Arjantin Nasıl Çöktü? Dünyanın En Zengin Ülkelerinden Biri Kriz Batağına Nasıl Saplandı?
Bu Bölüm Hakkında
Bu bolumde Arjantin'in 19. yuzyil sonundan 1976 askeri darbesine kadar olan ekonomik ve siyasi donusumu inceleniyor. 20. yuzyil basinda dunyanin en zengin ulkelerinden biri olan Arjantin'in, oligarsik liberalizmden peronist sosyal demokrasiye gecis sureci, Juan Peron'un adalet doktrini, ithal ikameci sanayilesme politikalari ve Eva Peron'un sosyal devlet hamlesi ele aliniyor. Peronizmin ekonomik celiskileri, enflasyon sorunu ve askeri darbelerle kesintiye ugrayan demokratik surecler analiz ediliyor. Arjantin deneyiminin Turkiye icin de dersler barindirdigi vurgulaniyor.
Ele Alınan Konular
- Arjantin'in 20. yuzyil basindaki ekonomik zenginligi
- Peronizm ve adalet doktrini
- Ithal ikameci sanayilesme politikalari
- Eva Peron ve sosyal devlet hamlesi
- Askeri darbeler ve siyasi istikrarsizlik
- Arjantin-Turkiye paralellikleri
Herkese merhabalar. Ülke ekonomileri serisine devam ediyoruz ve bugünkü durağımız ülke ekonomileri serisinde Arjantin. Arjantin’de ilk bölümünü yapacağız. Eee, Arjantin ekonomisinin trajik dönüşümü aslında iki bölümde inceleyeceğimiz bir analiz olacak ve sadece aslında bir gene ekonomik analiz de değil aynı zamanda bugünün Türkiye’si içinde kritik dersler barındıran bir hikaye diye düşünüyorum. Çünkü Arjantin ilginç bir ülke. Yani 20. yüzyılın başına baktığımız zaman dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi. Kanada’dan bile daha zengin bir ülke. Nasıl olduğu da kronik kriz salmanlığına girdi 20. yüzyıl boyunca bu Arjantin deneyimi hakikaten kalkınmanın, kalkınma dediğimiz olgunun ne kadar kırılgan olduğunu ve sosyal adalet arayışının da aslında nasıl ekonomik istikrarsızlığa dönüşebileceğini gözler önüne seren bir örnek. Şimdi bugün hepimiz biliyorsunuz Arjantin’i nasıl biliyoruz? Bilenler işte enflasyon, borç krizi ve ekonomik istikrarsızlık değil mi? Ama aslında çok az kişi biliyor ki 20. yüzyılın başında Arjantin kişi başına gelir de dünya sıralamasına ilk 10 ülke arasındaydı. Ya bu Paris’in görkemli bulvarları gibi. Buenes Aires’in işte Avenida Korentesi dinamin en şık caddelerinden bir tanesiydi. Arjantinli aristokratlar Avrupa’da saraylar satın alıyor. Çocuklarını Paris’te okutuyorlardı. Arjantin ne kadar zengin diye bir deyim vardı aslında. Rico Comun Argentino İspanyolcasıyla o dönemin en popüler ifadelerinden bir tanesi. Peki nasıl değişti bu? Yani sadece kötü yönetimle mi değişti yoksa daha yapısal sorunlar mı vardı? İşte bugün anlatacağımız hikaye aslında liberal ekonominin ve popülist politikaların çelişkilerinin neden olduğu trajik bir serüveni gösterecek bize. Arjantin’in deneyimi de aslında gelişmekte olan ülkelerin kalkınma stratejileri için hem ümit verici hem de uyarıcı dersler balınıyor. Türkiye’de bunlardan bir tanesi. Şimdi 19. yüzyılın sonunda Arjantin küresel kapitalist sistemin o zamanki dönemin eee şartları altında en başarılı hikayelerinden bir tanesi. Pampa ovalarının sınırsız verimli toprakları İngiliz sermayesinin teknolojik yatırımlarıyla buluşuyordu ve demir yolu ağı Buenes Ares limanından ülkenin en ücra köşelerine kadar uzanıyordu. Sadece ulaşım devrimi demek değil aslında bu. Aynı zamanda modern pazar ekonomisinin de doğuşuydu ki Arjantin’in bu dönemdeki başarısı küresel iş bölümündeki stratejik konumundan kaynaklanıyordu. Birazcık da olsa İngiltere sanayileşirken hammadde ve gıda ihtiyacını karşılamak zorundaydı. Arjantin ise et, buğday ki hala Arjantin etleri ünlüdür. Biliyorsunuz et, buğday, yün ve deri konusunda hakikaten mukayeseli üstünlük dediğimiz o üstünlüğe sahipti. Yani eee mükemmel bir eşleşmeydi aslında bu. İngiliz sermayesi Arjantin’e akıyordu. Demir yolu, liman, soğuk hava depoları inşa ediyor. Karşılığında da Arjantin’in hammaddelerini İngiltere’ye gönderiyorlardı. Ama tabii işte burada bu görkemli tablonun arkasında çok derin çelişkiler de vardı. Bunu da görmek lazım. Toprak mülkiyeti inanılmaz derecede eşitsiz dağıtılmıştı. İşte Latifundiya denilen dev çiftlikler ülkenin en verimli topraklarını kontrol ediyordu. Bu toprakların sahipleri işte Estansiero olarak bilinen oligarşik ailelerdi. Bu aileler sadece ekonomik güce değil siyasi güce de siyasi iktidara da sahiplerdi ve Arjantin Cumhuriyeti’nin kurucu anayasası açıkçası bu oligarşinin çıkarlarını koruyacak şekilde tasarlanmıştı. İşçi sınıfının büyük kısmı ise göçmenlerden oluşuyordu. Özellikle İtalyan, İspanyol, yer Alman göçmenler işte bu Pampa çiftliklerinde, Buanesires eee de işte liman işlerinde çalışıyorlardı. Bu göçmenler sadece iş gücü de değil aynı zamanda Avrupa’nın yer sosyalist fikirlerini de getirmişlerdi Arjantin’e. Anarşist ve sosyalist örgütlenmeler de başlamıştı. İlk sendikalar kuruluyordu. Sınıf bilinci gelişiyordu yavaş yavaş. 19. yüzyılın e sonuna doğru. 1890’larda yaşanan ilk büyük ekonomik kriz işte bu modelin kırılganlığını gösterdi Arjantin için. Dış borç patlamıştı. İngiliz yatırımcılar burada paniklediler ve işte PESO, Arjantin Peso’su dramatik şekilde değer kaybetmişti ki bu kriz Arjantin’in dışa bağımlılığının bedeli olduğunu gösteriyordu. Ekonomik büyüme tamamen dış konjonktüre bağlıydı. Dünya piyasalarında bir sarsıntı olduğunda Arjantin derhal etkileniyordu. Yine de 20. yüzyılın başında 1900-1930 arası dönem işte Arjantin işte Bella Epo yani işte iyi dönem güzel dönem olarak adlandırılır. Buenes Aires Paris’e benzetiliyordu. İşte Colon operası dünyanın en prestijli opera evlerinden bir tanesiydi. Arjantinli yazarlar Paris’te eser veriyorlar. Tango müziği küresel bir fenomene dönüşmüştü ve Arjantin kültürü adeta Avrupa’yla yarışıyordu. Ama işte bu görkemin altında ciddi sosyal gerginlikler vardı. Poligarşi ile işçi sınıf arasındaki uçurum yavaş yavaş derinleşiyordu. O trajik hafta olarak bilinen Semana Trajika 1919’da yaşanan bir olay. Bu gerginliğin patladığı bir anda aslında. Metalji işçilerinin grevi, maden işçilerinin grev genel bir ayaklanmaya dönüştü. Ordu müdahale ediyor, yüzlerce kişi ölüyor. Ki bu olaylar aslında işte bu oligarşik sistemin sürdürülebilir olmadığının da adeta bir kanıtıydı. Şimdi dönüm noktası ne zaman oldu diye soracaksınız Arjantin’in. Belki de tek bir tarih vermek gerekirse tabii ki bir süreçle olan bir şey ama 1929 büyük Bahra büyük buhranı Great Depression işte Amerika’da başlayan bu Charlie Chaplin filmlerinde gördüğümüz Türkiye’yi de etkileyen yer yer eee bahsediyorum kayıt dışı iktisatta bu Büyük Burhan’dan bu Arjantin için bir dönüm noktası oldu. Çünkü dünya piyasalarında tarım ürünleri fiyatları çöktü. İngiliz yatırımları durdu. ihracat gelirleri dramatik şekilde azaldı ve işte bu oligarşik model ciddi bir çöküş yaşamaya başladı. Bu kriz sadece ekonomik de bir kriz değildi. Aynı zamanda siyasi bir değişimin de başlangıcıydı. Çünkü 1930’da askeri bir darbe oldu Arjantin’de. Demokratik süreç kesintiye uğradı ve paradoks da şurada şuydu. Bu darbe aynı zamanda Arjantin’in modernleşmesinin de aslında ilginç paradoksal bir şekilde başlangıcı oldu. Çünkü askeri yönetim 1930’da gelen askeri yönetim dışa bağımlılığın tehlikelerini görmüş ve yerli sanayinin geliştirilmesi gerektiğini inanmıştı. İşte ithal ikameci sanayileşme politikaları ilk kez bu dönemde sistematik olarak uygulanmaya başladı. Tüm dünyada olduğu gibi aslında birazcık gümrük duvarları yükseltildi. Yerli üretim teşvik edildi. Devlet sanayileşmesinin öncüsü rolünü üstlenmeye çalıştı. Merkez Bankası Türkiye’ye de çok benzer aslında. Birkaç yıl sonra Türkiye’den 1935’te kuruldu. Bu sadece parasal istikrar için de değil. Tabii aynı zamanda kalkınmanın finansmanı için de kritik bir eee gelişmeydi diyebiliriz. Ve bu dönüşüm sürecinde Arjantin küresel kapitalist sistemdeki konumunu yeniden tanımlamaya çalışıyordu. Artık sadece hammadde ihracatçısı olmak istemiyordu. Kendi sanayisini kurmak, teknolojik bağımsızlık kazanmak istiyordu ki bu dönem için o ya bu yani bu gelişme aslında o dönem için çok radikal bir projeydi. Çünkü gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin hammadde ihracatçısı olarak kalmasını istiyorlardı bir yandan. Ama bu dönüşüm kolay olmayacaktı Arjantin için. Çünkü Arjantin’in geleneksel elit sınıfları serbest ticaret sisteminden faydalanıyorlardı. toprak sahipleri tarım ürünleri ihracatından kazança çıkıyorlardı. İthal ikameci politikaları işte bu çıkarları tehdit ediyordu ve hali de siyasi çatışma kaçınılmazdı. Bu noktada 1943’te bir başka askeri darbenin gerçekleştiğini görüyoruz. Burada darbenin içerisinde genç bir suban var. Juan Domingo Peron ki sadece askeri değil aynı zamanda sosyal reformcu kimliğe sahip biri. Çalışma Bakanlığı görevinde işçi haklarını güçlendiren reformlar yapıyor ve bu nedenle işçi sınıfının da eee sevgisini kazanıyor. 1946’da cumhurbaşkanı seçiliyor ve bu seçim aslında Arjantin tarihinin en önemli dönüm noktalarından bir tanesi oluyor. Çünkü Peron, Juan Peron sadece eee başka bir politikacı değil Arjantin için. O tamamen yeni bir toplumsal proje getiriyordu Arjantin’e. Justisiyalismo yani adalet doktrini. Peronizm eee bir siyasi eğer düşünceyse eğer kapitalizm ve sosyalizm arasında bir üçüncü yol olduğunu iddia ediyordu. Ne liberal kapitalizmin vahşi rekabetini kabul ediyordu ne de marksist sosyalizmin sınıf mücadelesini benimsiyor. Bunun yerine ulusal birlik temelinde devlet öncülüğünde bir kalkınma modeli öneriyordu. Ki bu modelin de peronizmin üç temel ilkesi vardı. Birincisi siyasi egemenlik, eee, ekonomik bağımsızlık ikincisi ve sosyal adalet. Üçüncüsü siyasi egemenlik emperyalist güçlere karşı ulusal bağımsızlığı ifade ediyordu. Ekonomik bağımsızlık ithal ikameti sanayileşmeyle yerli üretimin yerli ekonominin güçlendirilmesini hedefliyordu. Sosyal adalet ise işçi sınıfın yaşam standartlarına yükseltilmesi demekti ki Peron’un ekonomi politikaları aslında o dönem içinde yine baktığımız zaman ve Arjantin için baktığımız zaman devrimci nitelikteydi denebilir. Demir yolları, telefon şirketleri, gaz şirketleri millileştirildi. Bu sadece ulusalcı bir politika da değil. Aynı zamanda ekonomik kaynakların ulusal kalkınma için kullanılması eee stratejisiydi. Merkez Bankası’nın rezervleri sanayi yatırımlarına yönlendirildi. Eee ithal ikameci sanayileşme politikaları sist sistematik hale getirildi. Gümrük duvarları yükseltildi. Yerli sanayicilere ucuz kredi sağlandı. Teknoloji transferleri desteklendi. Devlet eee stratejik sektörlere bizzat yatırım yaptı. Burada amaç Arjantin’i gelişmiş bir sanayi ülkesi haline getirmekti. Ki en önemli yenilik ise işçi haklarının anayasal güvence altına alınmasıydı. 1949’da çıkarılan 1949 anayasası çalışma hakkını, sosyal güvenlik hakkını, grev hakkını temel hakları olarak tanıdı. Sendikalar güçlendirildi. Toplu pazarlık sistemi geliştirildi. İşçi sınıfının siyasi temsili e arttırıldı. Burada peronizmin sosyal ki işte filmden Madonla oynamıştı galiba biliyorsunuzdur. Peronizmin sosyal boyutunun e sembolik lideri Eva Peron yani Evita’ydı. Bir first ladydi işte aslında işte başkanın eşi ama aynı zamanda sosyal devrim hareketinin de öncüsüydü. Kadın haklarının, işçi haklarının, yoksulluk haklarının adeta savunucusuydu. İşte bu Evita’nın kurduğu Evaperon Vakfı eee modern refah devletinin temellerini attığı söylenir. Bu vakıf sadece bir hayırseverlik kurumu da değil aslında. Sistematik sosyal politika uygulayan bir devlet mekanizması oldu. Hastaneler kuruldu, okullar açıldı, işçi tatil köyleri inşa edildi, yaşlı bakım evleri kuruldu. Ki burada aslında işte en devrimci yenilik kadın haklarındaydı. 1947’de kadınlara oy hakkı verildi ki bu Evita’nın mücadelesinin sonucuydu. Kadın işçilerinin hakları güçlendirildi. Eşit işe, eşit ücret ilkesi kabul edildi. Kadın örgütlenmeleri desteklendi. Kiita’nın ölümü 1952de yine filmden izleyenler belki bilirler. Arjantin toplumunda derin bir iz bıraktı. Cenazesinde milyonlarca kişi sokağa döküldü. Ki bu sadece duygusal bir reaksiyon değil aynı zamanda sınıfsal bilincin de göstergesiydi. Çünkü Evita ezilen sınıfların umudunun simgesiydi adeta. Peronizmin peki ekonomik çelişkileri var mıydı yok muydu diye sorulabilir bu noktada ki var. Pek çok var aslında baktığımız zaman. Çünkü ilk döneminde ekonomik başarıların elde edildiğini görüyoruz. Evet. Sanayileşme hızlandı, işçi ücretleri arttı. Gelir dağılımı iyileşti, sosyal harcamalar genişledi. Arjantin yine Latin Amerika’nın en gelişmiş ülkesi konumuna geldi. Ama bu başarıların aslında işte bir sürdürülebilirlik sorunu vardı. Eee, ithal ikameci sanayileşme başlangıçta kolay aşamalardan geçiyordu. Tüketim malları üretimi gelişmişti ama ara mal ve yatırım malları üretimine gelindiğinde yetersizlikle karşılaşıldı. Çünkü bunu sanayi ithal girdilere bağımlıydı esasen. İşte burada dış ticaret dengesinin bozulmaya başladığını, sanayileşme hızlandıkça ithalatın arttığını ama ihracatın aynı hızda artmadığını eee tespit edebiliyoruz. Tarım sektörü biraz ihmal edildi. Sanayileşme leyhine. Toprak reformu yapılmamıştı. Tam olarak tarımsal verimlilik oldukça düşüktü. Aslında burada en kritik soru finansman meselesiydi. Sanayileşme yatırımları çok büyük bir kaynak eee gerektiriyordu. Ama tabii bu kaynak nereden girecek eee sorusuyla karşı karşıya kalındığında Peron hükümeti para basma çözümüne başvurdu. Merkez Bankası hükümet kredi verdi. Bu kısa vadede büyümeyi destekledi ama enflasyonu da tetikledi ki aslında enflasyon sorunu eee peronizmin temel çelişkisini ortaya koydu. Bir yandan işçi ücretlerini arttırarak sosyal adaleti sağlamaya çalıştılar ama öte yandan sanayicilere kar marjı tanıyarak sermaye birini destekliyorlar. Bu iki hedef işte birbirleriyle çelişiyordu. Çünkü ücret artışları maliyetleri yükseltiyor, enflasyonu körüklüyordu. Dış politikada da sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Soğuk Savaş döneminde işte Arjantin’in bağımsızlık politikası Amerika Birleşik Devletleri’ni rahatsız etmeye başladı. Marshall planından dışlandı Arjantin. Marshall yardımlarından. Amerikan yatırımları azaldı. Avrupa pazarlarına erişim zorlaştı ve 1950’lerin ortasından itibaren peronizm artan sınıfsal gerginliklerle karşılaşmaya başladı. Eee, orta sınıflar enflasyon nedeniyle alım güçlerini kaybetmeye başladılar. Geleneksel elit sınıflar bu ulusallaştırma politikalarından rahatsız olmaya başladılar. Katolik kilisesi ki Arjantin için oldukça önemli laiklik politikanı kabul etmiyordu. En önemlisi Amerika ve İngiltere’nin peronizme karşı sistematik mücadelesi başlamıştı. Çünkü Peron’un başarısı diğer Latin Amerika ülkelerine örnek oluyordu. Ulusal kalkınma modeli emperyalist çıkarları tehdit ediyordu. 1955’te Peron’a karşı bir askeri darbe Peron sürgününe gönderiliyor. Peronist parti yasaklanıyor. Sendikalar bastırılıyor. İtalikameci politikalar terk ediliyor ve yeniden dışa açılma politikası başlıyor. Ama peronizmin siyasi bir hareket olarak yok olmadığını görüyoruz. Çünkü işçi sınıfının derinlerine kök salmış bir hareket. Sendikalar gizli örgütlenmeye devam ediyorlar. peronist direniş başlıyor. Arjantin’in siyaseti peronist ve antiperonist olarak ikiye bölünüyor. Ki bu kutuplaşma Arjantin’in siyasi istikrarsızın da temel nedeni hale geliyor. Demokrasi dönemlerinde peronistler seçimleri kazanıyor. Sonrasında antiperonist güçler darbe yapıyor. Darbe dönemlerinde peronistler direniyor. Sistem krize giriyor ki bu kısır döngü uzun yıllar Arjantin’de devam edecekti. İşte o 1955-176 arasındaki dönem 2021 yıllık bir dönem. Arjantin’in en çelişkili yılları. Bir yandan ekonomik büyüme devam ediyor. Yer yer sanayileşme ilerletiliyor. Teknolojik gelişmeler kaydediliyor. Öte yandan siyasi istikrarsızlık kronikleşmiş vaziyette darbe, demokrasi, darbe döngüsü var. Bu dönemde IMF de Arjantin ekonomisine yer yer müdahale etmeye başladı. İlk işte stabilizasyon programları uygulandı. Devalasyon politikaları izlendi. Serbest piyasa reformları denendi. Ama bu politikalar hep sosyal direnişle eee karşılaştı. Eee en ilginç gelişme eee geril hareketinin ortaya çıkması. İşte Monteneros, ERP gibi örgütler silahlı mücadeleye başladılar yer yer. Ki bu sadece siyasi değil aynı zamanda sosyal bir mücadele hareketi aslında. Gençlik, işçi sınıfı, aydınlar radikalleşiyordu. 1973’te Peru’nun geri dönüşünün gerçekleştiğini görüyoruz. Sonrasında 18 yıllık sürgünden sonra tekrar cumhurbaşkanı seçiliyor. Ama bu dönüş beklenen mucizeyi yaratmıyor. Arjantin ekonomisi çok karmaşık bir hale gelmişti. Dünya ekonomisi Peron’un ilk dönemine göre oldukça değişmişti. Peron’da yaşlanmıştı zaten ve eski reçeteler artık işlemiyordu ki Peron’un 1974’te ölümü derin bir siyasi krize yol açtı. Yeni eşi Izabel Peron cumhurbaşkanı oldu ama kontrolü kaybetti. Ekonomik kriz derinleşti. Enflasyon %600 lira çıktı. Siyasi şiddet arttı ve toplumsal kutuplaşma doruk noktasına ulaştı. Ve yine 1976’da bu sefer yine gerçekleşen bir askeri darbe Arjantin tarihinin en kanlı dönemini başlatacaktı. İşte prosez olarak bilinen askeri yönetim sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir dönüşümü de hedefliyordu. Peronist model tamamen terk edilecekti. Neoliberal politikalar uygulanacaktı ki bu sadece ekonomi politikası değişikliği de değil aynı zamanda toplumsal projenin değişimi demekti. İşçi sınıfının kazanımları geri alınacaktı. Sosyal devlet tasfiye edilecekti. Sendikalar etkisizleştirilecek. Piyasa mekanizmaya egemen kılınacaktı. Bir nevi Türkiye’de olanın benzeri gibi düşünülebilir. İşte bu 1870-1976 arası dönem bizim eee Arjantin eee bu ülke ekonomileri serisinde Arjantin’e bakacağımız ilk eee video olacak ve aslında bunu Arjantin’in en dramatik yüzyılı yüzyıldan biraz fazla bir dönem ama 106 yıllık bir dönem ama Arjantin’in en dramatik yüzyılı diyebiliriz. Hani oligarşik liberalizmden popülist sosyal demokrasiye, oradan askeri eee neoliberalizme geçiş yaşanan bir dönem aslında ki bu sadece Arjantin’in de hikayesi değil. Aynı zamanda Latin Amerika’daki pek çok ülkenin hikayesi ve kaderi adeta. Eee bir de bu peronizmin hani mirasının değerlendirilmesi açısından baktığımız zaman da aslında bunun da karmaşık bir konu olduğunu görüyoruz. Çünkü peronizm bir yandan sosyal adaleti, ulusal bağımsızlığı, işçi haklarını güçlendiriyor. Evet. Ama öte yandan ekonomik sürdürülebilirlik sorunları yaşıyor. Siyasi kutuplaşmaya yol açıyor. Demokrasi kültürünü zayıflatıyor. Ama tabii şunu da unutmamak lazım. Peronizm sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel bir devrim yaratan da bir siyasi düşünce akımı. işçi sınıfının öz saygısını güçlendiriyor, kadın haklarını ilerletiyor, sosyal eşitlik idealini yerleştiriyor Arjantin’de ki bu kazanımlar sonrasında gelen askeri darbelere rağmen korunuyor. Bir sonraki videoda, Arjantin’in bir sonraki videosunda eee Arjantin’in 1976 sonrası hikayesine bakacağız ki tamamen farklı bir hikaye. Neoliberal dönüşüm, borç sarmalı, IMF müdahaleleri, hiperenflasyon, sosyal çöküş bu dönemin karakteristik özellikleri arasında. Şimdi bun Arjantin yine kayıp 10 yılları maalesef krizlerin bir nevi kronikleşme süreci olacak. Lütfen yorumlarınızı eee yapmayı unutmayın. Arjantin’e devam ediyoruz. Hindistan’la sonrasında devam edeceğiz. Sonraki ülkeyi henüz belirlemedim. Eee hatta ülkeleri belirlemedim diyelim. Dünyadaki bütün ülkelere mümkün mertebe bakmaya çalışacağız belli başlı ülkelere. Ama eee hani hangi ülkelerle devam edeceğiz hani ona karar vermiş değilim açıkçası. O yüzden görüşlerinizi yazabilirsiniz. Yorumlarınızı, paylaşımlarınızı mutlaka beklerim lütfen. Süper teşekkür. Hype, beğeni bunlarla lütfen kanalı desteklemeyi ihmal etmeyelim. Bunlar dediğim gibi bana motivasyon oluyor. Kanalın gerileri de dediğim gibi bağış olarak gittiği için zaten benim için ayrı bir motivasyon kaynağı ki aynı zamanda bir de eee şuradan kitabı da göstereyim. Hazır birazcık da zamanımız varken hani 20 dakika dolmamışken diyelim. Bu hesapta bir gariplik var. Ekonomiyle kandırılmak ikinci baskısı yapıldı. Kırmızı Kedi yayınevinden. Lütfen kitabı da aslında alabilirseniz eğer. Kitapla ilgili düşüncelerinizi de bekliyorum. Yorumlarda bana çok sayıda okuma listesi soruluyor. Hangi kitapları okuyalım? Bize kaynak önerir misiniz soruları geliyor. Aslında kitaba bakarsanız kitapta her bölümün sonunda eee sadece bir kaynak listesi yok. Açıklamalı kaynak listesi var. Yani o kaynağın aslında ne anlattığı ile ilgili birkaç cümle de yer alıyor. Dolayısıyla açıklamalı kaynak listesini aslında kitapta bulabilirsiniz. E onu da bu vesileyle buradan vurgulamış olayım. Eee bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Eee beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diliyorum. Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın. Yeah.