Türkiye’nin Kredi Notunu Kim Belirliyor? Fitch, Moody’s, S&P
Bu Bölüm Hakkında
Fitch'in Türkiye'nin kredi notu görünümünü pozitiften durağana çevirmesinin ardından kredi derecelendirme kuruluşlarının nasıl çalıştığı ele alınıyor. Fitch, Moody's ve S&P'nin küresel derecelendirme piyasasının %95'ini elinde tutan üç büyük Amerikan menşeli kuruluş olduğu ve notlarını makroekonomik göstergeler, kurumsal kalite, dış kırılganlıklar ve siyasi istikrar ekseninde belirlediği açıklanıyor. 1970'lerde 'ihraçı öder' modeline geçilmesiyle ortaya çıkan çıkar çatışması ve 2008 küresel krizindeki skandal ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Türkiye'nin 2012-2013'te ulaştığı yatırım yapılabilir notunu 2016-2019 arasında kaybettiği, mevcut jeopolitik koşullarda not artışının kısa vadede gerçekçi olmadığı vurgulanıyor.
Ele Alınan Konular
- Kredi derecelendirme kuruluşlarının çalışma mantığı ve not sistemi
- Fitch, Moody's ve S&P'nin tarihsel gelişimi ve piyasa hakimiyeti
- 'İhraçı öder' iş modeli ve yapısal çıkar çatışması
- 2008 küresel finans krizinde derecelendirme skandalı
- Türkiye'nin kredi notu tarihi ve yatırım yapılabilir seviye hedefi
- Alternatif derecelendirme kuruluşu kurmanın önündeki yapısal engeller
Kayıt dıştı herkese merhabalar. E bugün pazartesi günkü canlı yayında söz verdiğim üzere bir söz verdiğim bir konuyu ele alacağım. Bu da kredi derecelendirme kuruluşları konusu. Biliyorsunuz FIT cuma günü yanlış hatırlamıyorsam eee geçen hafta işte cuma günü Türkiye’nin kredi notu görünümünü pozitiften durağına çevirmişti. Bu da çok sorulan bir şey. Hani nasıl bunlar çalışıyorlar, nasıl derecelendirme yapıyorlar, neye göre davranıyorlar vesaire. Bu kuruluşlar kim, ne yapıyorlar, değil mi? Kararlarını neye göre veriyorlar? Neden bu kadar etkililer? tarihlerinde neler oldu ve neden alternatifte kolay kolay çıkamıyor belli başlı birkaç tane kuruluşa? Bugün bunları konuşalım istiyorum. Hem teknik işleyiş hem de bunun arkasındaki politik ekonomiyi birazcık anlatacağım. Çünkü bu hikayenin aslında iki tane yüzü var ve ikisini birden anlamadan da aslında büyük resmi görmek çok kolay olmuyor açıkçası. Eee önce temellerden başlayalım isterseniz. Şimdi dünyada üç büyük e kredi derecelendirme kuruluşu var arkadaşlar. Üç büyük diyorum. Bir de irili ufaklı pek çok var. Yani ulusal bile var aslında ama dünyada genelde işte dünyadaki pek çok ekonomiye hükmeden diyelim aslında üç tane temel kuruluş var. Standard and POS yani SP Global denilen kuruluş. Moodies bir diğeri. Üçüncüsü de Fitch Ratings. İşte geçen cuma günü FIT açıklamıştı zaten. Bu üçüne piyasada zaten üç büyükler ya da İngilizce tabiriyle big tree deniyor. E işte bu üç kuruluş küresel derecelendirme piyasasının %95’ine dünyada hakim. Geriye kalan %5 ise onlarca küçük kuruluş paylaşıyor ama hiçbirinin açıkçası küresel ölçekte bir etkisi yok. Şimdi bu kuruluşlar ne yapıyorlar? Basitçe söylersek aslında bir ülkenin, bir şirketin, bir belediyenin ya da bir finansal ürünün borçlarını zamanında ve eksiksiz ödeyip ödeyemeyeceğini değerlendirip buna bir not veriyorlar. Bu not da bir nevi karne gibi aslında çocukların okulda aldığı. Notunuz yüksekse düşük faizle borçlanabiliyorsunuz çünkü yatırımcılar size güveniyor. Notunuz düşükse yüksek faiz ediyorsunuz. Çünkü yatırımcılar daha fazla risk primi talep ediyor ya da hiç borç bulamıyorsunuz çok düşükse. Note sisteminde kabite şöyle çalışıyor. Eee işte aa var en üstte. Bu en güvenli kategori. Almanya, İsviçre, Singapur, Avustralya gibi ülkeler bu kategoride bunlar borçlarını kesinlikle ödeyecek diye değerlendirilen ülkeler. İşte oradan aşağıya doğru aa A BB diye iniyor. BBB eksi seviyesine kadar olan notlar yatırım yapılabilir kategori olarak adlandırılıyor. İngilizce tabiriyle investment grade. Bu çizginin altına düştüğünüzde spekülatif kategoriye giriyorsunuz. İşte piyasa jargoni. Buna çöp yani jun statüsü de denebiliyor. Aslında tabii hoş bir isim değil ama gerçek bu. İşte BB B C C C ve en altta D var. D zaten temerrüt yani borcunu ödeyememe anlamına geliyor ki Türkiye şu anda üç kuruluşta da yatırım yapılabilir seviyenin altında. Fich ve SP’de BB eksi notunda. Moodi ise Moodies’in kendi notlandırması skalasında bir kademe daha düşük olan B1 notunda. Yani yatırım yapılabilir seviyeye 3 ilile 4 kademe arasında uzaktayız. Şimdi bu notların pratik sonucu çok somu. Dünyadaki birçok büyük yatırım fonu, emeklilik fonu, sigorta şirketi yatırım yapılabilir seviyenin altındaki ülkelerin tahvillerini portföylerinde taşıyamıyorlar. yönetmelikleri ve iç kuralları buna izin vermiyor. Mesela Norveç Devlet Emeklilik Fonu dünyanın en büyük varlık fonlarından bir tanesi. Trilyonlarca dolarlık bir havuz ama yatırım yapılabilir notu olmayan ülkelerin tahvillerine yatırım yapamıyor. Dolayısıyla not düştükçe ya da yükselemeyince Türkiye’ye borç verecek yatırımcı havuzu daralıyor ve borçlanma maliyeti artıyor. Ki bu sadece devlet için değil özel sektör için de geçerli. Çünkü hiçbir şirketin kredi notu ülke notunun üzerine çıkamaz. Buna zaten ülke tavanı deniyor. Sen saing ceiling adı verilen bir şey. Ülke tavanı demek aslında tamamen. Veya işte ne bileyim hani so biraz daha böyle hani değil mi? Eee, bir ne bileyim hakimiyeti olan ülke demek aslında tam olarak karşılığında ama hani ülke tavanı diye çevirebiliriz herhalde. Yani FIT Türkiye’ye BB eksi verdiğinde Türkiye’den çok güçlü bir banka bile BB’nin üzerine çıkamıyor. Bu da Türk bankalarının ve şirketlerinin uluslararası piyasalarda daha pahalıya borçlanması demek. Ve tabii bu maliyet sonuçta kredi faizlerine, yatırım kararlarına, ne bileyim istihdama nihayetinde de vatandaşın cebine yansıyor. Peki bu kuruluşlar kararlarını neye göre veriyorlar diye soracaksanız temel olarak birkaç tane ana başlığa bakıyorlar. Birincisi makroekonomik göstergelerçe büyüme oranı, enflasyon, cari denge, bütçe açığı, kamu borç stoğu gibi rakamsal veriler. İkincisi kurumsal kalite. İşte Merkez Bankası bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, düzenleyici çerçevenin güvenirliği, mülkiyet haklarının korunması gibi yapısal faktörlere bakıyorlar. Üçüncüsü dış kırılganlıklar, döviz rezervlerinin yeterliliği, işte kısa vadeli dış borç yükü, enerji ithalat bağımlılığı, dış finansmana erişim kapasitesi gibi unsurlar. Dördüncüsü de siyasi istikrar ve politika öngörülebilirliği. Y her kuruluşun tabii kendi metodolojisi ve bu değişkenlere ne kadar ağırlık vereceği farklı açıkçası. Biraz farklı ama özünde hepsi bu dört ana eksen üzerinden değerlendirme yapıyor aslında baktığımızda. Eee, Fich’in geçen haftaki kararına bakarsanız mesela bu dört başlığın hepsinden olumsuz sinyaller geldiğini görürsünüz. İşte rezervler erimiş demişler. Enerji fiyatları yükseliyor. Enflasyon beklentisi artmış. Dış borç yükü ağırlaşmış. Bir de not görünümü kavramı var. Bunu da açıklayayım. Not görünümü üç şekilde olabiliyor. Pozitif, durağan veya negatif. İşte pozitif görünüm önümüzdeki 12 ila 24 ayda not artışının olası olduğu anlamına geliyor. Yani yukarı yönlü bir beklenti var. Durağan görünüm notun bir süre mevcut seviyede kalacağı sinyalini veriyor. Ne yukarı ne aşağı. Negatif görünüm ise not indirmi riskinin arttığını gösteriyor. Yani aşağı yönlü bir baskı var. Bir de kredi izleme yani credit watch statüsü var. Bu da daha acil bir değerlendirme anlamına geliyor. Genellikle 9 90 gün içerisinde karar verileceğini işaret ediyor. Türkiye’nin mesela FIT’teki görünümü pozitifti. Yani not artışına doğru yol alıyordu. E bu çok önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyordu. Şimdi durağına çekildi işte geçen cuma. Yani o yol eee ertelendi, ötelendi. Artık adına ne derseniz ki bu tabii notun düşürüleceği anlamına gelmiyor ama artık yukarı yönlü beklenti de kalmadı. Bir sonraki planlı fi değerlendirmesi ise bildiğim kadarıyla Temmuz ayında 17 Temmuz 2026’da. Şimdi gelelim işin politik ekonomi boyutuna. Çünkü hikaye burada çok derinleşiyor ve çoğu yayında aslında belki de anlatılmayan kısım burası. Şimdi bu üç kuruluşun üçü de Amerikan menşei. Eee, SP ve Mudis New York merkezi. Fich’in çifte merkezi var New York ve Londra. Bu kuruluşlar 1900’lerin başında ortaya çıktı. John Moody 1909’da ilk tahvil derecelendirmesini yaptı. Demir yolu şirketlerinin tahvillerini değerlendirerek. İşte SP SP’nin bu Standard Purs’un kökeni Henry Warnam Pool’un 1860’lardaki o demir yolu şirket analizlerine gidiyor. Fich ise John Nols Fit tarafından 1914’te kurulmuş bir kuruluş. Yani bu kuruluşlar Amerikan sermaye piyasalarının derinleşmesiyle beraber büyümüşler. Amerikan finans sisteminin bir parçası olarak doğmuşlar ve zamanla küresel bir standart haline gelmişler. Ki bu tarihsel köken önemli. Çünkü bu kuruluşların bakış açısını, metodolojisini ve önceliklerini şekillendiren şey bu Anguda Amerikan finans geleneği. Şimdi burada çok kritik bir dönüm noktası var. 1970’lere kadar bu kuruluşlar gelirlerini yatırımcılardan elde ediyorlardı. Yani bir yatırımcı tahvil almadan evvel önce eee değerlendirme, derecelendirme raporunu satın alabiliyordu. Bu mantıklı modeldi. Çünkü notu kullanan kişi parayı ödüyordu. Ama 1970’lerde iş modeli köklü biçimde değişti. e ve ihraçı öder modeline geçildi. Yani artık notu alan taraf not veren kuruluşa para ödüyor. Şimdi bir şirket tahvil çıkaracaksa gidiyor bu şirketlere ücret ödüyor, not alıyor. Ülkeler de benzer şekilde bu kuruluşlarla ilişki içerisinde olmak durumundalar. Tabii bu çok tartışmalı bir model. Çünkü ortada bir çıkar çatışması var açık olarak. Hani conflict of interest denilen değil mi? Çok açık bir çıkar çatışması söz konusu. Düşünün bir öğrencinin hani hocasına para vereyip para ödeyip doğrudan not aldığı bir sistem aslında bu. ki bu model 2008 küresel finans krizinde tarihin en büyük skandallarından bir tanesine dönüştü. Neden? Ne oldu 2008’de? SP Mudisef Amerika’daki mortgage yani konut kraline dayalı menkul kıymetlere bu CDO denilen karmaşık finansal ürünlere aaAa notunu verdiler. Yani en güvenli not. Yüz binlerce riskli hatta batık konut kredisi bir araya getirilip paketlendi ve bu kuruluşlar bunlara sanki hani Alman devlet tahvili kadar güvenliymiş gibi not verdiler. Şimdi bu ürünler çöktüğünde trilyonlarca dolarlık kayıp yaşandı. Küresel ekonomi resesyona girdi. Milyonlarca insan evini kaybetti. E Lemon Brothers battı mesela. Dünya mali sistemi çöküşün eşiğine geldi ki sonradan yapılan soruşturmalarda ortaya çıktı ki bu kuruluşlar kendilerine ücret ödeyen bankalardan gelen bu ürünlere bilinçli olarak yüksek not vermişler. Çünkü eğer düşük not verselerdi bankalar rakip kuruluşa gidecekti. Gelir kaybedeceklerdi ki Amerikan Senatosu işte soruşturmasından Mudis çalışanlarının iç yazışmalarını ortaya döktü. Bir analiz şöyle yazmış mesela. Şeytanın yarattığı bir ürünü bile derecelendirebiliriz. Yeter ki bize ödeme yapılsın. İşte bir başka iç yazışmada kaliteyi satalım ama geliri asla kaybetmeyelim deniyor. Yani işte bu SP aleyhine zaten Amerika Adalet Bakanlığı dava açtı ve şirket 2015’te 1,5 milyar dolar ceza ödedi. Mudizde 864 milyon dolar ödedi ama kimse hapse girmedi ve iş temeli aslında temelden değişmedi. Bu krizden sonra reformlar yapıldı mı diye soracaksınız peki kısmen. Evet. Amerika’da işte bu DOT Frank esası çerçevesinde derecelendirilme kuruluşlarına yönelik bazı düzenlemeler ve denetim mekanizmaları getirildi. İşte Avrupa Birliği’nde ESMA yani Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi diye çevirebiliriz herhalde. Bunların aracılığıyla kayıt ve gözetim sistemi eee kuruldu. Rotasyon kuralları tartışıldı. Yani aynı kuruluşun bir ihraçıyı süresiz olarak derecelendirmesinin önüne geçirmesi gündeme geldi. Ama temel iş modelinin değiştiğini düşünmüyorum. Hala ihraçı öder sistemi geçerli. hala aynı üç kuruluş piyasanın %95’ine hakim ve hala kararları milyarca dolarlık sermaye hareketlerini yönlendiriyor. Şimdi eee burada tabii en çok sorulan soru gündeme geliyor. Neden bu kuruluşlara alternatif çıkmıyor? Eee hatta Türkiye’de bile bir ulusal işte kuruluş kurulması öneriliyordu bir ara. Eee kızıldığında bu kuruluşlara kötü not veriyorlar Türkiye’ye diye. Burada tabii birkaç tane derin yapısal neden var. Birincisi ve en önemli e düzenleyici bağımlılık ve a etkisi. Aslında dünya genelinde finansal düzenlemeler bu üç kuruluşun notlarına doğrudan referans veriyor. İşte bazel bankacılık düzenlemeleri değil bir bankanın sermaye yeterliliğini hesaplarken bu notları kullanıyor. Avrupa Merkez Bankası teminat kabul ederken bu notlara bakıyor. Amerika’daki işte SEC düzenlemeleri ulusal olarak tanınmış istatistiksel derecelendirme kuruluşu işte bu nationally recognized eee denilen hani uluslararak tanınmış bilinen NRSR audio diyor var buna. Bu statüyü veriyorlar ve bu statüye sahip kuruluş sayısı çok sınırlı. İşte bir emeklilik fonu portföyo kısıtlamalarını bu notlara göre belirliyor. Bir sigorta şirketi risk ağırlıklı sermaye hesaplamalarını bu notlara göre yapıyor. Yani tüm küresel finansal altyapı bu kuruluşların etrafında inşa edilmiş zaten bu durumda. Yani yeni bir kuruluş kursanız bile düzenleyiciler onu tanımadığı sürece notunuzun piyasada bir karşılığı olmuyor tabii ki. İkincisi itibar ve güvenlik, güvenirlik birikimi. Şimdi bu kur dışlar tamam bir sürü hata yapmışlar. İşte çıkar çatışması, ceza da yemişler. Eminim ki 1000 tane kötü niyetli de yaptıkları şeyler vardır ama işte yü yıl aşkın bir geçmişe sahipler iyi kötözü yatırımcılar onların metodolojisine, veri tabanına, analitik çerçevesine ve geçmiş performanslarına aşina. Bu güven de bir gecede oluşmuyor tabii ki. Yani onlarca yıl alıyor. Üçüncüsü ölçek ekonomisi ve maliyet meselesi. Şimdi küresel ölçekte derecelendirme yapabilmek için her ülkede analist ekibi, yerel mevzuat bilgisi, veri altyapısı, hukuki uyum kapasitesi ve yatırımcı ilişkileri a gerekiyor. Bu muazzam bir yatırım ve yeni girişimciler için yeniden bir piyasaya siz yeni giriyorsanız çok yüksek bir giriş bariyeri. Dördüncüsü de politik irade eksikliği ve mevcut güç dengelerinin korunması. Hani aslında alternatif kuruluşlar kuruldu ve kurulmaya devam ediyor. İşte Çin mesela kendi derecelendirme kuruluşu Dagonku’u 2010’dan itibaren uluslararası arenada öne çıkarmaya çalıştı. Amerika’ya aa notu verdi. Kendine daha yüksek not verdi ama batılı yatırımcılar bunu ciddiye almadılar. Eee Dagong sonra 2019’da Çin düzenleyicisi tarafından lisansı askıya alındı. Rusya mesela ACRA’yı kurdu ama uluslararası bir geçerliliği pek yok. Hindistan’da mesela bu Krisil adı verilen bir kuruluş var ama zaten Mudis’in iştiraki gibi. Avrupa Birliği de bir Avrupa derecelendirme kuruluşu fikrinin 2008 krizinden sonra defalarca tartıştı. Avrupa Parlamentosu çok tartışıldı. Raporlar hazırlandı ama hayata geçirildiğini görmedik. Çünkü mevcut sistem büyük sermaye merkezlerinin yani New York ve Londra’nın işine yarıyor ve sistemi değiştirmek de aslında o merkezlerin çıkarına aykırı. Bir de BRIX ülkeleri için işte Brezilya, Rusya, Çin, Güney Afrika, Endonezya bu ülkeler bir ortak derecelendirme kuruluşu kurma girişimi oldu ama henüz bir somut sonuç verdiğini görmedik. Kısacası aslında hani alternatif kurmak teknik olarak mümkün ama hani kurdum deyince olmuyor. Kurmak belki tabaya koymak, bir web sitesi açmak çok zor bir şey değil. 3 be ekonomist istihdam edersiniz belki ama politik ve yapısal olarak çok zor diyelim. Türkiye’nin de bu kuruluşlarla bir sancılı bir ilişkisi var açıkçası ve öğretici de bir ilişkisi var. Türkiye 1990’larda ilk kez derecelendirme eee sürecine girdi ki o dönemden bu yana notumuz sürekli dalgalandı ama genel olarak hep yatırım yapılabilir seviyeye ulaşmak hayaliyle hedefiyle devam ediyoruz. İşte 2000’li yılların başında yapısal reformlar Fı, Avrupa Birliği üyelik müzakereleri süreci ve makroekonomik istikrar programı ile notlar kademeli olarak yükseldi ve 2012-2013 döneminde Türkiye’ye bir bu hedefe ulaştı. 2012 Kasımda Türkiye’ye yatırım yapılabilir seviyeye BBB eksi notuna çıktı Fich’te mesela Mudies 2013’te aynı hamleyi yaptı ki bu da tarihsel bir andı. Türkiye’ye ciddi sermaye girişi yaşandı. Borçlanma maliyetleri düştü. Doğrudan yabancı yatırım arttı. Şirketler çok daha uygun koşullarda dış borçlanma yapabildiler. Yatırım yapılabilir notun ekonomiye somut bir faydası faydası aslında hissedildi. Ama 2016’dan sonra tablo değişmeye başladı. Özellikle Merkez Bankası bağımsızlığının işte sorgulanması, eee, siyasi sistemin değişmesi, eee, işte döviz krizleri, makroekonomik dengesizlikler, hukuksal bazı sorunlar vesaire. Notlar kademel olarak düştü. 2016’da Moodis Türkiye’ye yatırım yapılabilir seviyenin altına indirdi. 2017’de SP aynı hamleyi yaptı. 2019’da FIT de BB eksi seviyesine indirdi. Ki o günden bu yana Türkiye üç kuruluşta da şu anda spekülatif kategoride yani yatırım yapılabilir seviyenin altında. 2023’ten sonra uygulanan yani cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra mayıs haziran’daan sonra işte ekonomi politikası yönetiminin değişmesiyle beraber ortodoks ekonomi politikalına dönüşle beraber notlarda yukarı yönlü bir beklenti oluşmaya başladı açıkçası fi görünümü pozitif pozitife çevirdi. Bu olumlu bir sinyaldi ama işte bu İran savaşı’nın başlaması, enerji fiyatlarındaki yükseliş, rezervlerdeki erime ve artan belirsizlik bu süreci sekteye uğratmış gibi gözüküyor şu anda. Ve geçen hafta görünüm tekrar durağına döndü. Şimdi Türkiye’den tabii bu kuruluşlara yönelik eleştiriler de her zaman güçlü oldu. Bunu da söyleyeyim ki bunların da bir kısmı gerçekten haklı. Yani bu kuruluşlar gelişmekte olan ülkelere karşı yapısal bir önyargı taşıyorlar ki akademik literatürde bu kapsamlı şekilde belgelenmiş vaziyette. Hani aynı borç milli gelir oranına aynı bütçe açığına sahip bir gelişmiş ülke ile gelişmekte olan ülke arasında sistematik bir not farkı var. Mesela Japonya’nın kamu borcu milli gelirinin %250’sini 2,5undan fazlasını açıyor 2,5 katından. Ama notu A seviyesinde. Şimdi birçok gelişmekte olan ülke çok daha düşük borç oranlarıyla çok daha düşük notlara sahip. Ayrıca tabii bu kuruluşlar krizleri önceden tahmin etmekte de çok başarısız bir geçmişe sahipler. Hani 1997 Asya krizi olsun, 2001’deki Arjantin’in çöküşü olsun, 2008 mortgage krizi olsun, 2010 Avrupa borç krizi olsun, bunların hiçbirini önceden işaret edemediler. Hep kriz patlak verdikten sonra notları indirdiler. Yani yangın çıktıktan sonra alarm çaldılar. Eee çıkmadan bunu öngöremiyorlar. Hatta daha kötüsü bazen kriz öncesine yüksek not vererek yatırımcıları yanılttılar. Bir de daha da kötüsü de oldu açıkçası baktığımızda. Eee diğer taraftan tabii Türkiye’de zaman yapılan eleştirilerin bir kısmı da gerçekçen uzak aslında. Bunu da söylemek lazım. Bu kuruluşlar ne kadar kusurlu olursa olsun küresel sermaye piyasalarının ortak dili. Şimdi siz onları beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz, hatta hakaret de edebilirsiniz ama trilyonlarca dolarlık uluslararası sermaye akışı siz ne yaparsanız yapın bu notlara göre yönleniyor. Dolayısıyla bu kuruluşları yok saymak ya da sadece siyasi söylemle eleştirmek sorununu çözmüyor maalesef. Hani hem eleştirmek hem de notların eee onların hani koydukları not kriterlerini karşılamaya çalışmak gerekiyor. Çünkü alternatif bir sistem kurulana kadarki bu kısa vadede maalesef gerçekçi gözükmüyor açıkçası. Hani mevcut sistemin kurallarıyla oynamak zorundasınız. aktığı takdirde borçlanma maliyetiniz artıyor. İşte sermaye girişi azalıyor. Yatırım düşüyor ve bunun bedelini en çok darbe orta gelirli vatandaş ödüyor maalesef. Şimdi güncel duruma bakalım. FIT dediğim gibi geçen hafta takvim dışı bir değerlendirmeyle görünümü pozitiften durağına çevirdi. Merkez Bankası’nın işte döviz satışını, altın satışını eee bir kısmı swap ama olsun enerji bağımlılığını işte bu 239 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç yükünü ve enflasyon beklentisindeki bozulmayı gerekçe göstererek bunu yaptı. enf enflasyon tahminini yükseltti. Bu cuma yani 17 Nisan’da yani bu yayınların işte 3 gün sonra SP Global kendi değerlenmesini değerlendirmesini açıklayacak. Zaten not şu anda BB eksi ve görünüm Duruğan. Dolayısıyla dramatik bir değişiklik beklemek de belki beklemesek de hani jeopolitik risklere karşı bazı yorumlar yapabilirler. Eee Moodies’in işte bir sonraki değerlendirmesi ise ilerleyen aylarda gelecek. modizdeki notumuz B1 yani diğer ikisinden aslında bir kademe daha düşük ve bu da ayrı bir sorun baktığımızda işte F’in bir sonraki planını gözden geçirmesi 17 Temmuz 2026’da bunu da söyledim ki işte o tarihe kadar savaşın seyri, petrol fiyatları, Merkez Bankası’nın rezerv durumu, siyasi gelişmeler, cari açığın gidişatı, enflasyon tablosu belirleyici olur diye düşünüyorum. Peki Türkiye’nin bu yatırım yapılabilir seviyeye ne zaman mümkün olabilir diye de sorabilirsiniz. Aslında bunu söylemek yani cevabını bilmiyorum. Öyle söyleyeyim. Hani bunu söylemek çok zor. Ekonominin ne olacağına bağlı açıkçası. Hani işte enflasyonun kalıcı olarak tek hain rakamlara inmesi lazım. Merkez Bankası bağımsızlığının kurumsallaşması lazım. Siyasetin eee hafiflemesi lazım diyelim. En eee daha böyle hafif bir ifadeyle döviz rezervlerinin güçlenmesi lazım. Sürdürülebilir e seviyeye ulaşması, cari açığın kontrol altına alınması eee bunların değişmesi gerekiyor. Politik öngörülebilirlik ekonomi politikası yönetiminde bunlar yapısal reformlarla ancak gerçekleşebilecek şeyler. Bu yapısal reform kavramı beni biraz tüylerimi diken diken ediyor ama kastettiğim hani yapısal reform hakikaten yapısal e yani ekonomi politikası yönetimi ve ekonomi politikasının eee sürdürülebilirliği açısından konuşuyorum. Eee tabii bir de jeopolitik kriz de var şu anda. Onun da bitmesi lazım. Yani işte İran’daki savaştan bahsediyorum. Eee petrol 100 doların üzerinde kalır mı kalmaz mı? Savaş devam eder mi etmez mi? Bunlara bakmak lazım. Hani bu koşullarda o yüzden not artışını konuşmak açık konuşayım kısa vadede gerçekçi değil. Önce mevcut notun ve görünümün korunması. Daha sonra belki koşullar iyileştiğinde tekrar yukarı yönlü bir eee patika oluşması belki beklenebilir. Son olarak şunu da söyleyeyim. Kredi derecelendirme kuruluşları tabii ki mükemmel değil. Tarihlerinde çok ciddi başarısızlıklar var. İş modelleri yapısal bir çıkar çatışması barındırıyor. Onu da söyledim. Ve gelişmekte olan ülkelere karşı ciddi bir sistematik bir asimetri var. Ama mevcut küresel finansal mimarinin temel taşlarından biriler ve kısa vadede yerlerini alacak bir alternatif görünmüyor. Bu nedenle hem bu kuruluşları eleştiriler bir gözle takip etmek lazım ama hem de onların kriterlerini dikkate alarak ekonomi politikasını yönetmek gerekiyor. Bence bu ikisi birbirine zıt değil. İkisi birlikte yapılabilir ve yapılmalı diye düşünüyorum. Buna samimiyette inanıyorum. Bu konuda sorularınız, yorumlarınız varsa lütfen yorumlarda yazın. Biliyorsunuz bütün yorumlara elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum. eee ayrıntılı olarak ve tabii burada bir e yetişkinler için yazmış olduğum bu hesapta bir gariplik varı da hazır fırsatlamışken 3üncü baskısını da yaptı. Bakın aşağıda 3üncü baskı işareti de var görebilirsiniz. Tükenmeden 3üncü baskıyı da almanızı tavsiye ederim. Aynı şekilde bir çocuk tanıdığınız veya akrabanız varsa da onun için ikinci baskısını yapmış olan sen de ekonomistsin. Eee bir tanesi yani yetişkinler için olan kitap Kırmızı Keden. Bu da Kırmızı Kedi Çocuktan çıkmıştı. Şiddetle tavsiye ediyorum. Yorumlarınızı, beğenilerinizi bekliyorum. kanala da üye olmayı, desteklemeyi hatta mümkünse ücretli üyelik de düşünebilirsiniz. Olmayı şiddetli tavsiye ediyorum. Bir sonraki yayında görüşmek dileğiyle. Hepinize hoşça kalın.