Netanyahu Gider mi? İsrail Seçiminin Görünmeyen Hesabı
Bu Bölüm Hakkında
Bölüm, İsrail seçimlerinde Netanyahu'nun yeniden çoğunluk kurma ihtimalini koalisyon matematiği ve farklı partilerin ekonomi politikaları üzerinden değerlendiriyor. Ülkenin büyüme ve teknoloji ihracatı güçlü görünürken yüksek yaşam maliyetinin, konut ve gıda fiyatlarının haneler üzerindeki etkisini ele alıyor. Dini partilerin kamu desteği, eğitim ve askerlik düzenlemelerine ilişkin taleplerinin bütçe ve yük paylaşımını nasıl şekillendirdiğini açıklıyor. Seçim sonuçlarının güvenlik harcamaları, vergiler ve kamu kaynaklarının dağılımı açısından taşıdığı olası sonuçları tartışıyor.
Ele Alınan Konular
- İsrail seçimleri ve koalisyon aritmetiği
- Netanyahu ve muhalefet blokları
- Yaşam maliyeti ve hane bütçeleri
- Teknoloji ihracatı ve istihdam
- Kamu harcamaları ve dini partiler
- Askerlik yükü ve ekonomik üretim
Merhabalar, Kayıtlı İktisat YouTube kanalına hoş geldiniz. Ben Prof. Dr. Ceyhun Elgin. İsrail, biliyorsunuz 27 Ekim 2026, Salı günü.
Evet, Salı günü. Yanlış duymadınız. Pazar günü değil, Salı günü.
Sandığa gidiyor. Ve bu seçimde mevcut Başbakan Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalamayacağı, işte savaşların ardından, hatta savaşlarda sürerken belki de, seçmenin nasıl karar vereceğini konuşacağız. Tabii bir iktisat kanalı da olduğumuz için öte yandan bizim sormamız gereken başka sorular da var.
Yani bu İsrail’de kim çalışıyor, kim askere gidiyor, kim vergi ödüyor, devletin parası kime, nasıl dağıtılıyor. Çünkü aslında biraz o İsrail siyasetini anlamak için, değil mi o partiler arasındaki ayrılıklar, güvenlik açıklamalarının arkasında işte tam da aslında bu sorularda belirginleşiyor diye düşünüyorum. Şimdi İsrail siyasetini baktığınızda, incelediğinizde, yalnızca muhafazakarlar, layıklar ve solcular diye sınıflandırmak yeterli olmuyor.
Neden? Çünkü hani mesela bir siyasi partiye bakıyorsunuz, güvenlik de çok sert. Ekonomi de bir yandan piyasacı. Ama dinli kurumlara kamu kaynağı aktarılmasına ise karşı bir parti mesela.
Dindar bir parti var mesela öte yandan bir tarafta. Ama o da çok ciddi derecede sosyal yardımlarının arttırılmasını isteyebiliyor. İşte bugün bu farklılıkları seçim vaatleriyle beraber konuşalım istiyorum.
İsrail tabii ki sevenler sevmeyenler veya politikalarına karşı çıkanlar, bilmiyorum savunan var mı ama karşı çıkanlar vesaire vardır. Özellikle memleketimizde vardır ama yine de bir ülkenin siyasetini anlamanın ve önemli olduğunun kanaatinde olduğum için de bu seçimleri konuşmak istedim. Şimdi önce hepimizin aklına gelebilecek soruyla başlayalım.
Türkiye’de biz pazar günü oy kullanmaya alışmışız. Ki Amerika’da da mesela işin enteresan tarafı farklı değil ki onu Amerikan seçimlerinde ayrıca konuşacağız. Orada da salı günü oy veriliyor.
Ama İsrail neden salı günü seçimi yapıyor? Yani insanlar o gün çalışmıyor mu diyeceksiniz? Seçim günü İsrail’de yasal olarak tatil. Yani işte onların parlamentosuna kneset alıveriliyor. Knesete ilişkin bu temel yasanın 10.
maddesinde bunu açıkça söylüyorlar zaten. Ulaşım ve diğer kamu hizmetleri tabii çalışmaya devam ediyor. Yani takvimde hafta içine denk gelse de aslında olağan bir çalışma gününden söz ediyoruz.
Daha sonra tatil günü aslında. Özür dilerim söz etmiyoruz demek lazım. Çünkü tatil hani vatandaşın sandığa gitmesini kolaylaştıran bir kavram.
Ki Amerika’da öyle bir şey yok. Onu ilerleyen yayınla göreceğiz. Şimdi haftanın düzeni de aslında İsrail’de baktığımızda bizden farklı.
Yani yaygın çalışma haftası orada pazar başlayıp perşembe bitiyor. Pazar normal iş günü. Cumartesi ise biliyorsunuz şabat.
Yani dini dinlenme günü inanca göre. Dolayısıyla bizim hafta sonu anlayışımızı oraya doğrudan taşıyamıyoruz. Sılı tercih de temel yasadaki o seçim takviminde yer alıyor.
Seçim hazırlıklarını ve oylamayı şabatın çalışma kısıtlarıyla çakıştırmayan bir düzen sağlamaya çalışıyorlar. Kısacası hafta içi seçim var ama seçim nedeniyle tatil de var. Öyle demiş olalım.
Şimdi İsrailler biliyorsunuz doğrudan başbakan seçmiyorlar. Partilerin listelerine oy veriyorlar. Parlamenter bir rejim var.
Parlamentoda da 120 tane sandalyeleri var. Ve ülke tek seçim çevresi ve seçim barajı da %3,25. Şimdi istikrarlı bir parlamento çoğunluğu oluşturmak istiyorsanız hedef.
Tabi bu yarısına bir fazlasını almanız lazım 120 sandalyeyi. Bu da 61 sandalye yapıyor. Dolayısıyla seçim gecesi birinci çıkan partinin lideri ertesi sabah otomatik olarak da başbakan olmuyor.
Öncelikle o 61 oyu geçmesi lazım. Veya en azından koalisyon kurabiliyor olması lazım. Tabi de Cumhurbaşkanı’nın bizim eski sistemimiz gibi 2016 öncesi.
Cumhurbaşkanı’nın görevlendirmesi ve koalisyon pazarlıklarının yürütülmesi lazım. Eğer koalisyon kurulacaksa. Şimdi güncel yarışta Netanyahu’nun başlıcı rakibi eski genelkurmay başkanı Gadi Aysenkut.
Ve işte onun yasar partisi diyelim. Eski başbakan Nathalie Bennet’in Yar Lapit Biyaşat yani birlikler listesinde de birleşmiş durumdalar. Yani eski siyasi haritayla bu seçimi okumamak gerekiyor öncelikle.
Bu 21 Ekim’de bir araştırma yapılmış. En son yapılan araştırmada bir tanesi 3 gün evvel. İşte Aysenkut’un partisi 23 sandalye alıyor gibi gözüküyor.
Tabi doğru çıkar çıkmaz ayrı hikaye. Ama Likud yani Netanyahu’nun partisi 19 sandalye alıyor gibi gözüküyor. Başka bir kanalın araştırmasında yine Aysenkut önde.
Ama tabi burada küçük sağ partilerden işte bu Offer Winter’ın listesinde içeren bir Netanyahu çevresindeki bloğum. Çünkü Netanyahu zaten tam tek başına iktidara gelmeyecek. Ama zaten şu anda da tek başına iktidar dediği bir koalisyon hükümetinin başında.
İşte o koalisyon hükümeti mevcut. Yani Netanyahu’nun şu anda girdiği koalisyonun diyelim hani eğer seçimden sonra da koalisyon devam ederse yaklaşık 51 sandalye civarında olduğunu görüyoruz. 61’in altında.
Bir de Arap partileri var tabi ki. Arap partileri dışındaki muhalefet ise yani işte bu Aysenkut başta olmadığı için onlar 55 sandalyede kalıyorlar. Ve hiç biri tabi tek başına çoğunluğa ulaşamıyor.
En azından Arap partilerinin İsrail’de İsrail vatandaşı olan ve dolayısıyla oy verme yeterliğine sahip çok sayıda Arap da var. Ve bunlar tabi ki bir siyasi olarak temsil ediliyorlar. Ve tabi onların partilerinin desteği önemli olacak gibi gözüküyor şu anda.
Tabi bütün anketlerde aynı şeyi söylemiyor. Onu da söyleyelim. Yani başka bir kanal mesela başka bir televizyon kanalının araştırmasında Likut’u 30 sandalye gösteren de var.
Hatta işte bu 30 sandalye gösteren Netanyahu’nun partisine 30 sandalye alıyor gösteren araştırmada Netanyahu’nun bloğu yani ona destek verenlerle beraber 62 sandalyeyle çoğunlukla da çoğunluğa da ulaştığını söyleyenler var. Tabi araştırma arasında bu farklar varken kesin sonuç ilan etmek doğru olmuyor gibi gözüküyor bana. Şimdi benim sadece bugünkü değerlendirmem şu olur demiş olayım.
Yani birinci parti olma yarışında araştırmaların çoğu evet şu anda Netanyahu’nun başlayıcı rakibi Aysinkot’u önde gösteriyorlar. Ama hani başbakanlığın favorisini aynı kesinlikle söylemek mümkün değil. Netanyahu’nun burada yeniden çoğunluk bulması, muhalefetin yeni ortaklar kazanması veya uzun bir hükümet krizi yaşanması ihtimalleri bunların hepsi açık ihtimaller.
Şimdi burada tabi Arap partilerine muhalefetin sandalye sayısını ekleyip de hesabı bitirebiliyor muyuz diye sorabilirsiniz belki. Hani muhalefette belki destek verirler. Netanyahu’ya destek vermeyeceklerine göre ki vermemelerini de anlamak gayet doğal.
Ama şöyle bir şey var. Şimdi başlıca muhalefet ideallerinin bu partilerle hükümet kurmaya koyduğu bazı sınırlar var. Veya işte ultra ortodoks partiler, ultra ortodoks derken aşırı muhafazakar, mursevi partiler farklı bir başbakanla da anlaşabilirler.
Dolayısıyla hani tam bu noktada böyle birkaç sandalyenin karşılığı bazen bir bakanlığın bütçesi pazarlık konusu olabiliyor. Bir askerlik düzenlemesi veya eğitim kurumlarına aktarılacak para pazarlığın içerisine geliyor. Bir iki sandalyeyle de olsa çoğunluğu sağlamak için işte her iki tarafta durumu zorlayabilir gibi gözüküyor.
Şimdi tabii seçmenin ekonomik derdi ne diye soracaksınız. Hani tam siyasi dert veya işte bazı dini inanışlarıyla oy veren insanları bir kenara bırakıyorum. Onlar zaten belki ne olursa olsun benzer şekilde oy veriyorlar ama… Şimdi İsrail ekonomisine baktığımızda böyle bütünüyle çökmüş gibi anlatmak verilere uymuyor.
Savaş işaresinde işte İran füzelerinden de nasibini aldı. Bir yandan da çok ciddi derecede bir ordu besliyorlar. Tabii ki dış destek ciddi derecede var Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere ama… …sonuçta kaynaklarının ciddi bir kısmı orduya giderken tabii ki ekonominin diğer kanallarına biraz daha az para kalabiliyor.
Bu tip sıkıntıları var tabii ki. Ama böyle ciddi bir çökmüş durumda veya çok büyük bir krizden geçiyormuş gibi de gözükmüyor ekonomiye baktığımız zaman. Ama tabii büyüme rakamı da bütün hanelerin rahatladığını göstermiyor.
İşte bu 21 Ekim’de Merkez Bankası bir tahmin yapmış. 2026 büyümesi ben bu yayına hazırlanırken o tahmini gördüm. Bizde 5,6.
2026 büyümesi bizden iyi yani. Ve İsraili şirketlerin o yurt dışındaki üretimi dışarıda bırakıldığında… …ülke içindeki faaliyeti daha iyi yansıttığını söylediği oranda 3,4. Gene bizden iyi.
Bunlar tabii henüz yıl sonu gerçekleşmeleri değil tahmin tabii ki ama yine de… …çok böyle kötü bir durumda gibi gözükmüyorlar. Yıllık enflasyona bakıyoruz. Eylül’ün yıllık enflasyonu %1,6.
Yani Türkiye’den bakınca oldukça düşük gözüküyor. Tabii düşük enflasyon düşük fiyat demek değil onu da söyleyelim. Zaten pahalı olan kiraların, gıdanın ve hizmetlerin fiyatı daha yavaş yükseldiğinde tabii hayat kendini ucuzlamıyor biliyorsunuz.
Ve hani OECD’de bir incelemesinde İsraili karşılaştırmalı fiyat düzeyi en yüksek 5 ülke arasında gösteriyor. Yani ithalat engelleri, zayıf rekabet bunlar hep bu sorunun bir parçasıymış gibi gözüküyor. Bu yüzden hani sandıkta tabii güvenlik muhtemelen illaki öne çıkıyordur ama… …güvenlik kadar işte market fişi, konuta erişim ve devlet hizmetleri de önemli olacak gibi gözüküyor.
Bir ülke tabii ki teknoloji üretebilir, şirketleri dünyada büyüyebilir ama… …buna rağmen ortalama çalışan maaşıyla istediği hayatı kuramıyor olabilir. İşte politik iktisat zaten tam da büyümenin kimlere hangi kanallardan ulaştığıyla ilgilenen bir şey. Ki bu farkı istiyorsanız bir veriyle somutlaştırayım.
Şimdi İsraili İnovasyon Kurumu’nun 2026 raporuna göre yüksek teknoloji sektörü 2025’de ihracatın %58’ini gerçekleştirmiş… …ama istihdamın %11,4’ünü oluşturuyor sadece. Şimdi böyle bir ekonomide tabii ihracat başarısı çok önemli ama ihracat başarısının herkese yayılmadığını görüyoruz. Herkese yayılması için bunun eğitim, ulaşım, beceri… …beceri kazandırma politikaları diyelim ya da kamu hizmetleri gerekiyor.
Aksi halde dünya pazarında tabii ki çok başarılı şirketleriniz belki vardır ama… …hani yüksek yaşam maliyetine sıkışmış haneler aynı ülkede bir yandan da sıkıntı çekiyor olabilirler. Teknoloji şirketlerinin başarısı gerçek olabilir ki öyle gözüküyor İsrail için… …ama bu başarıdan yeterince pay alamadığını söyleyen seçmenin şikayeti de gerçek olabilir. Peki Netanyahu ve ortakları ekonomide ne hissedeceksiniz? Biz Likut’un yani Netanyahu’nun başında olduğu partinin ekonomik geleneği… …özel girişimden, rekabetten ve sınırlı devlet müdahalesinden yana.
Netanyahu’yu belki yalnızca askeri ve işte biraz ırkçı diyelim söylemleriyle tanıyanlar… …onun hani ekonomik yaklaşımının önemli ölçüde piyasa yanlısı olduğunu aslında gözden kaçırabiliyorlar zaman zaman. Ama tabii burada hani parti geleneğiyle koalisyonun fiili bütçesini birbirine ayırmak lazım. Çünkü Netanyahu’nun partisi işte gördük en yüksek 30 sandalye gibi gözüküyor.
Başka partilere muhtaç baktığımızda. Yani Netanyahu’nun doğrusu seçilirse nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğini… …birlikte kuracağı, hükümet kuracağı partilerin o taleplerini de hesaba katarak değerlendirmek lazım. Genelde Netanyahu’nun iktidar formülü şuna dayanır.
Dini partiler ve aşırı sağ ortaklarının desteği. Ki bu ortakların talepleri bütçeyi şekillendiriyor. Böylece hani özel sektörü ve rekabeti savunan bir partiden gelen bir başbakan aslında… …aynı zamanda belli eğitim kurumlarına, topluluklara ve yerleşim politikalarına… …kaynak aktıran bir hükümetin başında bulunabiliyor.
Tabi burada piyasacı da kamu kaynaklarının siyasi pazarlıklarla dağıtılmasını kendiliğinden engellemiyor. Tabi burada kamu harcamasını da sırf kamu harcaması olduğu için eleştirmek de yanlış olur. Yani düşük gerili bir aileye kreş desteği vermek, hem çocuğa hem ebeveynin çalışmasına katkı sağlayabilir.
Türkiye için de bütün dünyadaki bütün ülkeler için geçerli. Burada sorulması gereken aynı ihtiyacı yaşayan herkesin aynı kurula tabi olup olmadığı. Yani destek ihtiyaca göre mi dağıtılıyor ya da siyasi pazarlık gücüne göre mi? Bir program yoksulluğu azaltırken çalışmanın önünü mü açıyor yoksa mevcut bağımlılıkları mı kalıcılaştırıyor? Ekonomik değerlendirme ki bunlar aslında Türkiye için de bence sorulmamız gereken sorular.
Bu sorularla sormak gerekiyor. Ekonomik değerlendirmeyi bu sorularla yapmak gerekiyor. Bu ultra ortodoks dediğimiz yani aşırı işte dinci diyelim bu Haredi partileri, ŞAS ve Birleşik Tevrat Yahudi diye bunlar… …bunların açısından dini okulların, din eğitimi veren kurumların ve ailelerin ve kreşlerin finansmanı çok önemli.
Bu ŞAS düşük gelirli ailelere desteği işte Birleşik Tevrat Yahudi hareketinde ailelerin konut ihtiyacını öne çıkaran partiler. Ve bunlar tabi ekonomiden devlet çekilsin demiyorlar. Kendi toplumsal tavanlarının kamu desteğini korumaya çalışıyorlar.
Burada muhafazakarlıkla askeri sertlik arasındaki ilişki de burada otomatik değil. Yani her muhafazakar parti askeri açıdan Araplara karşı daha sert olalım, oraya buraya saldıralım, füze atalım, bombalayalım falan demiyor burada. O da enteresan bir ilginçliktir aslında.
Hatta belki biliyorsunuzdur, New York’taki bazı aşırı dini örgütler veya dini kuruluşlar, Yahudi kuruluşları aslında tam tersine İsrail’in varlığına bile karşı çıkarlar. Bu da ilginç bir tezattır aslında. Bu partilerin öncelikleri, bu Ben Guvin’in ve Smotric’in öncelikleriyle bütünüyle aynı değil.
Yani Haredi siyasetinin merkezinde dini yaşamın korunması ve askerlik düzenlemeleri var. Bu Smotric’in dini siyonizm çizgisinde ise yerleşimlerin genişletilmesi ve ilhak hedefleri belirli. Yani bazıları değişebiliyor partiden partiye, kişiden kişiye.
Üstelik mesela bu Smotric örneğin süt ürünlerinde rekabeti arttıracak piyasa reformlarını da savunuyor. Ama aynı siyasetçi hem piyasacı hem de bir yandan da yeni yerleşimlere kamu kaynağı aktarılmasını destekliyor. Hakikaten çok ilginç tezatlarla dolu bir ekonomik açıdan baktığımızda, ben siyaseti, askeri vs.
bunu kenara bırakıyorum. Ekonomik açıdan yaklaştığımızda aslında çok enteresan tezatlıklar görüyoruz İsrail’de. Burada tabii ekonomik çalışmayı böyle bir yedek asker üzerinden düşünelim mesela isterseniz.
Yani kendi işini yapan bir insan, orada yedek askerlik kavramı var. Devlet size ihtiyaç duyduğunda askeri yeniden çağırabiliyor. Şimdi kendi işini yapan bir insan ailece askere çağırıldığında tabii üretim kayboluyor, müşteri kaybediliyor, ailesinin düzeni bozuluyor.
Ve hani burada ciddi derecede asker beslemi besliyor olmaları tabii ki, yani ülke nüfusunu oransal olarak. Tabii ciddi bir sıkıntı yaratıyor ekonomi için. İsrail Merkez Bankası mesela bunu hesabı yapmış.
Yaklaşık işte 30 yaşındaki bir yedek askerin bir aylık hizmetinin ekonomiye manevi. Çok ciddi, 38 bin şeker diye hesaplamışlar. Askerin maaşı değil yani, üretim ve gelecekteki verimlilik kaybının hesabı.
Dolayısıyla kimlerin askerlik yapacağı, kimlerin muaf tutulacağı, din adamları muaf tutulabiliyor. Aynı zamanda gelir ve yük paylaşımı da meselesi aslında. Çünkü çok dini bir hayat yaşayanların askere gitmediğini veya gitmek için muaf tutulduklarını da görüyoruz.
Bu da işte enteresan bir boyutu. İşte Haredilerin yani çalışmaması, askere gitmemesi vs. Tabii burada bütün Haredilerin çalışmadığını veya hepsinin aynı hayatı yaşamadığını veya yaşadığını söylemiyorum.
Ama tartışılan şey belli muafiyetlerin ve destek düzenlerinin toplumsal maliyeti. Tabii bir de eşeşizlik yaratımı da söz konusu, onu da ayrıca konuşmak lazım belki. Veya işte İsrail halkı bunu konuşsun aslında.
Burada seçmenin itirazı, güvenlik yükünün sürekli aynı insanların işine, zamanına ve gelirine binmesi olabiliyor. En azından bazıları için. Bu Eisenkut’un programı bu arada.
Hani somut ekonomik vaatleri açısından konuşacak olursak muhalefetin, şu anki mevcut muhalefetin. Çalışan ailelere ve askerlik yapanlara öncelik verilmesini, işte merkeze koyan bir program. Konut destekleri, kredi subvansiyonları, vergi avantajlarını da bu grupların öne alınmasını istiyor.
İthalatı kolaylaştırmayı, gıda piyasasındaki yoğunlaşmayı azaltmayı ve bürokrasiyi hafifletmeyi savunuyorlar. Bunlar kağıt üzerinde söylenen şeyler. Eğer ilk bir şekilde iktidara gelirlerse ne yapacaklarını göreceğiz.
Ama somut bir örnek verecek olursak, gelir vergesini azaltırken mesela. Şekerli içecekler ve tek kullanımlık ürünler gibi olumsuz dış sağlıklar yaratan ürünleri vergilendirmeyi öneriyor mesela Eisenkut. Vergi kaçakçılığıyla mücadele için büyük işlemlerin dijital bildirimi, sahte faturaların teknolojik araçlarla tespiti gibi şeyler var programda.
Yani vergi yükünü nereye koydunuz, kimden tahsil ettiğiniz ve geliri neye harcadığınız üzerine bir tercih sunan bir şey. Ben bu yaklaşımı tabii piyasa ekonomisi içerisinde kaynakların ve yükümlülüklerin yeniden düzenlenmesi olarak okuyorum. Bir yandan rekabet ve özel girişim, diğer yanda çalışan orta sınıfın öncelik altyapı yatırımları ve kamu yönetiminin güçlendirilmesi var.
Fakat tabii desteklerin askerlik ölçüsüne bağlanmasının farklı topluluklar açısından ne kadar kapsayıcı olacağı da ayrıca tartışılmalı herhalde. Yine bu Eisenkut programında yargı bağımsızlığının korunması, teknolojik yatırımlara güven kazandırılması gibi şeyler var. Bunlar iktisadi açıdan mantıklı olabilir.
Yatırımcı yıllar sonrasında ilişkin karar verirken sözleşmenin, mülkiyetin ve faaliyet kurallarının öngörülebilir olmasını ister. Dolayısıyla yargı tartışması ekonomik programdan ayrı bir hukuk başlığı olarak da olmuyor ki bütün dünya ülkeleri için aslında böyle. Yani kurumların nasıl işleyeceği, sermayenin hangi ülkeye ve hangi vadeyle geleceğini de etkileyebiliyor.
Bunlar dediğim gibi sadece İsrail için önemli meseleler değil. Bütün dünya ülkeleri için Türkiye için de önemli meseleler. Elbette tabii bir seçim vadinin yatırım patlaması yaratacağını da baştan söyleyemeyiz bu arada.
Bu Bennet ve Lapit’in Bildikler İstesi’nin de bu arada hayat parlalı bir programı var. Daha keskin bir rekabet dili kullanıyorlar. İşte ne bileyim market sepetinin fiyatını %30 düşüreceğiz gibi bir seçim vadeleri var mesela.
Olur olmaz bilmiyorum ama Türkiye için de mesela şu anda öyle bir seçim vadi yapsanız herhalde çok cazip gözükür. Tabii yapılıp yapılamayacağı ayrı bir hikaye. Koşer Sertifikası’yla ilgili ilginç bir başlık var mesela.
Yahudi dini kurallarına uygunluğu belgeleyen bir sistem. Bizim helal gibi düşünebilirsiniz aslında. Uluslararası sertifikaların tanınmasını öneriyorlar.
Böylece din devlet ilişkisinin piyasaya giriş maliyetleri ve market fiyatları üzerinden bir ekonomik karşılığını görüyoruz. Burada genel ayrıntılara çok da fazla girmeye gerek yok ama İsrail’in İsrail sahanı en azından baktığımızda tek bir paket gibi düşünmemek lazım aslında. Bunu gösteriyor.
Benet’in mesela güvenlikte sert bir çizgide bulunması dini kurumların ekonomik ayrıcalıklarını savunacağı anlamına gelmiyor. Veya Netanyahu’ya muhalif olmak da mesela illa sosyal demokrat olmak anlamına gelmiyor. Sağdan da muhalifler var.
Rekabet reformı isteyen iki lider kamu desteğinin kimlere verileceği ve hangi koalisyonlarla yönelteceği konusunda ayrışabiliyorlar. Burada tabii bir de Avigdol Liberman’ın İsrail Evimiz Partisi var. O da bu ayrımı gösteren bir parti.
Güvenlikte sert, din devlet ilişkilerinde seküler ama ekonomide özelleştirmeyi ve rekabeti savunan bir çizgi. Programında mesela bakanlıkların azaltılması, ithalatın açılması, 5. çocuktan itibaren çocuk yaldırımlarının kaldırılması gibi önerileri var. Sonuncusu özellikle kalabalık ailelere yönelik desteklerin sınırlandırılması.
Ya Ergula’nın Demokratler Partisi var, kamu hizmetlerine ve çalışan haklarına daha fazla ağırlık veriyor. Programında kamusal sağlık ve eğitimin güçlendirilmesi var, sosyal konut var, daha kısa çalışma haftası var vs. vs.
Onların yaklaşımı rekabetin yanında daha güçlü bir sosyal devlet gibi gözüküyor. Bu da aslında muhalefetin kendi içinde de ekonominin nasıl yönetileceğine ilişkin bir farklılık bulundu. Bunlar koalisyon kurarsa nasıl anlaşacaklar? Tabii onu ayrıca bakacağız.
Tabii Arap partilerinin de ekonomik gündemini unutmamak lazım. Yani işte Mansur Abbas’ın RAAM Partisi, Arap yerleşimlerine kamu yatırımı, altyapı, istihdam imkanları ve konut ve iman sorunlarıyla mücadeleyi yöne çıkarıyor. Koalisyona katılırlarsa eğer, muhalefet koalisyonuna, yani Netanyahu’ya katılma imkanları bence istemezler kendileri de zaten en baştan.
Öyle bir olasılık yok ama muhalefet koalisyona belki dışarıdan destek verirler, belki katılırlar bilemiyorum. Tabii katılırlarsa eğer bu alanlarda kaynak halletmeyi savunuyorlar. Yine ortak liste var Arapların.
Onların da ekonomik programında kamusal konut, ücretsiz eğitim, asgari ücretin yükseltilmesi ve sermayenin daha fazla vergilendirilmesi gibi yeniden dağıtım talepleri var. Yani Arap partileri de tek bir ekonomik programın temsilcisi değiller. Yani kamu kaynağına erişim ve bölüşüm konusunda biraz farklı siyasi yollar elde edebiliyorlar.
Tabii bakacağız yani İsrail seçimden sonra nasıl gerçekleşeceğine, ekonomik aşamada nasıl ilerleyecek? Ama yani bu ekonomik farkları da en azından siyasi olduğu kadar ekonomik farkları da burada anlatmak istedim. Mesela burada konut bunun çok güzel bir örneği bence. Bu Benet Lapik çizgisi inşaatın önündeki bürokrasiyi azaltıp arzı büyütmeyi vurguluyor.
Demokratlar konut arzıyla beraber kamusal konut ve uzun süreli kiralama seçeneklerini de genişletmek istiyorlar. Yani ilk yaklaşımda fiyatları yeni üretimin ve rekabetin rahatlatması bekleniyor. İkincisi de devletin erişilebileceği seçenekler oluşturma rolü daha belirgin.
İşte bunlar tabii ki birbirini dışlamak zorunda olmayan alternatifler ama genç bir kiracının, ev sahibinin veya inşaat şirketinin aynı düzenlemeden elde edeceği kazanç farklı olabilir. Bunu da ortaya koymak lazım. Tabii seçimden sonra ne değişebilir diye de bir de sorduğumuzda.
Netanyahu’nun kaybetmesi, kaybederse eğer tabii. Dediğim gibi kendisi tek başına zaten çoğunluğu elde etmeyecek ama koalisyonunun kaybetmesi diyelim. Tabii barışın kendiliğinden de geleceği anlamına gelmeyecek doğrudan onu da söyleyelim.
Çünkü Aysinkot ve diğer önemli rakipler de güvenlik konusunda sert tutumlara sahipler. Adam eski genelkurmay başkanı ne kadar yumuşak olabilir ki diyorsunuz. Netanyahu ile Aysinkot arası mesela Hamas’ın silahsızlandırılması, Filistin devletine karşı çıkış.
Bunlar açısından çok ciddi benzerlikler var. Buna karşılığında aşırı sağın hükümetteki etkisi, izinsiz yerleşim noktaları. Musevi yerleşimcilerin, Arap yerleşimcilerin uzun yıllardır orada yaşayan Arap yerleşimcilerinin evlerini vs.
Kovması onları oradan, topraklarından kovması vs. Devletin de buna destek olması. Bu yerleşimci şiddeti denilen hikaye.
Bunda yaklaşım açısından da biraz farkları var. Biraz daha yumuşak tabii ki muhalefet, onu kabul etmek lazım. Tabii bu farkların ekonomik sonuçları da olabilir.
Sürekli seferberlik ihtiyacı, savunma harcamaları, dış ilişkiler, yatırım kararları birbirini etkiliyor. Ama tabii hükümet değiştiği anda bunlar ortadan kalkacak da diyemiyoruz. Yeni koalisyonun programına, uygulamasına, bölgedeki gelişmelere bakmak gerekiyor.
Üstelik tabii yeni hükümet hangi partilerden oluşursa olsun bir de ciddi bir bütçe kısıtıyla karşılaşacak. Burada kamu borcunun milli gelir oranı %68 olan bir ülke var. Savunma ihtiyacı var kendince.
Saldırı ihtiyacı var ya da bilemiyorum. Askeri bütçe ihtiyacı var. Yeniden imar, altyapı.
Bunlar aynı bütçeden kaynak istiyor. Tabii ne olacağını göreceğiz. Koalisyon tabii kurulursa koalisyon partileri arasında nasıl bir pazarlık olacağını da göreceğiz.
Muhalefet, dini eğitim destekleriyle mesela seçime giriyor. Ama hükümet kurmak için tam da bu destekleri korumak isteyen bir… Muhalefet dini eğitim desteklerini yeniden düzenlemek istiyor. Kaldırmak istiyor veya azaltmak istiyor.
Ama koalisyonu mesela çok aşırı dindar bir partiyle kurmaları gerekirse… Mecburen o konuda geri adım atacaklar. Dolayısıyla bu göreceğiz. Ama yani tabii şu uyarıyı da paylaşmışım.
İllaki tabii ki söyleyenler de olacaktır. Ama zaten benim o konuda görüşüm ve şeylerim belli. Yani İsrail’de seçmenin ekonomik sıkıntısını konuşurken ki bu yayında buna biraz ağırlık verdim.
Tabii o Gazze’deki kitlesel yıkımı, yerinden edilmeyi, temel yaşam hizmetlerinin tahribini bu tablonun dışında bırakamayız. Hani İsrail ekonomisinin büyümesi veya büyümemesi Filistinlilerin uğradığı insani ve ekonomik felaketi ortadan kaldırmıyor. Ve tabii İsrail vatandaşı Araplara oy kullanabiliyorlar.
Ama Gazze’de ve işgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler tabii ki oy kullanamıyor. Ama tabii kurulacak hükümetin kararlarının sonuçlarından diyelim doğrudan etkileniyorlar. Şimdi ben 27 Ekim gidesi olduğu zaman sonuçlar gelmeye başladığında 3 şeye bakacağım takip eden bir insan olarak.
Ayzenkot ile Netanyahu arasındaki sıralamaya bakacağız tabii ki. Küçük partilerin hangisi barajı geçiyor geçemiyor bunlara bakacağız. Ortaya çıkan sandalyelerle hangi koalisyonlara kurulabileceğine bakacağız.
Sonra da tabii koalisyon anlaşmasındaki hani ekonomik etkiyi biraz daha teknik olarak incelemek istersem koalisyon anlaşmasının bütçe maddelerine bakarım diye düşünüyorum. Çünkü hani o seçim meydanındaki vaatlerin gerçek karşılığı herhalde orada ortaya çıkacak. Bugün de İsrail’in seçiminin politik ekonomisine belki çok konuşulmayan bir şey Türkiye’de.
Bunu anlatmaya çalıştım. Ülkenin gelirdiğim ve güvenlik yükünü nasıl paylaşacağıyla ilgili olduğunu söylemeye çalıştım. Yani kimin kazanacağını merak ediyoruz.
Ben de merak ediyorum. Belki dünya barışı için veya bölgedeki barış için umarım hayırlı bir sonuç olur. Çok da ümidim yok açık konuşmak gerekirse ama kurulacak hükümet kimlere ne kazandıracak bunu takip edip bakacağız.
Kayıt çektiği saatte ben de bir hafta sonu olmuşken bu konuda bir yayın yapmak istedim. Başka konularda yeniden görüşmek dileğiyle. İlginize desteğin için teşekkür ediyorum.
Herkese iyi günler diliyorum.