordu ki aslında hani işverenler her zaman ve her yerde ücretleri mümkün olan en düşük seviyede tutmak için sessiz ama sürekli bir birleşme halindedir. Eee ki Smith ayrıca tekelleşmenin tehlikelerini de çok iyi biliyordu. İşte Doğu Hindistan şirketi gibi o zamanlar değil mi? East Indian Company bunun dev bu gibi dev şirketlerin İngiltere piyasasında ve dünya piyasasında o zaman hakim olan bunların nasıl rekabeti ortadan kaldırdığını da görmüştü. Hani hatta bugünün şimdi teknoloji tekellerini görseydi ne derdi düşünmeden edemiyorum açıkçası. Bir de tabii finansal spekülasyon konusunda da ilginç uyarıları var. İşte kağıt para ve bankacılık sisteminin tehlikelerinden bahsediyor. Kağıt para altın ve gümüşün yerini aldığında toplumun sermayesinin büyük bir kısmı uçucu ve hayali bir varlığa dönüşür diyordu ki 2008 krizinin bu açıdan baktığımız zaman 250 yıl önceden gördüğünü söyleyebiliriz herhalde diye düşünüyorum. Şimdi burada şey kritik sorusuna gelelim isterseniz. Yayının başında bahsetmiştim. Eee Adam Smith bugün yaşasaydı Türkiye ekonomisine ne derdi? Önce şunu söylemek lazım. Smith’i bugünün vahşi kapitalistleriyle kesinlikle ve kesinlikle karşılaştırmamak ve karıştırmamak gerekiyor. Smith insan odaklı bir düşünür. Benim en azından okuduğum, gördüğüm, yorumladığım kadarıyla ekonominin amacı insanları zenginleştirmek, refahlarını arttırmaktı. Ama piyasa bunu başarıyor. Başaramıyorsa da devlet müdahale etmeliydi.” diyen biri. Enflasyon konusunda mesela Türkiye’de mevcut malum bir sorun yani uzunca bir süredir. E Smith ne derdi diyeceksek eğer tabii para arzı artışının enflasyona yol açtığını söylerdi bence. Eee ki asıl vurgusu aslında belki üretim yetersizliği olurdu. Çünkü Türkiye’de üretim yapısı bozuk, ithalata bağımlı, katma değerli üretim yapamayan bir sektörel yapı var. İşte enflasyonun asıl nedeni bu derdi muhtemelen. Eee ki para politikasıyla geçici çözümler bulabilirsiniz ama kalıcı çözüm üretimde derdi. Eee ve hatta belki de şöyle derdi. Yani tam olarak ifade edecek olursak bakın siz sürekli hammadde ithal edip basit montaj yapıyorsunuz. Sonra da döviz kurulundaki dalgalanmalar sizi vuruyor. Çözüm nedir? işte iş bölümünü derinleştirin, uzmanlaşın, yüksek katma değerli ür ürünler üretin. Ama bunun için de eğitim şart derdim muhtemelen. Hani kendi bakış açısıyla baktığımız zaman ki faiz konusu da ilginç. Yani Smit faizi meşru görüyordu ama aynı zamanda fahiş faizden işte tefecilikten de bahsediyor eserlerinde ki yüksek faizin üretimi baltaladığını da biliyordu. Ki bugün yaşasaydı muhtemelen hani faiz piyasa tarafından belirlenmeli ama Merkez Bankası’a görevleri var. İşte finansal istikrar, ekonomik büyüme vesaire derdi. Bunlar için bunlar faiz politikasında kullanılabilir. Ama dikkat edelim faiz sadece bir araç. Asıl mesele verimli yatırımlarını teşvik etmek derdi muhtemelen. Gelir dağılımı ataletsizliğinde de Türkiye’de bir şeyler söylerdi herhalde. Çünkü eee eşitsizliğin farkında bir olan biri ve hatta diyordu ki yüzlerce insanın emeğiyle bir kişi zengin oluyor. Bu adil mi? Ki buna da net bir cevap veremiyordu ama rahatsız olduğu belli. E yazdıkların satır aralarından. Bence ki bugün de muhtemelen geçseydi şöyle derdi diye düşünüyorum. Evet piyasa ekonomisi zenginlik yaratıyor ama bu zenginlik adil dağılmıyor ki üstelik Türkiye’de rekabet yok. Tekelleşme var. Rant ekonomisi var. Bunlar benim tarif ettiğim piyasa ekonomisi değil. Bunlar piyasanın çarpıklıkları derdi diye düşünüyorum. Ünlü de bir sözü var bu arada Smith’in. Belki duymuşsunuzdur. Bir ulusun zenginliği en alt kesimlerinin durumuna bakarak anlaşılır. Yani millerlerimiz olabilir, trilyonellerimiz olabilir ama sokakta aç insan varsa o ülke zengin değildir demek istiyor aslında. Orada da belki işte bilmiyorum açab çok modern an bunları biraz da anakronik yorumluyoruz ama işte kurdahaleleri, fiyat kontrolleri konusunda da muhtemelen haklı eleştiriler yapardı. Bunlar genelde sorunu çözmüyor, daha da büyütüyor derdi. Ama belki şunu da eklerdi yani. Peki insanlar temel gıdaya ulaşamıyorsa ne yapacağız? Devlet hiç mi müdahale etmeyecek ki? Bence işte dediğin gibi sivil pragmatist bir eee düşünürdü. İdeolojik değil pratik eee çözümler arardı ve şöyle derdi bence kısa vadede devletin müdahale etmesi lazım ama uzun vadeli çözüm yine üretim kapasitesini arttırmak. İşte tarımda verimi arttırın. Gıda sanayini geliştirin. Sonra zaten fiyat kontrollerine ihtiyaç kalmaz derdi diye düşünüyorum. eee, özelleştirmeler veya özel mülkiyet konusunda da aslında düşünceleri gen özel mülkiyeti savunan biri tabii ki zaten ama aynı zamanda doğal teklerin tehlikesini de bilen biri. Biliyorsunuz orada monopollerle ilgili bir yayın yaptık geçenlerde. Orman yangınları neticesinde işte elektrik dağıtım şirketlerinin monopol olarak özel sektörde kalmasıyla ilgili izleyen, izlememiş olanlar, kaçıranlar bakabilirler o yayına. Eee, orada elektrik, su, eee, doğalgaz gibi altyapı hizmetlerinde rekabet olmazdı. Bunları özelleştirirseniz özel tekeller yaratırsınız derdi Simit. ki devletin yapması gereken işler var diyordu ki özel sektörün kar edemeyeceği ama toplum için gerekli olan işler. İşte bunları devlet yapsın derdi muhtemelen diye düşünüyorum. Eee eğitim konusunda görüşler son derece modern. Hani devlet herkese temel eğitim vermeli. Çünkü cahil bir toplumda, eğitimsiz bir toplumda demokrasi olmaz, ekonomi gelişmez. Eğitim sadece bireysel değil toplumsal bir yatırım derdi. Eee Türkiye’nin eğitim sisteminde muhtemelen şöyle derdi: ezbere dayalı yaratıcılığı öldüren bir sistem var. İş bölümü dediğimiz gibi eğitimde de uzmanlaşmak gerekiyor ama aynı zamanda genel kültür de şart. Hem teknik beşeri hem eleştirel düşünce derdi diye düşünüyorum. Tabii rant ekonomisine çok ciddi tepki verirdi herhalde. Yani Ricardo’dan önce tabii rantorisi tam gelişmemişti. Onu da söylemek lazım. Ricardo kısmında bunu konuşacağız klasiklerde ama üretmeden kazanç elde etmenin ekonomiye zarar verdiğini biliyordu. İşte arsa spekülasyonu, faiz lobisi, ithalat tekelleri, bunların hiçbiri aslında Smith’in hani tahayyül ettiği piyasa ekonomisi değil aslında. Bunu da söylemek lazım. Dolayısıyla şey derdi herhalde yani burada da siz üretken faaliyetlere değil de rant alayışı arayışına yatırım yapıyorsunuz. Bu ekonomiyi büyütmez. Sadece mevcut pasta farklı şekilde paylaştırılır. Asıl mesele pastayı büyütmek derdi. Bu da rant ekonomisiyle olmaz derdi bence. Eee yönetim konusunda da e ilginç fikirler söylerdi diye düşünüyorum. Kamu yönetiminin şeffaf olmalı, hesap verebilir olmalı. Çünkü insanlar vergilerin neye harcadığını bilmeli diye bir sözü var yine kitapta. Bu çok modern bir yaklaşım bence. Hatta yani 250 yıl evveline baktığımız zaman ki bugün yaşında da muhtemelen yolsuzluğa, nepotizme çok sert tepki gösterirdi. Devlet kaynakları eee sadece belli bir azınlığın cebine giriyorsa bu hem adaletsizlik hem de verimsizlik yaratır. Eee derdi diye düşünüyorum. Şimdi Smith’in aslında belki Adam Smith’in yani belki de eee en önemli mirası şuydu diyebiliriz. Ekonomiyi ideolojiden ayırmıştı. Ne vahşi kapitalizm savunmuş ne devletçilik. Pragmatik bir yaklaşım benimseyen biri. Piyasa işe yarıyorsa piyasa, devlet müdahalesi gerekiyorsa devlet müdahalesi ki görünmez el metaforu da aslında bence yanlış anlaşılıyor. Çünkü Smith görünmez el her şeyi çözer demiyordu. Kesinlikle diyordu ki belirli koşullarda insanların bireysel çıkarları toplumsal faydaya dönüşebilir. Ama bu koşullar sağlanmazsa görünmez el yumruk olur. Güçlü zayıfı ezer. Ve tabii şunu da unutmamak lazım. Smith aslında bir ahlak filozofu, ahlak felsefesi profesörü. İnsanların sadece para kazanmak için yaşamadığını da biliyor. Mutluluk, saygınlık, toplumsal bağların, insanların hayatlarının ne kadar önemli olduğunu bilen bir insan. Dolayısıyla bugün mesela gayri safi yurttiş alsa ekonomik büyüme fetih işimiz fetihşizmine ne derdi? Herhalde bir ülkenin zenginliği sadece ürettiği mal miktarıyla ölçülmez derdi diye düşünüyorum. Eee yani aslında tabii merkantilist bakış açısına karşı eee işte gayri safi yurtçi hasıl veya üretimi öne çıkartıyor ama tek başına da bunun yeterli olmayacağını bilen biri Adam Smith. E dolayısıyla şunu söylemek lazım. Belki de Adam Smith’i okurken bence çok dikkatli olmak gerekiyor. Yani onu kendi ideolojimize alet etmemek lazım. Ne ultraliberaller gibi hani devlet düşmanı yapmalıyız onu ne de belki de devletçiler gibi görmezden gelmeliyiz. Daha hani kamu müdahalesini savunanlar gibi görmezden gelmeliyiz. Çünkü Smith dengeli, pragmatik, insan odaklı bir düşünür bence. Ve belki de aslında şunu da söylemek lazım. Umutlu bir düşünür. Y insanlığın ilerleyeceğine, refahın artacağına, yoksulluğun azalacağına inanan biri. Ama bunun kendiliğinden olmayacağını da biliyor. Yani doğru kurumlar, doğru politikalar, eğitimli bir toplum gerekiyor. Bunu da söylüyor aslında. E Adam Smith hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bu bölümde bunu ele aldık. Adam Smith’i ele almaya çalıştık ki gördüğümüz gibi de aslında bence Smith eee klişelerin çok ötesinde bir düşünür. Ne vahşi kapitalizmin babası ne de devlet düşmanı. Dengeli, akılcı, insan odaklı bir yaklaşımın öncüsü diyebiliriz kendisine. Şimdi bir sonraki yayında bu seride ki işte yani tam %100 daha henüz netleşmedi ama herhalde 15 civarı bir bölüm olacağını düşünüyorum. Eee, bir sonraki bölümde klasik okulu inceleyeceğiz. Davrardo’nun rant teorisien bahsedeceğiz. Maltus’un nüfus teorisinden, e, işte say yasasından, Jem Say değil. Kendisini de sevgiyle analım ama o da çok değerli bir bilgisayar mühendisi, profesörü biliyorsunuz Boğaziçi Üniversitesi’nde. Bu sayısası başka. Jean Baptist Say. Eee, klasik okulun körlükleri nelerdir? Bunları konuşacağız. Eee, daha sonradan Marx’la devam edeceğiz. İşte neoklasiklerle devam edeceğiz. Kanes’le devam edeceğiz. Böyle böyle gidecek. E, lütfen videoyu beğenmeyi, paylaşmayı unutmayın. işte hype verebiliyorsanız hype, like verebiliyorsanız like. Eee eğer katıl butonuyla maddi destek sağlamak isterseniz bunu da yapabilirsiniz. Gelirlerimizin Darfak eğitim kurulumlarıyla paylaşıldığını bilmenizi isterim. Eee ve yorumlarınızı lütfen esirgemeyin. Lütfen eee videonun altına da yorumlarınızı yazın. Adam Smith’in fikirlerinin bugün için geçerli olduğunu düşünüyor musunuz, düşünmüyor musunuz? Hangileri geçerli, hangileri değil? Bunları da yazarsanız size minnettar kalırım. Şimdilik bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diliyorum. M.