Macaristan Nasıl Bu Hale Geldi? İmparatorluktan Demir Perde’ye, Orbán’a Giden Yol | Bölüm 1
Bu Bölüm Hakkında
Macaristan'ın 20. yüzyıl ekonomik tarihi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun görkemli başkenti Budapeşt'ten Triyanon anlaşmasının yıkıcı toprak kayıplarına uzanan dramatik bir açılışla ele alınıyor. Horthy'nin otoriter yönetimi, Büyük Buhran'ın tarıma darbesi ve Almanya'ya artan ekonomik bağımlılık irdeleniyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudi soykırımı ve Sovyet işgaliyle yaşanan tahribatın ardından, Kadar'ın 'gulaş komünizmi' reformlarının Doğu Bloku'nda eşsiz bir piyasa esnekliği yarattığı gösteriliyor. Son olarak dış borçla finanse edilen bu modelin sınırlarına ulaştığı ve 1989'da Macaristan'ın demir perdeyi açarak Avrupa'nın dönüşümünü tetiklediği vurgulanıyor.
Ele Alınan Konular
- Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun ekonomik yapısı ve çöküşü
- Triyanon anlaşması ve toprak kayıplarının ekonomik sonuçları
- Horthy dönemi ve İkinci Dünya Savaşı'nın Macaristan'a etkileri
- Sovyet yönetimi altında kolektifleştirme ve Stalinist ekonomi politikaları
- Kadar'ın 'gulaş komünizmi' ve Yeni Ekonomik Mekanizma reformları
- 1956 Budapeşte ayaklanması ve 1989'da demir perdenin açılması
Kayıt dışı iktisattan herkese merhabalar. Ben Profesör Doktor Cönelgin. E ülke ekonomileri serisi yapıyorum biliyorsunuz. Pek çok ülkeyi inceledik bu seriyde. Bugün çok özel ve çok güncel bir ülkeyi ele alalım istedim. Biliyorsunuz geçen hafta sonu seçimlerin gerçekleştiği bir ülke Macaristan. Eee işte farklı farklı çıkarımlar yapılabiliyor oradan. Macaristan’da ne oldu? Başka ülkeleri örnek teşkil eder mi vesaire gibi tarihi bir seçim yaşandı biliyorsunuz. Ve Victor Orban 2010 yılından beri kesintisiz sürdürdüğü 16 yıllık iktidarını kaybetti. Bunu zaten canlı yayında birazcık bahsetmiştim. E tabii bu seçimleri konuşmayacağım ben. Eee bugünkü konumuz o değil. Ülke ekonomileri serisinde biliyorsunuz genelde 20. yüzyılın başından itibaren almak suretiyle bir ülkenin ekonomik tarihine bakıyoruz ve genelde de iki bölüm sürüyor. Bugün de ilk bölümünü yapmak istiyorum. Çünkü Macaristan’ı anlamak için çok daha geriye gitmek lazım. Yani sadece eee o seçim sonuçlarına bakarak veya işte pazar günkü veya bir önceki bir önceki seçim sonuçlarına bakarak bir şey söylemek çok doğru değil. Çünkü bu ülkenin hakikaten ekonomik tarihi de Avrupa’nın en dramatik hikayelerinden bir tanesi. Baktığımız zaman bunu görüyoruz. İki bölümlük bir seri yapacağım. İlk bölümde bugün 20. yüzyılın başından işte 1989’daki rejim değişikliğine, sosyalist rejimin çöküşüne kadar olan dönemi ele almayı düşünüyorum. Hani imparatorluğun kalbinden Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun e kalbi olan bir ülkeyken işte demir perdeye uzanan bir hikaye olacak bu. Bir milletine böyle nasıl yükselip düştüğünü, nasıl ezilip her seferinde ayağa kalktığını gösteren bir çarpıcı anlatı sunmak niyetindeyim. İkinci bölümde ise daha sonra birkaç gün sonra yayına girer. Orada 1989 sonrasını işte Avrupa Birliği sürecini, NATO sürecini hatta Orban dönemini ve işte daha birkaç gün önce geçtiren tarihi seçimi de konuşabiliriz ikinci bölümde diye düşünüyorum. Ama önce başlayalım çünkü Macaristan’ın 20. yüzyıl hikayesi aslında başlı başına bir destan. Nereden bakarsanız bakın. Şimdi Macaristan 20. yüzyıla nasıl bir ülke olarak giriyordu? Bugün bildiğimiz küçük Macaristan’ı unutalım. 1900 yılında Macaristan Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun eş başkenti. Avrupa’nın büyük güçlerinden birinin yarısı adeta. İşte Budapeş’te o dönemde kıtanın en görkemli şehirlerinden bir tanesi. Baktığımızda 1896’da Macaristan’ın 1000 yıllık yıldönümü kutlanmıştı ve bu vesileyle 1896’da muazzam yatırımlar yapılmıştı. İşte Avrupa’nın ilk kıta altı metrolarından bir tanesi Budapeşt’de açıldı. Tuna üzerindeki köprüler işte o ne gototik parlamento binası çok güzeldir hakikaten. Opera binası, Andrassi bulvarı, termal kaplıcalar ve o e biraz da Viyana’dan eee aparılma olan diyelim. Hatta o da daha evvel de İstanbul’dan aparılmı olan tabii çok daha farklı bir eee vizyonla Budapeş’te kafe kültürü. Hepsi aslında bu dönemin ürünüydü denebilir. İşte Budapeş’te hakikaten Paris ve Viyana ile kıyaslanan bir metropol haline gelmişti bu dönemde baktığımızda. Ekonomik olarak ise Macaristan, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun tağıl ambarıydı ama sadece tarım ülkesi de değildi. Budapeştirin işte un un değirmenleri dünyaca ünlüdür. Evet. Macar unu küresel bir marka haline gelmişti o dönem. Hatta bir dönem Minapolisi, benim doktora yaptığım şey olan Minalapolis’i bile geride bırakarak dünyanın en büyük değirmencilik merkezi olmuştu. Gıda işleme sanayi gelişmişti. Şeker üretimi önemliydi. Tütün sanayisi oldukça güçlüydü. Bankacılık ve finans sektörü de Viyana ile entegre biçimde çalışıyordu. Demir yola ağ hızla genişliyordu ve Budapşte de bu ağın merkeziydi. Tüm hatlar Budapeşt’de e Budapeşte’ye doğru yakınsıyordu. Yani Macaristan aslında 20. yüzyıla hem tarımsal zenginliği hem de hızla genişen sanayisi ve görkemli başkentiyle girdi. Bunu demek yanlış olmaz. Ama tabii bu görkemin altındaki Avusturya serisine de birazcık buna değindim. Çok ciddi yapısal sorunlar vardı. Toprak dağılımı son derece adaletsizdi. Büyük toprak sahipleri yani aristokrasi ülkenin en verimli arazilerine sahipken köylülerin büyük çoğunluğu topraksızdı ya da çok küçük parsellerde geçimlerini sağlamaya çalışıyorlardı. Sanayileşme vardı. Evet yok değildi. Ama Budapeş’te ve çevresinde yoğunlaşmıştı. E kırsal bölgeler geri kalmışlardı. Etnik yapı da karmakarı çıktı. Macaristan krallığı içerisinde Romenler de vardı, Slovaklar da vardı, Sırplar, Hırvatlar, Almanlar ve diğer azınlıklar yaşanı yaşıyordu ve Macarlaştırma programı bir miktar bunlara uygulanan ciddi gerilimler yaratıyordu. Şimdi Dünya Savaşı biliyorsunuz Avusturya Macaristan’ın çöktüğü savaş. Bu görkemli yapıyı yerle bir etti. Avusturya Macaristan’ın İmparatorluğu savaşı kaybetti ve dağıldı ki Macaristan için asıl felaket savaşın kendisi değil aslında. Savaş sonrasına gelen anlaşma. 4 Haziran 1920 bizim Sevre benzer zamanlarda imzalanmış olan Triyanon anlaşması. Macar tarihinin en derin yarısı, en büyük travmalarından bir tanesi. Bu anlaşma ile Macaristan topraklarının yaklaşık /3çte ik’si ve nüfusun 1/çte biri kaybedildi. Erdel Romanya’ya verildi. Slovakya ve Karpatya Rusya’sı yeni kurulan Çekoslovakya’ya e gitti. Voyvadina ve Hırvatistan Yugoslavya’ya dahil edildi. İşte Burgenland Avusturya’ya bırakıldı. 3.3 milyon etnik Macar bir gecede yabancı ülkelerin vatandaşı oldular. Şu anda bugün bile hala Sırbistan’da da, Romanya’da da, eee, işte Slovakya’da da ciddi sayıda Macar kökenli insan yaşıyor ki bunların bir kısmı sonradan nüfus mübadelesiyle vesaire Macaristan’a dönmüş olsalar da ki hatta işte Orban rejimi e o bölgelerdeki Macarları da etkilemeye çalışan, onlardan oy toplamaya çalışan bir yönetim kurmuştu. E, bu deepçlerin merkezinde duran o meşhur işte muhteşem demir yolu artık sınır ötesine uzanan hatlarla dolu bir hale geldi. Ekonomik Hinterland’a adeta kesilmişti. hammadde kaynakları, ormanlar, madenler, tarım arazilerinin büyük bölümü kaybedilmişti. Bu Triyanon anlaşması aslında Macaristan’ı ekonomik olarak çok ciddi derecede sakatladı ve bu travma aslında bugün bile hala Macar siyasetinin en derin kodlarından bir tanesi. İşte bu Orban’ın 16 yıllık iktidarı boyunca kullandığı milliyetçilik söyleminin aslında kökenleri doğrudan Triyanon’a uzanıyor. İşte sınır ötesindeki Macar azınlıklara vatandaşlık verilmesi, Triyanon’a anma günü ilan edilmesi, büyük Macaristan haritalarının siyasi sembol olarak kullanılması hepsi aslında bu yaranın ürünü. Trion sonrasında Macaristan’ı Mdlos Horti yönetti. Orti resmi olarak Kral naibi unvanını taşıyordu ama ülkede e fiili bir otoriter rejim kurdu. Eee ekonomik olarak eee kendisi yanlış hatırlamıyorsam Avusturya Macaristan İmparatorluğu’un donanmasının başındaydı. Bir ara Avusturya İmparatoru Avusturya’da Viyana’da tahttan çekilmeye zorlanınca Macaristan’a gelip Macar Krallığı unvanı da kullanmak istiyor ama buna izin verilmiyor. Eee ekonomik olarak 1920’lerde toparlanma dönemi diyebiliriz. Toprak reformu yapıldı bir miktar da olsa ama sınırlı kaldı. büyük toprak sahiplerinin gücü büyük ölçüde korundu. Budapeştin sanayi kapasitesi yeniden inşa edilmeye çalışıldı. Ama küçülmüş bir ülke, kaybedilmiş pazarlar ve hammadde kaynaklarıyla eski güce ulaşmak mümkün değildi. E burada 1929 büyük buhranı her ülkeyi etkiliydi biliyorsunuz. Bu kanalda defalarca konuştuk. Macaristan’ı da çok sert vuruyor. Tarım ürünleri fiyatları çöküyor. Kırsal nüfus büyük sefalet yaşıyor. İşsizlik artıyor. Ve bu kriz ortamında Macaristan giderek Almanya’nın ekonomik ve siyasi yörüngesine girmeye başlıyor. Almanya Macaristan’ın en büyük ticari ortağı haline geliyor ve bu ekonomik bağımlılık zamanla siyasi bağımlılığı dağıla beraberinde getiriyor. Şimdi I. Dünya Savaşı baktığımızda Macaristan için çok katmanlı bir felaket oluyor. Macaristan Trianon’la kaybettiği toprakları geri almak için e ki buna bir kısmen Bulgaristan da bunu yapmıştır. Bulgaristan yayınında da bunu konuşmuştuk. E onlar da işte Balkan Savaşı’ı . Dünya Savaşı’nda kay Balkan Savaşı’nda ve . Dünya Savaşı’nda kaybettikleri toprakları almak için girmişlerdi. Mihver Devletlerinin Macaristan yanında yer alıyor. Yani Almanya ve İtalya’nın Hitler’in desteğiyle işte 1938-41 arasında Güney Slovakya, Kuzey Erdel Voyvedina’ın bir bölümü geri alınıyor. Ama tabii bunun medeli oldukça ağır Macar Ordusu Doğu Cephesi’ne gönderiliyor ve özellikle 1943’teki Don Nehri felaketinde Macar ik ordusu Rus cephesine tamamen imha ediliyor. 200.000den 000den fazla asker hayatını kaybediyor ya da esir düşüyor. Eee tabii burada savaşın belki de en yeni karanlık boyutlarından bir tanesi Yahudi soykırımı. Macaristan Avrupa’nın en büyük Yahudi topluluklarından birine ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 800.000 kişilik bir topluluk. 1944 Martında Almanya bizzat Macaristan’a işgal edince Adolf Ehman Budapşte’ye geliyor ve tarihin en hızlı deportasyon operasyonunu başlatıyor. Sadece birkaç ay içerisinde yaklaşık 437.000 Macar Yahudisi Auschiv’e gönderiliyor ve büyük çoğunluğunun gaza dolarında öldürüldüğünü e biliyoruz. E işte bu Bapeş’te Yahudileri Raul Wallenberg gibi diplomatların kahramanca çabaları sayesinde kısmen kurtarılıyor. Ama ülke genelindeki kayıp korkunç tabii ki. Ki bu soykırım Macaristan’ın entelektüel, ticari ve kültürel hayatında da bir boşluk yaratıyor. Çünkü Yahudi toplumu nispeten orada şehirli, orta sınıf, tüccar sınıfı, serbest meslek erbabı ve tabii bu haliyle de entelektüel hayatın bir parçası. baktığımızda savaşın son aylarında Sovyet Ordusu Macaristan’a giriyor ve eee Budapeş’te eee kuşatması Dünya Savaşı’nın en yıkıcı şehir savaşlarından bir tanesi oluyor. Kuşatma 50 gün eee sürüyor ve şehir büyük ölçüde harap oluyor. Tunav üzerindeki bütün köprüler yıkılıyor. On binlerce sivil hayatını kaybediyor. Ve savaş sonuna baktığımızda Macaristan’ın yeniden küçülmüş bir de hatta savaşla da yerlebir olmuş bir hale geldiğini görüyoruz. Trianon sınırları yeniden geçerli hale geliyor. Üstelik bir de ağır savaş tazminatları ödenmek zorunda kalıyor. Ülke zaten harabe halinde giriyor. I. Dünya Savaşı sonuna. Şimdi 1947’den itibaren Macaristan’ın Sovyet yörüngesine girdiğini görüyoruz ve komünist rejim kuruluyor. Rakosi Matyas kati bir Stalinist dönem başlatıyor Macaristan’da ve Rakozi kendini Stalin’in en iyi öğrencisi olarak tanımlıyor. Ekonomide hızlı ve zoraki bir dönüşüm başlıyor. Tarım kolektifleştiriliyor. Toprak sahipleri mülksüzleştiriliyor. Köylüler kooperatiflere üye olmaya zorlanıyorlar. ağır sanayiye devasa yatırımlar yapılıyor. Eee işte bugünkü bu eee Duna Javaros bu o zaman işte Stalin Varos deniyor oraya galiba. Varos mahalle vesaire demek. Ferenç varoştan belki bilirsiniz. Burada sıfırdan eee sanayi şehirleri kuruluyor. Çelik demir üretimi öncelikli haline geliyor. Tüketim malları üretimi ihmal ediliyor birazcık ve yaşam standartları düşük tutuluyor. Tabii ki bu demir pard pek çok ülke için geçerli. Özellikle eee baştaki yıllarda hani bu hızlı sanayileşmenin ilk yıllarında ve tabii sanayi üretim rakamları oldukça etkileyici baktığımızda. Tabii bu Rakozi dönemi aynı zamanda bir baskı dönemi de bunu da söyleyelim. Gizli bir polis var. AVH toplumu sindiriyor. Yüz binlerce kişi tutuklanıyor. Sürgüne gönderiliyor. Çalışma kamplarına konuluyor. Rakip komünistleri bile tasfiye ediyor Rakozi. İşte burada hatta en ünlü örnek eee Rush Laston’un göstermelik mahkemede yargılanıp ihmal idam edilmesi. 1953’te Stalin’in ölümünün ardından bir miktar yumuşama devrimi başlıyor. Yumuşama dönemi başlıyor. Eee Imre Ngi veya Ngi Imre diyebilirsiniz başbakan oluyor. O kendisi de bir komünist ve bazı reformlar yapmaya çalışıyor. Ama Moskova’nın baskısıyla görevden alınıyor. Eee burada işte toplumsal hoşsuzluk birikiyor. entelektüel öğren ve entelektüeller ve öğrenciler bir miktar daha yumuşama ve reform değişim talep ediyorlar. Ve eee 23 Ekim 1956 önemli bir tarih Macaristan için. Öğrencilerin barışçıl gösterisiyle başlayan olaylar hızla bir ulusal ayaklanmaya dönüşüyor. Budapşte sokaklarına silahlı direniş başlıyor. Macar askerleri halkın yanına geçiyor. Stalin’in heykelleri devriliyor. Siyasi mahkumlar eee serbest bırakılıyor ve Nagi Imre veya işte İmre Nagi, biz Türkçede öyle söylüyoruz. yeniden başbakan oluyor ve Macaristan’ın Varşova paktından çekildiğini, tarafsızlığını ilan ettiğini duyuruyor. Tabii bu soğuk savaşın en cesur ve belki de trajik anlarından bir tanesi. Tabii Sovyetler Birliği bunu kabul etmiyor. 4 Kasım 1956’da Sovyet tankları Budapşte’ye giriyor. Macar halkı çaresizce dirense de işte tankların karşısında tabii ki şansları yok. Ve 2 hafta içerisinde direniş kırılıyor. 2500 Macar hayatını kaybediyor. 20.000den fazla kişi yaralanıyor. 200.000 Macar bu dönemde ülkeden kaçarak batıya sığınıyorlar ve muazzam bir beyin göçü. Imranagi de burada Sovyetler tarafından yakalanıyor. Gizlice yargılanıyor ve 1958’de idam ediliyor. Başarısız bir devrim yani 1956 devrim. Ama tabii dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdığını söylememiz yanlış olmaz. Hani Sovyet sistemini bir miktar gözleri önüne seriyor. En azından Doğu Blokundaki özellikle Macaristan’daki eee uygulamasını eee ve batıdaki birçok komünist aydının da aslında Sovyetler Birliği’ olan inancını sarsıyor diyelim. E bunu Sovyetler Birliği’nde biraz daha uzun konuşacağız zaten. Çünkü e iki bölümden daha uzun bir Sovyetler Birliği ülke ekonomileri serisiyle Sovyetler Birliği bölümü de yapmayı düşünüyorum. 195 56 yılında 56’dan sonra iktidara gelen yanos kadar veya kadar yanos diyelim Macaristan’a farklı bir yön veriyor. Bu e ülkenin ekonomik tarihinde ilginç, çok özgün bir sayfa. Aslında başlangıçta sert bir baskı uygulasa da işte yüzlerce kişinin idamı, binlerce kişinin hapsedilmesi 1960’lardan itibaren oldukça pragmatik bir çizgiye geçiyor. Meşhur slogan da şu: “Kim bizimle değilse o bize karşı değildir.” Şimdi bu Rakozi’nin tam tersi bir yaklaşımı aslında. Kim bizimle değilse o bize karşı değildir. Ya toplumda bir tür sessiz anlaşma yapıyor aslında. Siz siyasete karışmayın. Ben de size görece rahat bir yaşam sunayım. Ve eee bu anlaşmanın da ekonomik boyutu 1968’de başlayan yeni ekonomik mekanizma eee adı verilen bir paket. Reform paketi diyelim. Doğu Blokunun belki de en eee başarılı ve cesur ekonomik deneyimlerinden bir tanesi. Merkezi planlamayı bir miktar gevşetiyorlar. İşletmelere daha fazla özerklik veriyorlar. Fiyat mekanizması kısmen serbestleştiriliyor. Küçük özel işletmelere izin veriliyor. Esnaf ve zanaatkarlar kendi işlerini kurabiliyorlar. Tarımda kooperatifler özerkleştiriliyor ve Macar tarımı Doğu Blokunun en verimli tarım sektörlerinden bir tanesi haline geliyor. Batıyla ticaret ciddi derecede var. Batıda firmalarla lisans anlaşmaları yapılıyor. Tüketim malları piyasaya çıkıyor. Yani IKEA’nın mesela değil mi? İsveç’in işte meşhur mobilya şirketi. E mobilya dışında da ürünler satıyor ama mobilya şirketi diyelim. Doğu Blokunda ilk mağazasını Macaristan’da açıyor. Şimdi Macaristan tabii bu özellikleriyle Doğu Blokunun en rahat yaşanan ülkesi haline geliyor. Batılı gazeteciler buna gulyaş komünizm. Şimdi biz gulaş diyoruz biliyorsunuz. Macar yemeği böyle suda etli bir eee yemek. Eee tabii o tam gulaş diye okunmuyor Macarcıda bildiğim kadarıyla. Böyle daha gulyaş eee diye okunuyor. İşte gulyaş komünizmi yani gulyaş çorbası kadar sıcak ve doyurucu bir komünizm diyelim. Bir de tabii eee burada şey de var. En neşeli barak tabiri de var. Yani Doğu Bloku barakalarının en neşelisi Macaristan’da deniyor baraka açısından. Mağazalarda temel tüketim malları bulunuyor. Batılı ürünler kısmen de olsa erişilebilir. Seyahat sınırlamaları diğer doğu bloku ülkelerine göre oldukça gevşek. Kültürel hayat görece özgür. Hani Macarlar yılda birkaç kez bazıları yani resmin sınırı bir ama bazıları birden de fazla olabiliyor. Batıya seyahat edebiliyorlar. Bu diğer Doğu Bloklu ülkelerinde düşünülemez bir şey. Budapeştein kafe ve restoran kültürü canlı, sanatsal üretim görece serbest. Yani kadar sistemi eee Doğu Blokun en yumuşak eee rejimlerinden bir tanesine sahip oluyor diyelim. Ama tabii bu modelin de ciddi sınırları ve maliyetleri var. Reformlar her ileri gittiğinde Moskova’dan bir baskı geliyor, fren geliyor. Geri adım atılıyor. Mesela 1972’de Sovyetler baskısıyla reformlar kısmen durduruluyor. Sonra tekrar gevşetiliyor. Böyle ileri geri sarkaçlı bir ekonomik istikrarsızlık. Aslında daha da önemlisi Macaristan. Bu Romanya’nın da yaptığı bir hata. Romanya’da konuşacağız. 1970’lerden itibaren batıdan yoğun biçimde borçlanmaya başlıyor. Bu gulaç komünizmin finansmanı büyük ölçüde dış borçla dönüyor. Halkın yaşam standartını korumak için sübvansiyonlar veriliyor. İthalat serbestleştiriliyor ama ihracat yeterince rekabetçi değil. Yugoslavya’da da birazcık bunu görmüştük. Ve 1970’lerin petrol krizleri petrol üretemeyen Macaristan’ı yani petrol üreticisi olmayan Macaristan’ı vuruyor ve sonuç olarak tabii dış borç hızla büyüyor ve 1980’lerin eee ortasına gelindiğinde tabii böyle bir dış borç krizi var. Ama yine de Macaristan Doğu Blokunun en zengin ülkelerinden bir tanesi kişi başı milli gider açısından. Ama öte yandan baktığımızda da Doğu Blokun kişi başına en yüksek dış borca sahip ülkelerinden bir tanesi. Şimdi 1980’lerin sonunda yani gördüğünüz gibi aslında sistem tıkanma noktasına geliyor. Ekonomik sorunlar derinleşiyor. Eee enflasyon yükseliyor. Yaşam standardı düşmeye başlıyor. Kadar da yaşlanmış vaziyette. 1988’de görevden uzaklaştırılıyor. Bir yıl sonra ölecek zaten. Ve yerine gelen reform komünistleri de sistemi içeriden dönüştürmeye eee başlıyorlar. Ve burada Macaristan çok özgün bir rol oynuyor. Çünkü demir perdeyi ilk açan ülke Macaristan. Ne oluyor? 2 Mayıs 2 Mayıs 1989’da Macar askerleri Avusturya sınırındaki Avusturya ile Macaristan arasındaki ter örgüleri kesmeye başlıyorlar. Bu görüntüler dünyaya yayılıyor ve soğuk savaşın simgesel sonu olarak tarihe geçiyor. Sonra Ağustos 1989’da Macaristan sınırlarını önce Doğu Alman vatandaşlarını açıyor. Doğu Almanlar Macaristan üzerinden Avusturya’ya oradan Batı Almanya’ya geçiyorlar. Bir nevi hani böyle bir panopean piknik adı verilen bir olay. Berlin duvarının yıkılmasını tetikleyen domino etkisinin başlangıç noktası. Yani Avrupa’yı yeniden aslında dönüştüren süreç Budapşte’den başlıyor veya Macaristan’dan başlıyor desek yanlış olmaz. Ve aynı yıld Ekim ayında zaten Macaristan Halk Cumhuriyeti yani sosyalist cumhuriyetin resmi adı Macaristan Halk Cumhuriyeti resmen sona eriyor ve çok partili sisteme geçilip Macaristan Cumhuriyeti ilan ediliyor. İşte orada ilk yaptıkları eee aldıkları kararlardan bir tanesi Imran Nagin’in itibarının iade edilmesi, yeniden törenle defnedilmesi ki bu tören 300.000 bin kişinin katılımıyla yapılıyor ve tabii duygusal açısan açıdan Macarlar için çok güçlü bir an. Bunu da kabul etmek lazım. Ve 1989 Macaristan’ı Demir Perdenin gerisinden çıkarsa da ciddi bir ekonomik miras da bırakıyor aslında. Evet. Eee, Gulaş komünizmi sayesinde aslında baktığımızda piyasa ekonomisine geçiş için belirli bir altyapısı vardı Macaristan’ın. Küçük işletme deneyimi, işte batıyla ticari ilişkiler, görece liberalleşmiş bir toplum. Ama tabii aynı zamanda büyük bir dış borç yükü, verimsiz devlet işletmeleri, rekabet gücü düşük bir sanayi yapısı ve çözülmesi gereken mülkiyet sorunları vardı. Ama yine de pek çok Doğu Avrupa ülkesine göre aslında avantajlı bir konumdan başlıyordu Macaristan. Ama yine de tabii ki o dönüşüm çok ciddi bir meydan okuma olacak. Bunu göreceğiz. Eee, ikinci bölümden itibaren aslında toparlayacak olursam bu ilk bölümden çıkarılacak bazı dersler var. Yok değil. Bunu da söylemem lazım. Yani birincisi Triyanon anlaşması. Biz de tabii küçük ülkelerin büyük güç oyunlarında nasıl ezilebildiğini ve toprak kayıplarının nesiller boyu süren ekonomik ve psikolojik travmalara yol açtığını gösteriyor. Macaristan’ın 20. yüzyıl boyunca yaptığı birçok stratejik hatanın kökeninde e bu Triyanon travması ve kaybedilen toprakları geri geri alma obsesyonu var. Bulgaristan’da da aslında bunu birazcık görmüştük hatırlarsanız eğer. İkincisi de tabii bu Kadar’ın gulaş komünizminin bize ekonomik pragmatizmin hani ideolojik katılıktan daha sürdürülebilir olduğunu ama tabii borçla finanse edilen bir refahın da bir sınırı olduğunu gösteriyor. Hani halkı mutlu etmek için dış borçla finanse edilen sübvansiyonlar bir süre işe yarıyor tabii ki ama sonunda bir noktada bir fatura geliyor ve o fatura da aslında sistemi bitiriyor baktığımızda ki bu ders sadece Macaristan için değil bugün bile birçok e ülke için geçerli bence bunu düşünüyorum. Bir de 1956 devrimi tabii ki yani biz özgürlük mücadelesinin bedelinin ne kadar ağır olabileceğini ama aynı zamanda tabii bu mücadelenin tarihsel hafızada nasıl kalıcı bir iz bıraktığını da gösteriyor. 1956’nın hatırası Macaristan’da 1989’daki barışçıl geçişin manevi zeminini oluşurdu. Bunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ve son olarak belki de Macaristan’ın o demir perdeyi açarak hani Avrupa tarihini değiştirmesi, belki de dünya tarihini değiştirmesi iyi ya da mı kötüye mi artık o kararı size bırakıyorum. Ama bize küçük ülkelerin bile aslında doğru anda verdikleri bir kararla tarihin akışını değiştirebileceklerini eee gösteriyor. İkinci bölümde bu ilk bölümden yola çıkarak aslında işte 1989 yılı sonrasına bakmayı düşünüyorum. Macaristan’ın işte o model öğrenci dönemi piyasaya geçişte yabancı sermaye akışı, Avrupa Birliği üyeliği, 2008 krizinin yıkıcı etkisi, e, Orban’ın yükselişi, Victor Orban’ın pazar günü iktidarı kaybeden, bu işte ill liberal demokrasi deneyimi ve daha birkaç gün önce yaşadığımız o tarihi seçimi konuşacağız. Macaristan’ın hikayesi burada bitmeyecek. Yani aslında en heyecan verici kısmı bence şimdi burada başlıyor. İkinci bölümde bu heyecan verici kısımla sizlerle beraber olmak istiyorum. Desteklerinizi zaten yapıyorsunuz. Bu kanalı destekliyorsunuz, yorumlar yapıyorsunuz, like’lar atıyorsunuz. Çok teşekkür ediyorum desteğiniz için. Üye oluyorsunuz. Yorumlarınıza biliyorsunuz elimden geldiğince her yoruma dönmeye çalışıyorum. Yine bu kanalda da yine bu videoda da yaptığınız yorumlara eee mutlaka makul bir süre içerisinde geri dönüş yapacağımdan emin olabilirsiniz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve herkese iyi günler diliyorum. Görüşmek dileğiyle. Yeah.