🔴 CANLI | Altın da Borsa da Düştü! Para Nereye Kaçıyor?
Bu Bölüm Hakkında
Canlı yayın, altın ve hisse senedi fiyatlarındaki düşüşleri küresel piyasalardaki fon akımları, tahvil getirileri ve yatırımcıların nakit ihtiyacıyla birlikte inceliyor. Yapay zekâ yatırımlarının finansman ve kârlılık beklentilerini, petrol fiyatlarındaki arz risklerini ve farklı ülkelerin borçlanma maliyetlerini değerlendiriyor. Altının güvenli liman olarak her koşulda yükselmediğini, piyasa değerindeki kayıpların da aynı miktarda nakdin başka bir yere geçtiği anlamına gelmediğini açıklıyor. Türkiye açısından yabancı portföy hareketleri, faiz kararı ve enerji maliyetlerinin olası etkilerini ele alıyor.
Ele Alınan Konular
- Hisse senetleri ve küresel risk iştahı
- Yapay zekâ yatırımları ve finansman
- Devlet tahvilleri ve güvenli varlık talebi
- Altın, gümüş ve likidite ihtiyacı
- Petrol arzı ve jeopolitik riskler
- Yabancı portföy hareketleri ve Türkiye piyasaları
Herkese merhabalar, ben Profesör Doktor Ceyhun Ergin. Yine bir canlı yayınla karşınızdayım.
Günlük haftalık ekonomik gelişmeleri yorumladığımız. Biliyorsunuz bu kanalda genelde Pazartesi, Çarşamba, Cuma canlı yayınlarla günlük ekonomik gelişmeleri konuşuyoruz. Diğer günlerde farklı ekonomik, politik ekonomik konulara değinmeye çalışıyorum.
Dün aslında bir yayın yaptım, Merkez Bankası kararından hemen sonra, saat iki buçuk gibi. O yayını izleyebilirsiniz. Daha ziyade bu Merkez Bankası’nın faizleri indirmesinin sonuçları, etkileri üzerine yaptığımız bir yayın oldu.
Bugün daha geniş, yine tabii biraz faiz kararına değineceğim ama daha geniş bir yayın yapmayı düşünüyorum. Onun dışında hafta sonunda yayınlarımız devam edecek. Hem Cumartesi, hem Pazar bu hafta yayın yapmayı düşünüyorum.
İsrail seçimleriyle ilgili yarın bir yayın yapacağım. Pazar günü belki yine bir süredir ara verdiğimiz, ben olsam ne yapardım serisiyle ilgili bir yayın yapabiliriz. Önümüzdeki hafta ülke ekonomilerine geri döneceğiz, onunla ilgili çok soru geliyor.
Böyle böyle yayınlar devam edecek, bunu söylemiş olalım. Şimdi, herkese günaydınlar yeniden. Bugün 23 Ekim, 2026, Cuma.
Söyledik zaten. Başlarda onu çıkartmaya çalıştım. Her şeyin düştüğü bir ortamdayız işte.
Altın düşüyor değil mi? Borsalar düşüyor. Ama işte para her yerden de aynı anda çıkmıyor diyelim. Hani bazı varlıklardan uzaklaşılıyor, bazılarına yöneliniyor.
Tabii burada önemli soru şu, belki milyon duvarlık soru şu. Yani kim neden yön değiştiriyor? Biri kimini korumaya çalışan diyelim ya da bir insan. Bu hareketlerin neresinde kalıyor? Bunları konuşacağız.
Bugün bu soruyu elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım. Çünkü hani yalnızca dedim ya, işte şu arada çok moda oldu kırmızı rakam görmek. Yani tabii aşağıya düşüşü gösteriyor.
Bu insanları korkutuyor haklı olarak ama hani o rakamların arkasındaki o ilişkiyi anlamaksa bence daha sağlıklı karar vermeyi sağlayan bir şey. Üstelik tabii dün malum faizler de indirildi. İşte Merkez Bankası politika faizini indirdi.
Ama normalde olması gereken aksiyonu da borsada yüzde üç düştü. Faiz indirildiğinde genelde işte banka hisselerinden bir pozitif ayrışma beklenir. Aslında sonra diğer hisselere de yansır falan.
Ama tabii borsamızın durumu o kadar acıktı ki faiz indirildiği gün dahi borsa yüzde üç bir de yani öyle ufak yüzde 0.5, 0. Yatay da değil yani. Hani ciddi derecede kan kaybedebiliyor. Demek ki hani tek bir faiz düğmesine basınca bütün ekonominin de yönünü değiştiremiyorsunuz.
Birazcık da bunu gösteriyor sanki. Önce istiyorsanız hani manzarayı ortaya koyalım. Şimdi dün Amerikan teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi de yüzde 2,6 düştü bu arada.
Meta da mesela yaklaşık yüzde 7. Nvidia da yüzde 4’ün üzerinde kayıplar var. Buna karşın Dow endekside günü hemen hemen yatay bitirdi diyelim. Yani bütün şirketler aynı ölçüde satılmadı aslında.
Bugün tabii Asya’ya da yayılan hareketin merkezinde biraz o yapay zeka yatırımlarının nasıl finanse edileceği. Bu kanalda bunu çok anlattım. Bu soru bulunuyor.
Tekrar tekrar şunu anlatmak istemiyorum. Metabor da yani işte bu Facebook’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın arkasındaki o dev şirket yıllık yatırım harcaması beklenmesinde 135-145 milyar dolar aralığına taşıdı. Üçüncü çeyrekte de serbest nakit akışının yaklaşık 2.1 milyar dolar eksiğe döndüğünü görüyoruz.
Burada hani işletmenin faaliyetlerinden gelen paranın yatırımlar çıktıktan sonra ne kadar kaldığından söz etmeye çalışıyor. Ama şirket hani muhasebe açısından kar açıklarken yatırımların büyüklüğü nedeniyle nakit tüketiyor. Çelişki yok aslında orada baktığınızda.
İki farklı konuya bakıyor aslında bu yatırımcıların ama kaygısı da tam da buradan geliyor aslında bu yapay zeka işlerini. Şimdi yapay zekayı insanlar kullanacak mı sorusunun yanına bu kadar harcanan para, inanılmaz bir para harcanıyor. Ne zaman geri gelecek? Yani returnu ile yani işte getirisi ile ne zaman geri gelecek sorusu eklendi.
Şimdi borçlanırsanız faiz ödersiniz. Yani işte hisse satarak kaynak toplarsanız mevcut ortakların şirketteki payı azalabilir. Metanın işte bu oy hakkı olmayan yeni hisseler planında aslında bu finansmanın bu tarafını gündeme getiriyor.
Sermayeyi sağlayanların riskiyle karar verme gücünün nasıl paylaşıldığının ayrıca önemli olduğunu düşünüyorum. Sen bir örnekle düşünelim burada bir şirket yatırım bütçesini büyüttüğünde bunu her zaman iyi haber sayıyoruz. Oysa aynı şirket mevcut faaliyetin ürettiğinden daha hızlı para harcamaya başladıysa aslında büyüme ile beraber finansmanın ihtiyacı da artıyor.
Müşteri sayısı müşterileri sayısı satışları artsa bile müşteri sayısı artsa bile yatırımın geri ödeme süresi. Uzayabiliyor. Yani ben böyle bir şirkette aslında yalnızca satış rakamını değil de büyümeyi sürdürmek için yeniden ne kadar para bulunması gerektiğine de bakıyorum.
Ki bu mesele yalnızca teknoloji yatırımcısını ilgilendirmiyor. Onu da söyleyelim. Yani veri merkezlerine yapılan yatırımlar elektrikten inşaata kadar pek çok sektöre sipariş getiriyor.
Sipariş yaratıyor bu sektörlerde bu harcamaların yavaşlaması ihtimali Amerikan ekonomisinin büyümesine ilişkin beklentileri de etkiliyor. Dolayısıyla bu teknoloji hisselerinde başlayan kaygı giderek ekonominin tamamına ilişkin bir soruya dönüşüyor dünyada. İşte buradaki başlıkta ki soruya geliyoruz aslında.
Yayının başlığında öne çıkarmaya çalıştığım soruya. Para nereye yöneldi sorusu. Amerikan devlet tahvillerine talep arttı ve bu talebin artması neticesinde 10 yıllık tahvil faizi %5’in altına yaklaşık 4,97’ye rekor seviyelerden birazcık indi.
4,4 yine çok yüksek tabii de 4,97’ye geriledi. Japon yeni ve İsviçre frangı da bu arada güvenli riman arayışlarından yararlanmış gözüküyor. İnsanlar hani şirketlerin ileride ne kazanacağından kuşku duymaya başlayınca daha öngörülebilir gördükleri ödeme taahhütlerine yöneliyorlar.
Üstelik de şimdi savaş tehlikesi de söz konusu. Yani aynen 28 Şubat’ta olduğuna benzer 28 Şubat’ın hemen arifesinde olan bazı gelişmeler dün bugün olmaya başladı. İşte Amerikan elçiliklerindeki bölgedeki ailelerin boşaltılması talebi işte Rus personelin İran’daki bazı yerlerde çalışan santrallerde çalışan Rus personelin işte o santralleri boşaltması şeyleri.
Bunlar hep böyle birkaç gün evvel 28 Şubat’tan evvel olmuş hikayeler ve yine olmaya başladı. Yani bugün yarın akşam belki pazar günü vesaire yine bir saldırı haberiyle de uyanabiliriz onu da söyleyelim. Şimdi burada tabi bunu kenara koyuyorum şu anda İran hikayesini.
Öncelikle şöyle bir hesap yapmak istiyorum küçük bir hesap. Elimizde mesela tahvil açısından baktığımızda her yıl sabit ödeme yapan bir tahvil olduğunu düşünelim. Şimdi tabi sabit ödeme yaptığını diyorum temel ürete düşmeyen bir tahvilden bahsediyoruz.
Temel ürete düşen tahviller de konuşuluyor Türkiye’de şimdi şirket ismi vermeyelim ama dün öyle bir haber de geldi bunu da takip edenler etmiştir. Ama şimdi neyse her yıl sabit ödeme yapan kupon ödemesi yapan bir tahvil olduğunu düşünüyorum. Daha fazla insan o tahvili almak istediğinde tabi fiyatı yükseliyor.
Yani yeni alıcı aynı ödemeyi almak için daha fazla para veriyor. Dolayısıyla getirisi düşmüş oluyor aslında. Bu yüzden hani o tahvil faizinin düşmesi her zaman ekonomide işler düzeldi anlamına da gelmiyor burada.
Yani bu bazen yatırımcı büyümeden korktuğu için de tahvil faizi düşüyor. Bir ayrım daha yapalım bu arada. Mesela bir borsanın piyasa değeri 100 milyar azaldığında diyelim dolar, Türk lirası neyse.
O 100 milyarın tamamı başka kasaya tabii taşınmış olmuyor. Hani son işlem fiyatları düşününce eldeki bütün hisselerin hesaplanan değeri de düşüyor. Para nereye kaçıyor derken aslında kastımız yatırımcıların hangi varlıkları tercih ettiği başlıkta ki soru.
Kaybolan piyasa değerinin tamamını başka bir yerde nakit olarak aramıyoruz. Yanlış anlaşılmak istemem. Peki burada bütün bunlar oluyor.
Altın neden güvenli liman hareketine katılmadı? Altın da çünkü düştü. Artmadı bildiğiniz gibi. Bu sabah baktığımızda 4.010 dolar çevresinde.
4.100 dolarlardan geldi buraya. Tabii daha sene içerisindeki zirvesi 5.000 doların da üzerindeydi. Orayı ayrı bir kenara koyuyorum.
Şimdi tabii bu sabah fiyatlarının günlük karşılaştırmasında altın %3 civarında düşmüş borsamız kadar neredeyse. Gümüş de %7’nin üzerinde. Bizim borsamızın iki katından fazla bir düşüş var.
Şimdi burada tabii kolay bir açıklamaya kaçmak istemem. Altın düştü demek ki yani Amerikan tahvil faizleri yükseldi falan diyemeyiz. Çünkü bu defa tahvil faizleri de düştü.
Şimdi stresli günlerde aslında hani çünkü daha evvelden öyle diyordum. Tahvil faizleri arttı. Evet altının faiz getirisi yok.
O yüzden düşüyor falan. Ki hakikaten bazı günleri açıklayabiliyor bu ama. Şimdi stresli günlerde yatırımcı başka yerdeki zararını karşılamak veya borcuna karşılık ek güvence yaratmak için aslında.
Yani ek güvenceyi de yatırabilmek için kolay satabildiği varlıkları elden çıkarabilir. Şimdi daha önce kazandığı tabii altını satması da bu açıdan mümkün. Bunlar tabii olası mekanizm var.
Yani elimizde bütün işletmelerin dökümü veya işte hani arkasındaki psikolojik hareketlerinin arkasındaki açıklamaları söz konusu olmadığı için zaten. Hani bugünkü düşüşün tek nedeni budur veya dünkü düşüşün tek nedeni budur demiyorum ama. Hani güvenli liman demek onu da altını çizmek lazım.
Güvenli liman demek hep sonuna güvenli liman, güvenli liman, güvenli liman. Her gün fiyatı yükselen varlık demek değil güvenli liman. Şimdi gram altına bakarken de bu arada iki hareketi ayırmak lazım.
Zaten Türk lirası cinsinden bir tabii dolar kuru açısından bakmamız lazım. Bir de gram altının uluslararası piyasadaki dolar cinsinden değerine bakmak lazım. Yani on yüzde üç düşerken dolar yüzde bir yükselirse bize tabii yüzde iki gibi yansıyor ama.
Hani bunu da en azından hesaba katmak gerektiğini söylemek açısından söylemek istedim. Şimdi piyasadaki bu arada bu huzursuzluğu, bu ortamdaki huzursuzluğu büyüten diğer bir gelişme de burada petrol. Yüz on dört dolar brent petrol şu anda.
Bu Suudi Arabistan’ın öyle kuşlu sardırıları, az önce bahsettiğim Heran Savaşı’nın yeniden çıkabileceği, yani İran’ın yeniden Amerikan ve İsrail uçakları tarafından belki Suudi Arabistan’da katılır bilemiyorum. Bomba alınacak olması riski. İşte bu Körfez’deki gemi güvenliği, Libya’daki üretim aksaması bunların hepsi arz kaygısını arttıran şeyler.
Tabii burada yalnızca çıkarılan petrol miktarını da düşünmemek lazım. Yani işte petrol taşıyan geminin sigortasının pahalanması, rotanın uzaması, sevkiyatın ertelenmesi falan bunların hepsi maliyeti yükselten bir şey. İşte merkez bankaların da aslında bu açıdan baktığımızda zorlayan durum bu.
Yani büyüme kaygısı, faizleri düşürme baskısı yaratıyor. Dün düşürdü işte biz zaten bizim merkez bankamız ama pahalı enerji de enflasyon riskini arttırıyor. Nitekim mesela piyasalarda FİD’in ileride yapacağı faiz artırımlarıyla ilişkin beklentiler de birazcık azaldı, onu da söyleyelim.
Daha fazla bir hani faiz indirimi daha hızlı gelir, daha sık gelir deniyordu. O biraz azaldı şu anda. Tabii yani yine faiz indirimine kesin geçileceği anlamına da gelmiyor ama öyle bir gidiş hatta var onu da söylemiş olayım.
Japonya’da da bu arada çekirdek enflasyonun yüzde 2,1’e çıkması yeniden acaba Japon Merkez Bankası faiz arttıracak mı diye düşünenleri destekliyor birazcık. Hani aynı dünyada işte farklı koşullar, her ülke içinde tek bir faiz eşitliğinin olmadığı günlerden geçiyoruz. Burada tabii tahvillere yönelişi konuşurken devletleri de birbirinden ayırmak lazım.
Yani Amerikan tahviline talep gelir, faizi düşerken Fransa’nın borçlanma variyeti yeniden Euro cinsinden yüzde 5’in üzerinde. Yani devlet tahvili yazması her borcuna aynı riski taşıdığı anlamına gelmiyor. Yani bizimki de zaten yüzde 30’ların üzerinde malum.
Bunu da söylemiş olalım. Küresel kamu ve özel sektörü borcu 365 trilyon doları aşıyor diye bir haber de okudum bu arada. Bu da dünyanın aslında başka bir gezegene borcu değil de birinin borcu başkasının alacağı tabii ki sorun.
Yani topladığınız zaman sıfırlar ama asıl mesele ödemelerin kimden kime yapıldığı ve borçlunun bunu hangi geriyle karşılayacağı. Toplam şu anda dünyadaki borç miktarı kamu ve özel sektörü borç miktarı 365 trilyon dolarmış. Gelişmiş ekonomilerin burada yıllık kamu borcu faiz ödemeleri ki biz de bunun içerisindeyiz 3.3 trilyon doları aşıyor.
Ama tabii piyasadaki faiz yükseldiğinde hani devletin eski borçlarının tamamının maliyeti o gün artmıyor. Sabit faizli eski borç tabii vadesine kadar kendi koşulları devam ediyor. Ama asıl baskı yeni borç alırken veya işte vadesi olan olan borcu yeniden çevirirken belirginleşiyor.
İşte bu hani borcu miktarı kadar ne zaman yenileneceğin de önemli olduğu günlerden geçiyoruz. Onu da söyleyelim ki faiz yükü arttıkça malum devlet bütçelerine sıkışma yaratılıyor. Hani mesela şu anda Fransa’nın da faiz yükü artarken bir yandan da çok ciddi sosyal harcamalarına yönelik hani sokakta talep var.
Tabii bu arasındaki dengeyi nasıl kuracaklar? Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Tabii Türkiye için de bu hikaye var. Onu da söyleyelim.
Tabii buradan hani otomatik olarak işte emekli aydını kısalım, okullara daha az kaynak aktıralım sonucuna da varmıyoruz tabii ki. Hani verginin kimden toplandığı, hangi harcamaya öncelik verildiği bunlar hep siyasi tercih aslında. Hani finansal güveni korumak adına insanların yaşam güvencesini sürekli eğer azaltıyorsanız sorunu çözmek yerine başka bir yere taşıyorsunuz demektir ki Fransa bunu açıkçası çok net gösteriyor.
Burada Amerika’dan gelen geçim hikayeleri de bunu hatırlatıyor bize. Şimdi Birleşme sonrasında işini kaybeden bu kez böyle yan işine tutunmaya çalışan müşterilerinin bütçe kısmasıyla karşılaşan insanlar var. Dolayısıyla hani bu çalışıyor görünmekle ekonomik güvenceye sahip olmak aynı şey değil.
Onu da söylemiş oluyor. Şirketlerin maliyet kısmak için veya devletlerin maliyet kısmak için attığı adımlar başka şirketlerin müşterisini başka birinin gelirini azaltabiliyor. Piyasadaki o büyüme kaygısını günlük hayattaki karşılığı da böyle oluyor.
Türkiye’ye döndüğümüzde zaten faiz kararını konuştuk. Dün konuştuk ayrıntısıyla o yayını izleyebilirsiniz. Gayet iyi gördü çok teşekkür ediyorum.
Bu arada 16 Ekim haftası için bu arada önceki hafta için hesaplanan yabancı portföy çıkışı toplam 2.9 milyar dolar olmuş. Bunun 2.3 milyar dolarla kısmı swap’tan yani para birimlerinin değişime dayanan işlemlerden gelmiş. Bu bilanço veliye ile yapılan bir hesaplama burada.
Açıklanan hisse ve tahvil hareketleriyle aynı türden doğrudan bir gözlem değil onu söyleyelim. Ki bu dünkü faiz kararından önceki bir çıkış onu da söylemek lazım. 16 Ekim haftasından bahsediyorum.
Dolayısıyla şu anda faiz indirildi yabancı hemen kaçtı diye anlatamadığımız bir şey. Faiz indirdikten sonra ayrıca bir çıkış olacak mı onu göreceğiz. Dünkü karar alınırken bir de çıkış baskısı bulunduğunu da söylemek lazım.
Türk lirası cinsinden yatırımlardaki toplam çıkışı mesela 2.3 milyar dolar civarında olduğu hesaplanıyor. İşin öbür tarafı da ilginç bu arada. Yurt içindeki yerleşiklerin yani sizin benim.
Yurt içinde yaşıyorsanız yurt dışından dinlenenler de var. Yurt içindeki yerleşiklerin döviz veya dövize bağlı varlıklarında fiyat etkilerinden arındırılmış olarak yine 2.5 milyar dolarlık bir azalma söz konusu. Dövize yönelmemiş yani enteresan bir şekilde.
Bunun içerisinde döviz mevduatı var, fonlar var. Herkes dövizini satıp Türk lirasına güveniyor anlamını çıkartamıyoruz. Belki bazen insanlar borç ödemek, işletmesinin giderini karşılamak veya başka bir yatırıma geçmek için döviz bozmuş olabilir.
Ama bu da bir ilginç veri. Burada Amerika’nın tahvil faizleri düşüyor dedim. Peki düşüyorsa Türkiye’nin dışarıdan borçlanması da ucuzlamaz mı diye düşünebilirsiniz tabii ki.
Tabii bu yönde bir destek eğer bu devam ederse oluşabilir ama borçlanma maliyetinin içerisinde Türkiye’ye özgü risk için istenen ek getiride var. Türkiye’ye borç verdiği zaman uluslararası piyasalar. Dolayısıyla dünyadaki temel faiz düşse bile düşerken sizin ülkenizin riskine ilişkin kaygı artıyorsa haliyle o rahatlamadan faydalanamıyorsunuz maalesef.
Bu yüzden dışarıda olabilecek olumlu bir hareketin içeriğe de aynı ölçüde yansımasını bekleyemeyiz onu söyleyelim. Ki zaten dünkü piyasa kapanışı da işte tek açıklamalarla da yetinemeyeceğimizi gösteriyor. Biz 100 faizin düştüğü günde veya düşürüldüğü günde diyelim yüzde 3.1 düştü.
Türkiye’nin risk primi yükseldi. İki yıllık devlet tahvili faizinin politika faizi indirilmesine rağmen dün yükseldi 39.62’ye. Yani Merkez Bankası’nın belirlediği faiz aşağıya giderken piyasadaki bazı vadelerin faizi yukarıya gidebiliyor. Bu örnekte gördüğümüz gibi çünkü yatırımcılar gelecekteki enflasyon ve riski ayrıca fiyatlıyorlar.
Yüzde 36 oldu dünkü faizler onun da bir cümle söyleyeyim. Yani 1 puan tabi gevşemenin tamamı çok ciddi bir gevşeme değil zaten bahsettim ama outsourceda bankalar arası politika faizine yaklaşması ardından da tahvil alımlarının hızlanması bu COVID kredilerindeki büyümenin sınırının arttırılması da önceki kararlardaydı. Son indirim de bu adımların üzerine geldi.
Aralıkta bir %35 bir puan daha indirilebilir deniyor. Gelecek yıl sonunda %31 politika faizi öngören iktisatçılar var. Bunlar dediğim gibi Merkez Bankası’nın söz verdiği oranlar diye öyle bir sözde zaten yok ama öngörü bu şekilde.
Tabi enerji pahalı kalırsa bu hesapların değişmesi mümkün. Peki diyeceksiniz ki bu faiz indirimi neden borsayı kurtarmadı? Hani bunu söyleyip duruyorum ama niye kurtarmadı peki? Yani niçin faizinin indirildiği gibi borsa bir de %3 küsür düştü? Çünkü yatırımcı yalnızca kredinin fiyatına bakmıyor. Kredi faizlerine yansıması da hemen hızlıca olmuyor ama şirketin satışına, borcunu ödeyebilmesine, piyasadaki kuralların güvenilirliğine MSCI gibi kuruluşların açıklamalarına, fon krizine vs.
bunlara da bakıyor haklı olarak yani. Geri alım yapan bazı şirketler var onu görüyoruz. Şirketinin fiyatının çok ucuz olduğunu düşündüğü için kendisi şirketin listelerini toplayan firmalar, şirketler var ama şirketin kendi listesini almasını bile fiyatın artık düşmeyeceğinin garantisini oluşturmuyor maalesef.
Nakit durumu ve uygulanan program da ayrıca incelenmeli diye düşünüyorum. Tabii fon meselesine de bir iki cümle ile değinecek olursam, bugünün önemli tartışması kuralların güvenilirliği biliyorsunuz. Satış emri verdiği halde işlemi tamamlanmamış bu PBLK denilen değil mi? Payları bloka olmuş yatırımcıların genel tasfiye sürecine dahil edilmesi gündemde.
1 milyon liraya kadar ara ödeme, ön dönem düzenleme de bu sürecin parçası olarak söyleniyor. Ama işte ara ödeme bütün zararın karşılandığı veya kalan tutarın hangi gün ödeneceğinin de kesinleştiği anlamına gelmiyor. Tabii burada insanların sorduğu soru haklı olarak şey yani yalnızca param kaç lira oldu değil de verdiğim talimatın, güvendiğim işleyişin karşılığını oldu diye soruyorlar haklı olarak.
Tabii kesin hukuki sonuç söylemek için düzenlemenin nihai metnine ve uygulamanın ayrıntılarına bakacağız ama tabii iktisadi sonucu çok açık. Yani yatırımcı parasına hangi şartlarda ulaşacağını öngöremiyorsa eğer daha yüksek getire istemesi ve piyasadan da uzaklaşması hatta şaşırtıcı olmaz. Ki yani işte tüketici güveninde değil mi 7,7 % 7,7 yani neredeyse %8 düşerek 84,8’e gerilemesini de bu ortamda değerlendirmemiz lazım.
Yani fon sorunlarının etkisine tabii ki işaret eden bulgular var ama bütün düşüşü de buna bağlayamayız. Ama ciddi bir güven eksikliği ve güven erozyonu olduğunu söylemek yanlış olmayacak herhalde. Bu arada şeyi de söyleyelim bu dünyada olan bu paraya erişim meselesinin teknoloji tarafında da ilginç bir örneği oldu bu hafta.
Çok sayıda internet sitesinin bu arkasında çalışan değil mi o PHP, PHP denilen yazılımdaki kritik açıklar nedeniyle bazı kamu ve şirket hizmetlerine tedbiren durdurulduğunu görüyoruz. Bu tabii kapanan her site saldırıya uğradığı anlamına gelmiyor. E-Devlet’te de bir sorun olmadığı açıklandı bilmiyorum ne kadar doğru.
Ama bazıları saldırıya önlemek için kapatılmış ama işte yapay zeka açıkların bulunmasına yardımcı olurken saldırı kapasitesini de arttırıyor bunu gösteriyor. Çünkü sizin adınıza gidip işte finansal işlemler yapmış. Hani en azından bazı Türkiye için geçerli değil belki ama yurt dışında böyle örnekler var.
Ciddi derecede sıkıntı yarattığı söyleniyor. Tabi burada hani teknoloji yatırımları için de önemli bir ölçü var bence burada. Yani yalnızca daha büyük veri merkezi kurmaya değil de mevcut sistemi güvenli ve kesintisiz çalıştırmaya da kaynak aktarmak gerekiyor.
Yani küçük bir işletmenin internetten sipariş alamaması site kapandığı için veya işte en azından kapatmak zorunda kaldıkları için o işletme için doğrudan gelir kaybı demek. Finansal piyasalarda da işte dijital altyapıda da güven ihtiyaç anında hem sistemin çalışmasıyla sınanıyor. Onu da söyleyelim ama tabi piyasa sakinleşsin diye de bütün sorunları görünmez hale getirmeyi de doğru bulmuyorum.
Yani sorun değil mi? Haber yapını susturmakla sorunu çözmek farklı şeyler. Denetimin nasıl yapıldığını, hangi risklerin zamanında görüldüğünü ve hangi önlemlerin alınmadığını da bilmek yatırımcının hakkı. Güven dediğimiz şey kötü haber duymamaktan değil de kötü haber geldiğinde işleyecek olduğuna inandığınız bir çözüm mekanizması bulunduğunu görmekten buna inanmaktan doğar diye düşünüyorum.
Şimdi sorularınızla geleceğim ama hani bu sabahın tablosu nasıl diye soracak olursanız haftanın son iş gününde. Para bütün dünyadan kaybolmuyor. Bazı yatırımcılar uzun vadeli büyüme vaatlerinden uzaklaşıp daha öngörülebilir gördükleri varlıklara yöneliyorlar.
Ama tabi bu hareket her devlet tahbilini, her para birimini, her emtiyayı veya her tasarruf sahibini aynı biçimde etkilemiyor. Türkiye’de bir de bunun üzerine işte enerji ithalatıdır, dış finansman ihtiyacıdır. Sonlardaki bilirsizlikleri bunları ekliyoruz.
Kendi hesabımızda da yalnızca getiriyi değil, ihtiyacımız olan tarihte paraya ulaşabilmeyi düşünmeye çalışıyoruz. Bunu düşünmemiz lazım, hakikaten bu önemli bir şey. Yani mevduatta politika faizini kendi kazancımız sanmadan bankanın teklif ettiği oranı ve stop loss sonrası tutarı hesaplamalıyız.
Hani farklı isimde üç yatırım almak da mesela tek başına çeşitlendirme değil. Üçünün aynı teknoloji şirketlerine ve aynı döviz riskine bağlı olması pek hala mümkün ki son fond krizinde birazcık maalesef bunu gördük. Bunlara bakmak gerekiyor.
Mesela üç ay sonra diyelim ev için bir peşinat verecek ki benim etrafımda arkadaşlarım var vakti zamanda eve gelip de işte yıllık ara ödeme yapmaları gereken. Hani ev için peşinat verecek kişiyle 10 yıl boyunca dokunmayacağı birikimini değerlendiren kişi aynı fiyat düşüşüne tabii ki farklı tepki verilir haklı olarak. Birinin bekleyecek zamanı vardır diğerinin yoktur.
Dolayısıyla hani o uzun vadede toparlanma ihtimali ödeme gücü her an o anda ödemesi olan diyelim bir kişinin sorununu çözmüyor. Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız sözü tabii böyle bir durum için söylenmemiş ama burada birazcık Keynes’in sözü biliyorsunuz. John Maynard Keynes İngiliz iktisatçı birazcık burayı da anlatıyor bence.
Yani yatırım kararları verirken bence biraz ne kadar kazanabilirim sorusundan önce ne kadar süre bekleyebilirim veya şu kayba ne kadar dayanabilirim sorusunda sorulması gerektiği kanaatindeyim diye düşünüyorum. Bunu buradan söylemiş olalım. Şimdi sorulara bakalım.
Kısaca neler var neler yok. Günaydın mesajlarıyla başlıyor herhalde muhtemelen ama. Evet şimdi günaydın herkese günaydın.
Derse tam zamanında katıldım denmiş. Ders demeyelim yani ders değil tabii ki bu sohbet ediyoruz. Ders olsa biraz daha şey olurdu.
Biraz şunu büyüteyim. Sorularımız tabi İngilizce maalesef. Günaydın günaydın günaydın tıraş olunca temiz olmuşsun denmiş.
Teşekkürler. Bakalım günaydınlar. Hocam normalde savaş zamanında altın artmaz mı? Biraz konuştuk bu güvenli liman hikayesini değil mi? Anlattım yayında diye düşünüyorum.
Yani herhalde sorunuza cevap olmuştur. Normalde destekler savaş ve belirsizlik altına ama bu kesin bir kural da değil. Piyasada nakit ihtiyacı artınca altında satılabiliyor bu sürpriz olmuyor.
Hocam Norveç Varlık Fonu açıklama yapmış. Evet. Türkiye’deki yatırımlarını bir kısmına sıkıntıdalar herhalde anladığım kadarıyla.
Kaldıraşlı işlemlerde alınan pozisyonun tersine hareket ettiriliyor piyasalar denmiş. Evet. Ondan yana bir şey yok.
Bu kaldıraşlı piyasalarda büyük pozisyonların tasfiyesi fiyat hareketlerini hızlandırabilen bir şey. Doğru söylüyorsunuz ama piyasanın her zaman yatırım üzerinin pozisyonlarının tersine bilinçli olarak hareket ettirdiğini söyleyemeyiz. Ligidite, teminat çağrıları, risk yönetimidir.
Bunlar da oldukça önemli diye düşünüyorum. Dünyada elektrikli araçların satışı artması, petrol talebi azalması doların rezerv para olmasını azaltmaz mı? Uzun vadede etkileyebilir evet ama doların rezerv para konumu yalnızca petrol ticaretinden kaynaklanmıyor biliyorsunuz. Amerikan finans piyasalarının büyüklüğünden kaynaklanıyor, ligiditesinden kaynaklanıyor, dolar cinsinden borçlanmanın çok popüler olmasından kaynaklanıyor vs.
Tek başına elektrikli araçlar yaygınlaşacak diye doların hakimiyeti bence azalmaz sırf bundan dolayı. Yurt dışından dinleyenler var, çok teşekkür ederim. Altın düşüşe devam eder mi? Bunu kesin olarak söylemek mümkün değil ama bu kadar oynak bir piyasada özellikle dip noktasını önceden tespit etmek bence çok zor.
Dip noktası ile size yaklaşanlara illa bir tanesi belki doğru çıkardı. Temkinli yaklaşın derim. Ben daha ziyade bu kısa vadede hareketlerden çok real faizleri, merkez bankası talebini ve jeopolitik gelişmeleri takip ederim.
Uzun vadede daha yolunlu olduğunu düşünüyorum. Bunu farklı farklı yayınlarda söyledim. Ekonomi hop diyor mu? Vallahi zıplıyor mu hop diyor mu bilmiyorum.
Siz belki izlerken hop diye zıpladınız herhalde heyecanlanıp diyelim Ayhan Bey’e de. Hocam para kaçıyor. Borçlandırıldığı ülkelerde nakit talep ediyor.
O nedenle satış baskısından düşüyor ödenmiş. Yani bu borç ve teminat hükümetlerine göre yapılan zorunlu satışlar gerçekten fiyatları etkileyebilir. Hakikaten öyle ama bütün piyasa hareketlerinde tek bir aktörün hesap ödemekten kaçınmasına bağlamamız için biraz somut işlem verilerine ihtiyaç var burada.
Çünkü finansal piyasada hakikaten bazen düşündüğümüzden çok daha karmaşık çalışıyor. Onu söylemiş olalım. Amerika-İran savaşı başladığında Türkiye 60 ton satmıştı altın.
Bir de vadeli opsiyonlarla tutuyorlar. Sende 10 bin bendeyim 20 bin gümüşte aynı. Yani bu Merkez Bankası’nın altın işlemleriyle vadeli piyasalardaki pozisyonları birbirine ayırmak lazım bence.
Altının da işte 10 veya 20 bin dolara buradan ulaşacağını söylemekle sırf bu bahsettiğiniz hareketler bence çok doğru değil gibi. Avrupa Birliği ortak para birimi ülkelere zarar veriyor demiş Berkay Bey. Evet yani doğru.
Ortak para politikası hakikaten bunu söyleyen ciddi iktisatçılar da var hakikaten. Farklı ekonomik yapılara sahip ülkeler için her zaman aynı sonucu vermiyor. Özellikle işte bu enerji şoklarıdır, üretim maliyetleridir, farklı maliye politikalarıdır vesaire.
Ama tabii bir yandan avantajları da yok değil. Yani ortak para bir ticaret finansman açısından falan avantajları da var ama işte artı seksisini beraber koymak gerekiyor demiş olalım. Başka sorular sorular.
Çin Borsası hakkında bir yayın olabilir. Hakikaten öyle bir yayın ilginç olabilir onu da söyleyeyim. Yani şey hemen şimdi bugünden yarına belki olmaz belki ama neden olmasın demiş olalım.
Şu başka başka başka. Sorular sorular. Dolar endeksi beklentiniz hocam.
Var. Bakalım yani şey kısa vadede dalgalı bir seyir beklediğim bir endeks açıcısı. Amerikan tahvil faizlerine de birazcık bağlı.
Oradaki düşüş birazcık baskılayabilir doları ama hani küresel risk de genç değil. O da bir güvenli liman özelliği de var doların her ne kadar bundan 10 yıl evveline göre 15 yıl evveline göre biraz sarsılmış olsa da. Tabi Fed’in mesajlarına Fed’in işte faiz patikasının ne olacağına vesaire de bağlı.
Demiş olalım. 7400’den altın almıştım. Gerçek final gerçekten finalde Mevduat’ta kalanlar kazandı galiba.
TL stabil gidiyor gibi gözüken daha mantıklı olabilirdi demiş Merkcan Fırat. Yani her alınan fiyat mantıklıdır diye bir şey yok zaten hakikaten. Mevduat gerçekten son zamanlarda güçlü getiriyi sağladı.
Yani bu 7400’den bir altın aldıysanız eğer hakikaten kısa vadede biraz kaybetmişsiniz. Bu moral bozucu bir şey ama uzun vadede mutlaka yanlış yaptığınız anlamına da gelmiyor bence. Herkesi sattırıp öyle salacaklar ki neyse biraz kaydı ama yani ani yükselişler olabilir öyle söyleyelim altında da.
Ama hani herkesi sattırıp sonra fiyatı tek bir ameliyata yükseltecek bunlar hep böyle şey biraz. Piyasaya böyle insani özellikler atfetmeyi seven bazı insanların yorumları oluyor. Bunlara da dikkatli yaklaşmanızı isterim.
Hocam Türkiye’deki önemli ekonomistlerin kolektif bir yapı oluşturup liyakatsiz işleri ortak bir açıklama ile fikirlerini dile getirip bir ses oluşturmanız iyi olmaz mı? Valla biz bunu yapmayı denedik. Mesela nerede denedik onu da söyleyelim. Asgari ücret zammında dönedik.
Bundan iki yıl evvel. Enflasyon oranında gerçekleşen enflasyon oranında zam yapılmalı dedik. Mesela pek bir etkisi olmadı.
İmza kampanyası da yaptık, duyurduk. Bazı basın kuruluşları açıkladı vs. Ama sonuçta ekonomi politikası yapıcı.
Bildiğini okudu. Asgari ücretle gerçekleşen enflasyonun altında zam yaptı. İki senedir zaten öyle yapıyor.
Bu sene ne yapacaklar göreceğiz. Ondan gidip makale de yazdık. O makaleyi de ben anlattım.
Yabancı bir dergide makale. Akademik makale bu arada öyle şey. Gazete makalesi değil.
O da yayınlandı. Asgari ücret artışlarıyla enflasyon arasında birebir doğrudan ilişki yoktur tarzı bir makale. İsteyenlerle paylaşabilirim.
Ara ara yapmaya çalışıyoruz. Konu bazında belki ama. Geçen sefer bombalamadan sonra satış gelmişti altına.
Sanki önceden yedek nakit ayrıldı denmiş. Olabilir. Büyük yatırımcıların nakit ihtiyaçlarını önceden planlaması normal aslında.
Bugün bu altın satışların önceden hazırlanmış rezerv nakit pozisyonu kaynaklandığını ispat edecek bir şey de elimizde yok. Savaş nedenlerinde altın satışlarının farklı nedenleri olabiliyor demiş olayım. Hocam ben bir global çöküş bekliyorum.
Sizce olabilir mi? Zaten aslında birazcık şu anda onu yaşıyor gibiyiz. Öyle düşünelim. Suudi Arabistan ile Yemen birbirine saldıracak gibi değil.
Saldırıyorlar zaten. Arada bir savaş var. Havalimanına bomba füze attılar.
Bundan hala ne saldırabilecekler demiş olalım. Burada noktaya koyalım. Çok teşekkür ederim.
Bugün hakikaten çok güzel bilgi oldu. Eğer cevaplanmamış bir sorunuz veya yorumunuz varsa lütfen yorum olarak video bittikten sonra yazın. Herkes biliyor zaten bu kanala uzun süredir abone olanlar, izleyenler.
Abone değilseniz lütfen abone de olun. Ücretli bir şekilde düşünebilirsiniz. Kitaplarımızı almayı mutlaka değerlendirin çocuklar için ve yetişkinler için olan.
Sorularınızı lütfen yazın yorum olarak mutlaka gün içerisinde akşam saatlerine kadar bilen biliyor zaten. Elimden geldiğince hepsine cevap vermeye çalışıyorum. Çok teşekkür ederim bilgi ve desteğinize.
Yeni bir yayında görüşmek dileğiyle. Hafta sonu hem cumartesi hem pazar canlı olmayan iki tane yayın yapacağım. Onları da izlemenizi, onlara da destek vermenizi şimdiden rica ediyorum.
Görüşmek dileğiyle.