Atatürk’ün Şehrine Giderken: Selanik, Balkan Savaşı ve Yunanistan Yolları
Herkese sıcak bir Selanik sabahından günaydınlar. Bugün pazartesi günlerden 29 Haziran. Bugün kadarıyla ve sabah saat sekiz çeyrek ve hava sıcaklığı şu anda 27 derece.
Şimdi diyeceksiniz ki siz otele gitmiştiniz, ne alakanız var, nerelerdesiniz? Şu anda bir okul bahçesindeyim. Yaz kampına katılacak kızın bir okulu, onun bahçesindeyim. Otoparktan onu bıraktım.
Okul burası. Şimdi de şehir merkezine geri dönüyoruz. Yaklaşık bir 20 dakikalık yol şehir merkezine giden yol.
Ben de işte o sırada Selanik manzaraları eşliğinde biraz konuşurum belki diye düşündüm. 20 dakikalık yol boyunca, 22 dakika hatta tam olarak. Aslında bu yolu çekmiştim, tam şehir merkezine giderken mi çekmiştim hatırlamıyorum.
Yani en azından bu gidiş geliş yolunu geçen senelerde bir miktar çektiğimi hatırlıyorum. Şu anda tabii sabah trafiği var ufak da olsa. Tabii yani İstanbul’la vesaire falan kıyaslanmaz.
Türkiye’deki aslında herhangi bir şehirle kıyaslanmayacak bir sabah trafiği var sadece. Yani işte 8,5 kilometre gideceğim. Şehir merkezi Beyaz Kule yaklaşık 8,5 kilometre uzaklıkta burada.
22 dakika gösteriyor makul. Kırmızı gösteriyor GPS ama İstanbul şartlarına göre veya büyükşehir şartlarına göre çok makul bir süre bence. Sonuçta insanlar tabii şehir merkezindeki işlerine gidiyorlar.
O yüzden bu bir çevre yolu, Selanik çevre yolu şu anda ona çıkıyoruz. Bir yoğunluk var böyle bir trafikte ufak da olsa bir yoğunluk söz konusu ama öyle bu o ağa da değil yani. Selanik güzel bir şehir aslında böyle hakikaten Yunanistan’ın ikinci büyükşehiri malum, Atina’dan daha küçük.
Ki aslında esasen 1800’lerin başında hatta 1900’lerin başında bile Atina’dan çok daha büyük bir şehirken. Sonra tabii Osmanlı’nın elinde aslında çok daha önemli ve büyük bir şehirken Yunanistan’ın elinde hiçbir zaman için birinci şehir olamamış. Çünkü başkent Atina.
Genelde tabii Selanik’te ikinci büyükşehir olarak yatırım oluyor işte bir şekilde büyüyor vesaire falan ama bir Atina ile kıyaslanma şansı yok. Çünkü Atina başkent ve bütün yatırımları Atina çekiyor. Bütün yatırımları Atina alıyor.
Ve Selanik tabii biraz daha yine Yunanların yüzünde sanki biraz böyle bir öksüz bir şehir baktığımızda. Yani tamam tabii ki şehrin kuruluşu antik Yunan yani galiba Thessalonica zaten Büyük İskender’in ablası diyebiliyorum dışı kız kardeşi neyse. Sonuçta tabii ki bir Yunan şeysi var, geçmişi var yani şehrin ama sonrası uzun yıllar tabii İstanbul’dan evvel fethedildiğini söyleyelim Osmanlılar tarafından Selanik.
Dolayısıyla aslında 1912 yılında kaybedildiğinde Selanik İstanbul’dan daha uzun bir süredir Osmanlı’nın elinde bulunuyordu. Öyle düşünmek lazım. Ve tabii Osmanlı Selanik’i çok kozmopolit bir şehir.
Rum nüfus çoğunlukta değil. Türk nüfus da yani Türk Müslüman nüfus da çoğunlukta değil aslında çoğunluk. Çoğunluk hiçbir grubun ekseri çoğunluğu yok ama yüzde ellinin üzerinde değil ağırlığı.
Fakat hani en büyük grup Museliler, Yahudiler işte yüzde herhalde 35-40’lar civarında bir ağırlığı var. Onun biraz altında bir Müslüman nüfusu var. Onun biraz altında da bir Rum nüfusu var, Ortodoks Rum nüfusu var.
Ve tabii ufak böyle işte Arnavutlar belki Karadağlar falan da, Sırplar vesaire ondan çok daha ufak azınlıkta. Biraz da böyle yabancı Avrupalılar vesaire falan da var, Levantanlar, Fransızlar vesaire. Böyle bir nüfus.
Bu nüfus tabii sonra çok değişecek yani şu anda öyle bir kozmopolit yapısı yok Selanik’in bunu söyleyeyim. Benim solu şehirde geçmem lazım ama bu arabada yol vermesi lazım. Ama vermedi.
Benim buradan sol dönmem gerekiyor galiba. Düz de gidebilirdim ama sola dönsen sanırım iyi olacak. Ne diyordum? Evet yani şu anda o kozmopolitlikten eser kalmamış vaziyette.
Öyle diyelim aslında hani biraz İstanbul’da öyle baktığımızda. Hakikaten İstanbul’da da 1920’lerde, 20’lerin başında çok daha kozmopolit bir hava var. İşte Ermeni nüfus, Türk nüfus, Rum nüfus daha orantılı.
Şu anda o kozmopolitik nasıl kaybolduysa İstanbul’da burada da kaybolmuş vaziyette. Muğsevi nüfus yok gibi bir şey. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Muğsevi nüfusu deport edip işte katlediyorlar diyelim.
Mezarlıklarını vesaire falan bile aslında yıkıyorlar. Türk nüfusu zaten daha doğrusu Müslüman nüfus bir nevi. Buna Sabah-ı Talisay’da dair nüfus mübadelesiyle gidiyor.
Dolayısıyla da artık hani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra neredeyse %98-99 Rum nüfusun olduğu bir şehir burası. Kozmopolit bir şehir diye. Sonradan tabi şu anda işte yabancılar belki yerleşiyordur.
Ne bileyim farklı milletlerden insanlar, öğrenciler, şunlar bunlara illaki vardır ama hani bu 20. yüzyılın başındaki kozmopolitlik havası kesinlikle ve kesinlikle yok. Bunu da söylemiş olmak lazım.
Bu bir bilgi yani önemli bir bilgi. Şu anda Vulgari civarlarındayız. Buradan işte bir şekilde sol dönmem lazım ve bu sol dönüş maalesef çok tıkalı şu anda.
Çünkü tam işte işe gidiş giriş saati. Dolayısıyla bu kırmızılık bizi biraz bozdu. Süremizi birazcık uzatacak gibi gözüküyor.
Devam ediyor. Yapacak bir şey yok. Ama sonuna kadar geldik.
Son ışıkta geçeceğiz. Burada bir 7-8 dakika kaybetmiş olduk. Işıklar biraz ağır gitti açıkçası.
Şu an en trafiğin cımcımlı olduğu saatler. Herkes işe gidiyor. Çocuklar okula gidiyor.
Okullar kapanmış burada tabii ki ama 2 hafta oluyor neredeyse kapanalı ama yaz okulları vesaire başlamış vaziyette. Farklı okullarda şeyler var. Faaliyetler devam ediyor.
Şu anda şehir dışında bir mahalledeyiz. Birazdan şehir merkezine doğru yaklaşınca aslında anlatacağım bazı şeyler de olabilir. Aslında şöyle diyelim.
Geçen seneki Selanik videolarında epey bilgi anlatıyorum. Epey bilgi veriyorum. Balkan savaşlarındaki Selanik ile ilgili.
Onu belki tekrar edebilirim yeni izleyenler için. Hakikaten Selanik kurşun atamadan teslim edilmiş bir şehir. İstanbul ile bağlantısı kopuyor.
Çünkü Bulgarlar Batı Trakya’yı ele geçiriyorlar. Selanik’in İstanbul ile kara bağlantısı, demir yolu bağlantısı kalmıyor. Kalmayınca da yardım gelme şansı da yok.
Burada ciddi sayıda asker var aslında ama o askerlerin muhtemelen uzun vadede hakikaten şehri koruma şansı yok bir. İkincisi de şehir halkı biraz. Şehre zarar görecek, şehir harap olacak vs.
diye de savunmaya pek gönüllü değil. Öyle diyelim. Şehrin ileri gelenleri de şehri korumakla yükümlü olan ganizonun başında bulunan Hasan Tahsin Paşa’ya baskı yapıyorlar.
Teslim ol diye. Ben kendisini atlamak için söylemiyorum ama sadece olanları söylemeye çalışıyorum. Durum bu.
Hasan Tahsin Paşa da direnmiyor zaten. Askerlik görevini ifa etmiyor ve teslim oluyor. Ki elinde epey bir asker olduğu söylenir.
Tabi askerlerin bir kısmı hakikaten diğer cephelerde bozguna uğramış. Yaralı, moralsiz falan belki. Şey gibi düşünmemek lazım.
Tam teçhizatlı, çok iyi durumda falan askerler değiller tabi ki ama Sonuçta şey, yine de Bilmiyorum ki hiç bir kurşun bile atmadan teslim etmek de bir enteresan tabi hakikaten. Tabi yani Bulgarlılar, Yunanlılar birleşip saldırısı ardında hakikaten Selanik’te taş üstünde taş kalmaz mıydı acaba? O da var. Yani onları da tabi düşünmek lazım ama Sonuçta herhalde.
Nereden bakarsanız bakın savaşmadan teslim ediyor şehri. Yunanlılara teslim ediyor. Hatta teslim ederken o teslim anlaşmasını, teslim metnini imzaladığı masa şu anda Selanik’te askeri müzede sergileniyor.
Gidip o masaya bakabilirsiniz. Yani bilmiyorum çok ilginizi çeker mi teslim anlaşmasının yapıldığı masa ama Çok hani onur duyucu bir tarihi eser değil bizim için belki ama O sergi de Selanik askeri müzesinde. Selanik askeri müzesi de bu arada şehri merkezden çok yakın.
Beyazküllerin hemen böyle birazcık daha aşağısında eski 3.ordu karargahı. Yani işte Osmanlı’nın en temel kuvvetlerinden bir tanesi olan. İşte bir ara Mustafa Kemal Atatürk’ün de çalıştı.
Hatta önünde resim var dediğim gibi. Öyle bir tarihi bir bina. Osmanlı karargah binası mimari tipi de zaten gittiğiniz zaman görürsünüz.
Hakikaten bu bina Osmanlı zamanından kalma diyebiliyorsunuz. Öyle söylemiş olmuşum bundan sonra döneceğiz. Bakalım yol alabilirsek binalardan.
Önümüz olamadı. Şuradan sanki dönebilirmişiz gibi geldi. Belki fark etmişsinizdir şu anda kenardaki park edilmiş araçlardan vs.
Ama ciddi bir park sorunu var Selanik’te. Buraya turist olarak kendi arabanıza geliyorsanız eğer Kesinlikle ve kesinlikle sokaklara park etmemenizi öneririm. Çünkü yer bulsanız dahi.
Çünkü bazı bölgelerde aslında burada yaşayanların park yasağı var. Ve oralara park ettiğiniz zaman ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Yani ceza yazılması vs.
falan değil. Ceza yazılması sıkıntı yok. Belki sınırdan çıkarken öderiz ne olacak ki falan Türkiye’deki gibi düşünebilirsiniz.
Ama öyle değil. Plakanızı sökebiliyorlar. Polis söküyor yani.
Sonra o plakayı almak falan bayağı dert yani. Kapandıysa o devlet dairesi hafta sonuna denk geliyorsa falan yandınız yani. O yüzden hiç tavsiye etmiyorum.
Arabanızı böyle sokağa emin olmadığınız yere park etmeyin. Ücretli otoparklar var. Çok eminseniz oranın hakikaten park edilme yasağı olmayan bir yer olduğundan Tabi ki olabilir o zaman.
Veya otelinizi oraya koyabilirsiniz sorun yok falan derse sıkıntı olmaz. Ama onun dışında kesinlikle ve kesinlikle tavsiye etmiyorum. Evet şimdi aslında biraz yolumuzu değiştirdim.
Normalde GPS buradan gitmemem gerektiğini söylüyordu ama Şu caddeden de geçesim geldi. Vasilisiz Olgaz Caddesi’nden sevdiğim bir cadde. Kraliçe Olga Caddesi.
Yani kraliçenin adı Vasilisiz Olgaz. Hani Kraliçe Olga da diyebilirsiniz. Veya işte Vasilisiz Olgaz da diyebilirsiniz.
Eskiden, eski Selanik’te yani 1910’ların Selanik’i diyelim. Daha sayfiye mahalleleri şu anda içinde bulunduğumuz yerler. Buralarda o zamanlarda sadece villalar vesaire.
Hatta onun öncesinde buralar bataklık. Sonra bataklığı kurutup böyle şu anda solda gördüğünüz tarzda bahçeli villalar yapılıyor burada. Ve şehrin zenginleri ufak ufak buralara taşınmaya başlıyorlar.
Burada tabi o evlerden hala, bu bahçeli villalardan hala var. Tabi az sayıda yani apartmanların arasında sıkışık vaziyette maalesef. Bir tanesi çok ünlü.
Allatinli villası biliyorsunuz. 2. Abdülhamid’in sürgünde kaldığı yer. Bu Zülfü Limaneli’nin son eserini okuduysanız eğer kitap zaten büyük ölçüde orada geçiyor.
Böyle bir şey. Sol tarafta yine, önümüzde solda da yine öyle bir bina var. Bilmiyorum görme şansınız oluyor mu ama şöyle göstereyim.
Böyle tek tük o binalardan var hala. Ama tek tük yani. Eskiden hep böyleymiş.
Şimdi biraz daha dediğim gibi az sayıda ama var. Şimdi Vasili Sisolgas Caddesinden sağa döneceğim. Zaten tek yön bir cadde.
Şehrin merkezine doğru gidiyor. Benim çok sevdiğim bir şehir Selanik. Hatta Avrupa şehirler arasında en sevdiğim diyebiliriz.
Sokakta bildiğin, mahalle mahalle bildiğin bir yer. Hatta yani bilmiyorum ileride belki tur düzenleyebilirim burayı. O derece bildiğimi düşünüyorum.
Hem tarihi halini biliyorum hem mevcut halini biliyorum. Yani bunu çok onur duyacak bir şey olarak da söyleyemiyorum. Çünkü çok okudum Selanik hakkında.
Bir gerek yani her şey hiçbir şeyleri bu kadar çok bilmem yani. Yani sokak sokak Avrupa’da hiçbir şeyleri böyle bilmiyorum. Ama bu Selanik’i biliyorum.
Öyle söyleyeyim. Sorularınız vesairede varsa sorabilirsiniz tabii ki. Yorum olarak videonun altına.
Yenilecek yer önerisi olabilir. Kalınacak yer önerisi olabilir. En ucuzundan lüksüne.
Ama şu an en sevdiğim mahalle de burası değil burada. Onu da söyleyeyim. Selanik’te en sevdiğim mahalle benim.
Sanırım dünkü videoda yani bir önceki güne ait olan videoda söylemiştim. Anapoli en sevdiğim mahalle. Yani Atatürk’ün evinin yukarıları.
Yani Atatürk’ün evi Anapoli’nin en aşağı kısmında. Hatta tam da Anapoli’de kalmıyor şu anda. Ama Anapoli benim en sevdiğim bölgesi Selanik’in.
Böyle eski daha orada da yine bazı apartmanlar vesaire bozuyor ama. Bakın solda yine böyle o villa tarzı bir ev var. Kaleye de benzeyen bir bina.
Kiremit yapılı o da çok güzel hakikaten. Sağımızda yine var. Hani böyle hakikaten villalar tek tük arada çarpıyor.
Bir kısmı Harapal’de, bir kısmı kamu binası olmuş vaziyette. Ve bir kısmı da eski aslında Musevi sahiplerine iade edilmiş vaziyette. Ama onlar da işte restore edemiyorlar, ediyorlar vesaire.
Yani biraz şey oluyor ama çok güzel evler var. Böyle tabi bunlar çok pahalı bu arada onu da söyleyelim yani. Yine tabi şeyle değil, kıyaslanmaz yani.
Bir ne bileyim Paris’teki falan böyle bir müstakil evle falan buradaki fiyatlar mümkün değil kıyaslanmaz ama. Yine tabi villasından villasına, bahçesinin büyüklüğüne, mevcut durumuna falan göre değişmekle beraber. Yani 1 milyon euro ile 10 milyon euroya kadar giden sık ağada fiyatları var.
Yine belki bilmiyorum İstanbul’daki fiyatlarla falan kıyaslayınca. İstanbul’da böyle dairelere falan o fiyatları verdiğimizi düşünürsek. Çok da şey olmayabilir belki pahalı gelmeyebilir insanlar bana geliyor da.
Hani size gelmiyordur belki bilmiyorum. Sabah trafiğini görüyorsunuz. Normalde aslında ben tabi yolu da uzattım.
Bir de o ışıklarda çok zaman kaybettik. Normalde 8.38’de varış gösteriyordu. 8.48’e kadar çıktı şu anda 10 dakika attı yani.
Tam yani sabah trafiğinin böyle en şey zamanına geldik. Zirve zamanına denk geldik herhalde. Halbuki aslında 3 kilometre yolumuz var.
Ama işte şimdi buralarda buradan otopark arabayı park edip aslında skuter ile falan da gidilir de. Bir burada arabayı park edecek yer bulmakla uğraşmak dert. Otelde şimdi park yeri var zaten.
Ne gerek var yani. İkincisi de bu sıcaklığa da yürümek bilmiyorum. Sıcak ve rutubetli bir hava var.
Yine çok kötü değil yani. Biz burada 41-42 dereceyi gördüğümüz olmuştu. Geçtiğimiz yazlarda.
Bu yaz çok kötü değil yani. Şu an için en azından. Bugün yarın biraz sıcak 35-36’ya çıkacak gibi gözüküyor ama ondan sonra yine 30-31’e iniyor.
Selanik için böyle yaz için cennet tarzı havalar yani. Daha bundan iyisi olamaz yani. Bir de burada Batı Avrupa’da var olan klima sorunu yok.
Çünkü her tarafta klima var. Bütün mağazalarda, restoranlarda vs. Ona göre yapılmış şehir zaten.
Hani Batı Avrupa’daki şu anki sıcaklıklardaki en temel sorunlardan bir tanesi şehirde klima az. Klimalı konut, klimalı mekan sayısının az olması. Çünkü o şehirler klimaya alışarak kurulmamış klima sistemlerine geçmemişler.
Kaldı ki hani son yıllara kadar da yani küresel ısınmanın etkisini gösterdiği son yıllara kadar da çok da fazla klimaya ihtiyaç yokmuş zaten. Belki senede birkaç gün. Onda da bu kadar olmuyormuş herhalde.
Yoksa yani Paris’te 105 kişinin ölmesini başka türlü açıklamak tabii mümkün değil. Sağımızdaki şerit toplu taşıma şeridi aslında belli saatlerde. Ama tek tük özel arabalarda var.
Nasıl da onu justifiye ediyor kendilerince bilmiyorum. Çünkü kameralar var ve ceza yazabiliyor yakalanırsanız. Yanımda da bir otobüs var şu anda ama önünde de bir normal araba var.
Önünde taksi var. Taksi girebiliyor bildiğim kadarıyla ama normal araba giremiyor. Bilmiyorum nasıl girdiyse artık.
Dünkü videoda bahsettiğim Aristera yine Edo sloganlarını burada yine görüyoruz. Sol burada. Left is here diye çevirebiliriz yani Aristera yine Edo’yu.
Yunanistan’da tabii çok güçlü bir sol damar var siyasi açıdan konuşuyorum. Yani düzenli olarak barajı geçip parlamentoya giren bir komünist partisinin olduğu ülkeden bahsediyoruz. Şehir merkezine baya yaklaştık.
Aslında yani otelde 2.7 km yolumuz var ama işte bu ışıklar vesaire işi biraz bozuyor maalesef. Evlerdeki balkonların büyüklüğü belki dikkatinizi çekiyordur. Bu açıdan da aslında mimarisi de İzmir’i andırıyor.
Ben İzmir’e ilk gittiğimde çok şaşırmıştım o kadar uzun balkonlu, büyük balkonlu evleri görünce. Ki burada da benziyor fark ederseniz yani böyle çeve çeve balkonları var bütün evlerin. Çünkü balkonda zaman geçirilecek gün sayısı oldukça fazla tabii sene içerisinde.
Ki buna yazın çok dahil olmayabilir çünkü yazın çok sıcak olabiliyor dışarısı ama yaz akşamları ama özellikle ilkbahar ve sonbahar ideal balkonda zaman geçirmek için tabii ki. Solumuzda bir benzinci var. Benzin fiyatı 1.917. Dizel daha ucuz bizdekinden farklı olarak.
1.547 yani 1 euro 547 cent. 1 euro 697 cent. 697 cent neyse işte 697 yanlış oldu.
Tabii ki 1.697. Şehir merkezine daha yolumuz var. Evet şimdi Vasilis Solgası’nın sonuna doğru geldik çok şükür. Yani o trafiğinden birazcık kurtulduk.
Şu girişte de yine ufak bir trafik var ama ondan sonra pek fazla bir yolumuz kalmadı. Belediye binası sağ tarafta. Yine işte askeri müze dediğim yerde sağ tarafta olacak.
Akınmız yandı çünkü. Akınmız da geçmiyor. Valla neredeyse 15 dakika attı yani 8.38’den 8.53’de varacağız gibi otele.
Belki daha bile uzayacak bilmiyorum. Ama tabii bu işte işe gidiş geliş saatlerinde normal. İstanbul’da ben evden çıktığımda iş yerini arabayla giderken bir saat hani GPS’in söylediği tahmini varış saatinden bir saat sonra vardığımı bilirim.
Yani tabii zaman içerisinde, dakika içerisinde o artıyor zaten. Sonuçta son kertede doğru bilmiş oluyor ama update ettiği için kendini habere. Ama ilk başta evden çıkarkenki tahmini varış saatiyle vardığımdaki tahmini varış saati ve vardığım saat arasında bir saate yakın fark olduğunu hatta o yüzden vereceğim dersi kaçırdığımı falan bilirim.
Yani normalde bir saat erken okula gidecekken neredeyse hani böyle veya işte ders başlamadan 20 dakika yarım saate evvel okula gidecekken bir saat attığı için 20 dakika yarım saat geç gittiğimi bilirim. O yüzden de aslında İstanbul’da motosiklet kullanmayı tercih ediyorum yağmurlu olmayan günlerde ki burada yaşasam Selanik’te yani tabii ki belki şehirli arabası yolculuk vesaire için araba bir şekilde garajda marajda bir yerlerde olabilir ama kesinlikle ve kesinlikle motosiklet kullanırdım açık konuşayım. Asla motosiklet dışında bir araçla Selanik içerisinde gezmezdim.
Hele bir de büyük bir araçla falan hayatta gezmezdim yani. Çok daha tabii küçük minik bir arabayla falan belki şehir içinde park bulma şansınız falan daha iyi olabilir bir ihtimal. Ama o kadar yani hani şey değil.
Atatürk’ün evine gidiyor olsak buradan dümdüz yukarıya doğru gider ileriden sola dönerdik. Ama şu anda oraya gitmiyorum tabii ki. Zaten bugün kapalı pazartesi günü.
Aklınızda olsun hani Türkiye’de nasıl müzelerin çoğu pazartesi günü kapalıysa Selanik’te de Atatürk’ün evini yani Atatürk evi müzesi pazartesi günleri kapalı. Onun dışındaki günler bildiğim kadarıyla sabah saat 10 ile akşam 3 saat 5 arasında açık her gün pazartesi hariç. Pazar, cumartesi pazar da açık.
Ama pazartesi günleri kapalı. O yüzden hani Selanik’e sadece bir günlüğüne gelecekseniz ve ilk gelişinizse bence pazartesi gelmemekte fayda var. Çünkü Atatürk’ün evinin içerisini göremezseniz.
Şimdi buradan sol döneceğiz. Smith Street caddesine yani buranın en temel alışveriş caddelerinden bir tanesi olan caddeye gireceğiz. O caddeye girişte kapalı zaten.
Her şey kapalı derken trafikli. Yani yoğun şu anda. Şimdi bir şekilde benim kendimi sola atmam lazım.
Çünkü birazdan sol döneceğim. Hatta bir sola daha dönsene iyi olacak ama. Şurada da gitsin.
Evet polisler var işte. Sabah saatlerinde ve akşam saatlerinde polisler burada oluyor. Trafik polisleri.
Yolu açmakta yardımcı olmaya çalışıyorlar. Polise de yarıyorlar bu arada bayağı. Onu da söyleyelim.
Bakın burada da polis vardı. Solda. Şimdi ben buradan tekrar sol dönüp sahile çıkacağım aslında.
Çok kısa bir süre sahilde kalıp tekrar sol döneceğim. Çünkü tek yön olmasının özelliği bu. Buradan değil de bir sonrakinden sol dönmemiz lazım.
Buradan zaten dönüş yok tek yön. Şehir merkezinde çoğu cadde ve sokak tek yön zaten. Kesinlikle ve kesinlikle de ters dönüyor.
Hani çok kısa bir yer hemen geçelim falan diye dönmenizi tavsiye etmem. Çünkü nereden ne zaman bir araba çıkacağı belli olmuyor. Bakın burada abimiz çok güzel bir yer buldu.
Ve oraya arabayı park ediyor. Ki burası residentlere. Yani sadece burada oturanlara yönelik bir parkeri bakın.
Sağdaki levha bunu söylüyor. Buraya mesela boş bulduğunu park ederseniz eğer boş bulup da aa nasıl boş yer var diye muhtemelen akşam saatlerine kadar plakanız sökülmüş olur. O yüzden tavsiye etmiyoruz.
Mavi renkte gösteriliyor zaten residentlere ayrılan yerler. Ben şimdi hemen sol ve sol yapacağım. Bakın burası Nikis.
Yani Kordon Caddesi’nin adı Nikis. Nikis Duvarı diyelim. Buradan dönmek de biraz dert olacak ama çok dar çünkü yol.
Mesela şurada arabalar bitiyor. Ve karşımızda Beyaz Kule yine bütün görkemliğe çıktı. Ama otele de geldik zaten dolayısıyla.
Yine bir şehir içi yolculuğuyla da karşınızdayım. Sabahleyin okuldan otele geri dönmüştük. Şimdi de öğleden sonra otelden kızımın işte yaz kampına gittiği okulda gidiyorum şimdi.
Ne nispeten farklı bir yol en azından diye göstereyim istedim. Şimdi Selanik merkezdeyiz. Merkezde işte yine Beyaz Kule’nin önünden geçeceğiz.
Gördüğünüz üzere. Beyaz Kule biliyorsunuz aslında surların kulesi. Selanik şehri çepeçevre surlarla kaplı.
Bu deniz surlarının bittiği yer aslında buradaki kule. Ama tabii şey artık deniz surları yıktırılıyor. Zannedersem Abdülaziz zamanında yıktırılıyor.
Esasen yani deniz arasında duvar gibi sur var Selanik’in orijinal halinde. Fakat sonra şehre hava girmesini engelliyor. Ki hakikaten yani şu anda düşünemiyorum.
Burada bir sur duvarı olsa şehir yanıyor olur yazları. Çünkü hakikaten denizden gelen rüzgar epey bir ferahlatıyor insanı sıcak havalarda. Yani bayağı bir rahatlatıyor açıkçası.
Orada bir de duvar olduğu zaman tabii o rüzgar esmezse çok kötü olacağına eminim. Ve herhalde de o zamanlar öyledir.