Maaşlar Arttı, Vuçiç Kaybetti: Sırbistan’da Ne Oldu?
Bu Bölüm Hakkında
Bölüm, Sırbistan'da ekonomik büyüme ve reel ücret artışlarına rağmen iktidarın seçim yenilgisini kamu yönetimine duyulan güven, gençlerin fırsatları ve büyümenin paylaşımı üzerinden inceliyor. Novi Sad tren garındaki çöküşü ve kamu ihalelerinin denetimini, kamu yatırımlarının güvenlik ve hesap verebilirlik boyutlarıyla birlikte ele alıyor. Yabancı yatırımların, ücretlerin ve sosyal desteklerin farklı kesimlere nasıl yansıdığını değerlendirirken genç işsizliğine de dikkat çekiyor. Öğrenci hareketinin toplumsal hoşnutsuzluğu örgütlenme ve seçmen katılımıyla nasıl siyasi bir alternatife dönüştürdüğünü açıklıyor.
Ele Alınan Konular
- Sırbistan seçimleri ve iktidar değişimi
- Ekonomik büyüme ve reel ücretler
- Kamu yatırımları ve ihale denetimi
- Genç işsizliği ve ekonomik fırsatlar
- Yabancı yatırım ve büyümenin paylaşımı
- Öğrenci hareketi ve seçmen katılımı
Kayıt Dışı İktisat kanalından herkese merhabalar. Ben Profesör Doktor Ceyhun Elgin. Bugün sormak istediğim soru şu.
Bir ülkenin ekonomisi büyürken, maaşlar enflasyondan hızlı artarken iktidar neden seçimi kaybeder? Üstelik televizyonlarda, bütün medyada aslında büyük bir üstünlüğü, devletin kaynaklarına erişimi ve yıllardır kurulmuş güçlü bir siyasi örgütü varsa? Aslında Sırbistan’da olan tam olarak da bu arkadaşlar. Vucic kaybetti, onu yenilgiye uğratan hareketin merkezinde ise üniversite öğrencileri vardı. Şimdi bu sonucu anlamak aslında başka bir yerde siyasetin nasıl değişebileceğini düşünmek açısından da bence önemli.
Çünkü Sırbistan’daki seçim bize insanların ekonomik durumlarını değerlendirirken maaşların yanına başka şeyleri de not aldığını gösteriyor. Çocuklarının geleceğini, işlerini kaybetme korkusunu, adalet karşısındaki yerlerini hatta bazen de bir tren garını da güvenle bekleyip beklemeyeceklerini. Önce sonucu netleştirelim.
25 Ekim’de erken parlamento seçimleri oldu. Açıklanan sonuçlar öğrenci listesine, student listeye çevriliyor İngilizceye, %53’e. Vucic’in desteklediği listeyi ise %39’lara yerleştirdi.
Vucic yenilgiyi kabul etti, hemen kabul etti. Hatta birkaç saat içerisinde kabul etti. Önce etmeyecek mi acaba dedi, bazı yerlere işte polisleri vs.
farklı binalara konuşlandırdı. Sonra gelen iddialara göre telefon geldi deniyor, bir şey oldu deniyor. Belki de kendiliğinden harekete geçmiştir, bilemiyoruz ama sonuçta yenilgiyi kabul etti.
Zaten Cumhurbaşkanlığından Eylül ayında ayrılmış, yeniden başbakan olabilmek için yarışa girmişti. Dolayısıyla burada kaybettiği aslında iktidarını başka bir makamda, Cumhurbaşkanlığı yerine başbakanlıkta sürdürme hesabıydı. Ama tabii bu hesap tutmayacak gibi gözüküyor.
Şimdi 2 yıl geriye gidelim isterseniz. 1 Kasım 2024’de Novi Sad Tren Garı’nın beton giriş saçağı çöküyor. Ki bu faciada toplam 16 kişi hayatını kaybediyor.
Bu yakın zamanda yenilenmiş bir istasyon bu arada. Böyle eski, kökne, yıllardır ihmal edilmiş bir yer de değil. Tabii bu olayın ardından inşaatın nasıl yapıldığı, inşaatın denetiminin nasıl yürütüldüğü ve sorumluların kim olduğu soruları ülkenin gündeminde yerleşiyor.
Tabii öğrenciler belgelerin açıklanmasını ve hesap verilmesini istiyorlar. İşte burada aslında benim çok önemsediğim bir ekonomik mesele var. Hani kamu yatırımı dediğimizde ki bu istasyon bir kamu yatırımı.
Genellikle o harcanan parayı, yapılan kilometreyi, işte otoyol ise otoyol, bina ise bina bunları açılan tesisi konuşuyoruz. Oysa bir yatırımın topluma fayda sağlaması o işin güvenli yapılmasına da bağlı. Yani denetim işlemiyorsa, ihale süreci sorgulanmıyorsa, açılış töreninde görünen o başarıyla vatandaşın karşılaştığı sonuç birbirinden kopabiliyor bu örnekte gördüğümüz gibi.
Novi Sad aslında, ki güzel bir şehirdir bu arada ben de gittim. Bu kopuşun insanların hayatındaki karşılığını görünür hale getiren bir şey. Yani ceza sorumluluğunu yargı belirleyecek ama siyasi hesap verme talebi çok daha genişti.
İnsanlar kendi vergileriyle yapılan bir işin belgelerini neden görmekte zorlandıklarını soruyordu. Kamu hizmetinden yararlanırken güvenliklerini kime emanet ettiklerini sorguluyordu. Böylece yolsuzluk tartışması aslında hani uzaklarda dönen o büyük paralar meselesinden çıkıp günlük hayatın içerisine girdi.
Şimdi meselenin ölçeğini anlamak için aslında Avrupa Komisyonu 2026 raporuna bakmamız lazım. Rapora göre Sırbistan’da 2025’te standart kamu ihale yasasından muaf tutulan sözleşmelerin değeri 7 milyar euroymuş. Normal üsüllerle yapılanların değeri ise 7,9 milyar euro.
Neredeyse birbirine eşit iki tane tutar. Şimdi muafiyet tabii otomatik olarak yolsuzluk veya çalınmış para olmuyor ama bu kadar büyük bir alanda olağan rekabet ve denetim güvencilerinin dışına çıkılması tabii hesap sorma talebinin neden önemli olduğunu gösteriyor bence. Bir de tabii büyük projelerin siyasetçiye sağladığı gönüllülüğü düşünün.
Hani yeni bir yolun açılışını herkes görür ama o yolun bakım bütçesi, yapılan teknik denetim, rapordaki uyarıları çok az kişi inceler. Siyasi ödül açılış gününde alınır ama ihmalim bedeli belki yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bu yüzden kamu yönetiminde hani denetimin bağımsız olması çok hayati bir mesele.
İşin başındaki kişinin iyi niyetine güvenerek milyonlarca insanın güvendiğini sağlayamazsınız. Kurumların gerektiğinde en güçlü siyasetçiye bile bu iş böyle olmaz diyebilmesi gerekir. Peki ekonomi gerçekten ne durumdaydı? Burada kolay bir hikayeye kapılmamak lazım aslında.
Dünya Bankası’nın son tahminleri mesela Sırbistan ekonomisinin 2026’da bile %3,1 büyüyeceği yönünde. Bu tabii tahmin ama hani böyle bir veri var sonuçta. Ve gene resmi istatistiklere göre bu yılın ilk 8 ayında bile ortalama net ücretler bakın net ücretlerden bahsediyorum.
Geçen yılın aynı dönemine kıyasla enflasyondan arındırılmış olarak %8,5 artmış. İnanılmaz bir real büyüme var baktığımızda. Hem ücretler nezdinde hem ekonomik büyüme nezdinde ki bu önceki yıllarda da çok daha farklı değil.
Yani hani iktidar orada kaybetti diye geriye dönüp bütün ekonomik kazanımları yok sayamıyorsunuz. Ortalama ücretin satın alma gücünde de bir artış var. Bunu kabul etmek aslında belki de bu seçimin anlamını daha da ilginç hale getiriyor.
Demek ki orada vatandaş gelirindeki o ciddi artışa karşılık iktidara süresiz bir siyasi bağlılık vermemiş. İyi giden bazı şeyler kötü giden her şeyi kabul ettirmeye yetmemiş. Ayrıca tabi ortalama ücretle şunu kabul etmek lazım.
Ortalama ücretle insanın eline geçen ücret arasında bir fark var. Onu da kabul etmek gerekiyor. Ağustos ayında mesela ortalama net ücret 117 bin dinarmış Sırbistan’da.
Ücretlilerin yarısının aldığı maaş ise yaklaşık 93 bin dinar veya altına bir eşitsizlik de var aslında. Gelir dağılımda meselesi var ama yine de sonuçta ülke ekonomisi çok çok kötü durumda değil. Hatta ileriye doğru da gitmiş.
Hayat pahalılığını da doğru okumak lazım Sırbistan için. Eylül’de yıllık enflasyon %4,1’miş orada. Dolayısıyla burada kontrolden çıkmış bir enflasyon hikayesi de anlatamayız.
Ama tabi fiyatların %4,1 bile artması aslında. Tabi yine geçmişteki artışların geri alındığı anlamına gelmiyor işte. Sonuçta alım gücü zaman içerisinde biraz gerilediyse enflasyon nedeniyle.
Bu da bir sıkıntı yaratabiliyor. Bunu da düşünmek lazım. Bir de tabi şimdi gençler açısından baktığımız için.
Bu gençlerin örgütlediği bir siyasi değişim olduğu için. Hani işe henüz girmemiş olanları da düşünmemiz lazım. Öğrenci olanları.
2026’un ikinci çeyreğinde genel işsizlik %7,2 iken. İş gücüne katılan 15 ile 24 yaş arası gençlerde işsizlik oranı %22 imiş Sırbistan’da. Yani işe girmeye çalışan gençlerin önündeki o olumsuz tablo işte.
%22’lik bir işsizlikle karşılaşıyorlar. 5’te 1’i hatta 4’te 1’ine yakını neredeyse işsizlikle karşılaşıyor. E tabi ülkenin genel işsizlik rakamından çok daha zor durumda olduklarını gösteriyor.
Dolayısıyla hani büyümenin devam ediyor olması herkesin önünde aynı kapılarında açıldığı anlamına gelmiyor. Onu da söyleyelim. Peki bu kanalda ben Yugoslavia serisini yaptım.
3 bölümlük bu ülke ekonomileri playlistinde. Tarihteki ülkeye de bakıyoruz. Sovyetler Birliği’ni de yaptık.
Yugoslavia’yı da yaptık. Yugoslavia’ya 3 bölüm ayırmıştım. Lütfen onu izleyin.
Daha kanal bu kadar popüler değilken o yayın yapılmıştı. O yüzden izlem oranı belki biraz daha altında kalmış olabilir ama şiddetle tavsiye ediyorum. Ülke ekonomileri playlistinde Yugoslavia’yı bulabilirsiniz.
Orada da büyümenin nasıl paylaşıldığını konuşmuştuk. Şimdi bugünkü Sırbistan’a bakarken de aslında aynı soruyu yeniden sormak gerekiyor. Yani ülkenin geliri artıyor olabilir ama o artış insanlara daha bağımsız bir hayat kurma imkanı veriyor mu? Genç bir insan geleceğini kendi emeğiyle kurabileceğine inanıyor mu? İşte burada Sırbistan iktidarının yani eski iktidarın yani Vucic iktidarının ekonomik modelinin de burada bir payı var tabii ki.
Yani yabancı yatırımcı çekmek, fabrika açtırmak, altyapı yapmak bunlar gerçek kazanımlar sağlayabilir ki. Bunları aslında Vucic iktidarı yaptı ama yatırımcıya verilen desteğin yerli işletmelere, çalışanların becerilerine ve daha yüksek ücretlere ne ölçüde yansıtıldığı da ayrıca incelenmeli. Yani Sırbistan’da bu yabancı yatırımcılara sağlanan bazı avantajların yerli Sırp firmaları dezavantajlı bırakabildiğine yönelik IMF’nin de mesela bazı bulguları var.
Ama yine de buna baktığımızda bir fabrikada iş bulunması elbette değerli ama o işin güvengesi, çalışma koşulları ve orada kazanılan becerinin gelecekte başka bir işe taşınabilmesi de değerli. Hani insanların seçenekleri çoğaldığında aslında ekonomik ilerleme daha kalıcı hale geliyor. Bu yüzden bir iktidarın ekonomik bilançosunda hani kaç iş yaratıldığının yanında insanların önündeki seçeneklerin çoğalıp çoğalmadığına da bakmamız gerekiyor.
Mesela yatırımcıya kamu bütçesinden destek veriyorsanız karşılığında ne aldığınızı sormak zorundasınız. Kaç kişi çalışıyor? Ücretler nasıl? Yerli tedarikçiler bu üretime katılabiliyor mu? Şirket desteğin süresi bittiğinde burada kalabilecek bir üretim ağı kuruyor mu? Bunlar yatırım düşmanlığı sayılacak sorular değil. Vergisine veren insanın soruları, haklı soruları.
Bir ülkenin başarısını yalnızca gelen yabancı sermayenin desteklenen yerli sermayenin miktarıyla ölçerseniz o yatırımın toplumda ne bıraktığını ikinci plana atabiliyorsunuz. Ki Sırbistan’ın belki de yeni yönetimin de çözmesi gereken temel meseleden bir tanesi bu olacak. İşte tam bu noktada aslında siyasetle ekonomi birbirine bağlanıyor diye düşünüyorum.
Bir insan işinin terfisini veya işletmesinin ayakta kalmasının siyasi ilişkilere bağlı olduğunu düşünüyorsa oy verirken geçim kaygısını da hesaba katacak. Şimdi böyle bir bağımlılık ya da iktidara uzun süre bir avantaj sağlayabilir ama aynı ilişki insanların içinde zamanla ağır bir adaletsizlik duygusu da biriktirebilir. Yani sosyal yardım alan bir aileyi düşünün.
Yardımın açık kurallara göre verildiğini biliyorsa siyasi tercihini daha özgürce, daha bağımsızca, daha rahat yapar. Ama yardım böyle bir siyasetçinin kişisel lütfu gibi görülmeye zorlanılıyorsa tabii o zaman kararında korku karışır. Bu yüzden hani sosyal devletin nasıl işlediği demokrasiyi de etkiler diye düşünüyorum.
Hakların kişilere bağlı olmaması, insanın geçimini korurken itiraz edebilmesini sağlar. Yeni yönetim işte kendisini oy vermemiş insanların da işini, sosyal haklarını güvence altında tutabildiği ölçüde ancak eski bağımlılıkları çözebilir. Ki bu seçimde işte baskı meselesi yalnızca muhalefet önüne iddialarından ibaret değildi.
Uluslararası seçim gözlemcileri, kamu kaynaklarının kötüye kullanımı seçmenler üzerindeki baskı medyada, iktidarla ehine belirgin dengesizliği de kayda geçirdi. Ama aynı gözlemciler işte izledikleri sandıkların büyük çoğunluğunda o seçim günkü işlemleri de olumlu değerlendi. Onu da söyleyelim yani.
Dolayısıyla hani kampanyaların eşitsiz olması sandıktan çıkan sonucu olumsuz etkiledi mi ne kadar etkiledi o biraz tartışılır bir mesele. Peki şey diyeceksiniz öğrenciler nasıl kazandılar? Yani bir öğrenci lisesi tabii öğrenciler kazandılar derken burada hani seçilen herkesin öğrenci olduğunu da düşünmeyelim. Hatta çok belki tek tüp çok az bir kısmı öğrenci veya eski öğrenci.
Akademisyenleri, hukukçuları, meslek örgütü temsilcilerinin çiftçileri yeri geldi aday gösterdiler. Seçimleri beraber ortak forumlarla adayları ortak forumlarla beraber belirlediler. Nasıl kazandılar kısmı bence hikayenin en öğretici kısmı çünkü.
Hani burada insanların kızgın olmasıyla beraber hareket edebilmesi arasında çok büyük bir fark var. Bazen pek çok ülkede insanlar kızabiliyor iktidara ama beraber de hareket edemiyorlar. Bu kızgınlığı birlikte harekete çeviremiyorlar.
Hani evinde televizyona öfke öneren insan aynı öfkeyi kaç kişinin paylaştığını pek hala bilmeyebilir. Yani karşı çıktığında yalnız kalacağını düşünebilir. Değişimin mümkün görünmediği yerde aslında memnuniyetsizlik yıllarca siyasi sonuca düşmeden öyle halkın içerisinde yaşayabilir.
İşte burada öğrencilerin yaptığı çalışmalar aslında bu yalnızlığı azaltacak bir zemin oluşturdu. Üniversitede toplantılar yaptılar, forumlar yaptılar, kararları tartıştılar, ülkeye dolaştılar, kapı kapı çaldılar. Yani Roy Terzi mesela bir haberi vardı seçim öncesi sağ haberi.
Yüz yüze çalışma ve barışıl yürüyüşleri özellikle anlatıyor. Ki sözcüleri de bu arada habire değişiyordu. Yani tek bir kişi de öne çıkmıyordu.
Hatta bazen ondan dolayı eleştiriyorlardı. Yani sonuçta bir hareket var ama lideri yok bunlar nasıl kazanacak falan diye. Hani tek bir kişinin itibarına bağımlılığını azalttı ortaya çıktı aslında.
Bunun çok da olumsuz olmadığı ortaya çıktı. Yani hükümetin bütün tartışmayı böyle tek bir rakibin kişiliğine yöneltmesi de aslında belki orada zorlaştı. Çünkü birini öne çıkarttığınızda onun ayağını kaydırmak da iktidar açısından kolay olabiliyor.
Burada tabi sosyal medyada çok izlenmekle mahallede güven kazanmak arasındaki farkı da birazcık görüyoruz. Yani bir paylaşım size bir görüşü ulaştırabilir. Karşınıza gelen insanı dinlemek, onunla konuşmak, ertesi gün yeniden karşılaşmak ise bambaşka bir ilişki kurar.
Yani bu ilişkinin siyasi değeri de büyüktür. İnsan kendisine benzeyen başkalarının da değişim istediğini gördüğünde kendi tercihinin sonuç doğurabileceğini daha kolay düşünmeye başlar. Ve tekrar söylüyorum öğrenci listesi adı da yanlış anlaşılmasın.
Milletvekili adaylarının çoğunluğu öğrenci gibi bir şey söz konusu değil. Öğrenciler adayları belirliyorlar. Listede doktorlar var, akademisyenler var, çiftçiler var.
Farklı mesleklerden insanlar var. Hareket böylece kampüslerden doğan bir talebi daha geniş bir toplumsal temsil arayışıyla birleştiriyor. Tabi bunun her ülkede aynı sonucu vereceğini söyleyemeyiz.
Macaristan’da böyle olmadı mesela daha farklı oldu. Ama yine de Sırbistan’da seçim kazanabilecek bir ortaklık ortaya çıktı. Ki bu yüksek katılım da oldu bu arada seçimlere.
Önceki seçimlerin oranı özellikle. Tabi bu da yüksek katılımın da sonucu belirleyen önemine dikkat çekmek lazım. Yani bu örgütlenmenin sandığa kadar sürmesi bu açıdan çok önemli.
Bir araya gelmek, aday çıkarmak, seçmeni ikna etmek ve sonra onu oy vermeye götürmek. Yani bu birbirini tamamlayan bir süreç aslında. İktidara yönelik tepkinin seçmenin kullanabileceği somut bir tercihe dönüşmesi gerekiyordu.
Sırbistan’da bu dönüşüm gerçekleşti. Ki burada dikkat çeken bir ayrıntı daha var. Vucic’in aslında listesinin, oy sayısının önceki genel seçimdeki düzeyini kabaca koruduğunu görüyoruz.
Aslında oy sayısı açısından, ona oy veren insan sayısı açısından çok da farklı bir oy almamış. Ama buna rağmen karşı liste yarım milyondan fazla bir fark oluşturmuş. Demek ki yenilgiyi yalnızca iktidarın eski seçmenini kaybetmesini açıklamak eksik kalır.
Karşısında daha fazla seçmeni bir araya getirebilen bir alternatif oluşması da burada belirleyici. Onu da söyleyelim. Tabii toplam sonuçlardan kimin hangi partiye yöneldiğini, parti değişimlerini bilmek kolay değil ama siyasette katılımı genişletmenin ve dağınık desteği birleştirmenin gücünü burada görüyoruz diye düşünüyorum.
Dışarıya baktığımızda ise dış politika anlamında, tabi burada hemen sonucu Rusya kaybetti, Avrupa kazandı diye okumak çok büyük bir acelecilik olur. Onu söyleyelim. Vucic, Rusya ile ilişki yerini korurken Çin’den de yatırım çekiyordu, Avrupa Birliği ile de çalışıyordu.
Gidin mesela Sofya’dan Belgrad’a uzanan otoyola bakın. Otoyolun çeşitli yerlerinde Çin bayrakları, Çin’e teşekkürler var. Çünkü otoyol Çin yatırımıyla yapılmış.
Örnek. Tabii Rusya ile olan ilişkilerini söylemeye gerek yok. Avrupa Birliği ile de mecburen zaten coğrafi açısından ilişkilerinin olması gerekiyor.
Avrupa’nın Sırbistan’a ekonomik çıkarları da oldukça somut. 2024’te mesela Avrupa Birliği ile Sırbistan arasında ham madde, batarya ve elektrikli araç ortaklığı anlaşması imzalanmıştı. Yani bu ilişkileri değerlendirirken demokrasi açıklamalarının yanında sanayi ve enerji hesaplarını da koymak gerekiyor.
Üstelik de bir kazanan hareketin de burada Rusya’ya yaptırım uygulamayacağını söylemiş olması, dış politikada her şeyin de bir gecede değişeceği, tersine döneceği anlamına da gelmiyor. Yani tersine dönmeyeceğini gösteriyor diyelim. Bu seçimden bütün seçmenlerin Avrupa Birliği, Rusya veya Kosova konusunda aynı görüşe geldiği sonucunu da çıkartamıyoruz.
Bir iktidarı değiştirmek için kurulan ortaklığın içerisine sonra politikalar konusunda ciddi farklılıklar da ortaya çıkabilir tabii ki. Aslında yeni yönetimin karşılaşacağı güçlüklerden bir tanesi de bence bu olacak. Öğrencilerin kazandığı sonucu bizim beğendiğimiz bütün fikirlerin kazandığı şeklinde de okumamalıyız.
Hareketin programı rekabetçi piyasa ekonomisinden söz ediyor. Sosyal haklara ve kamusal hizmetlere de yer veriyor. Seçmenlerin burada ortaklaştığı temel alan hesap verebilirlik.
Herkesin hesap verebilirlik olunca sadece herkes vergi politikası veya mülkiyet konusunda uzlaştı diyemiyoruz. Şimdi aslında bütçe hazırlanırken belki de bu farklılıklar daha görünür hale gelecek. Birlikte karşı çıkabilmekle kaynakları beraber paylaşabilmek tabii farklı beceriler gerektiriyor.
Tabii yine de olumsuz da olmayan ne olacağını göreceğiz. Asıl meseleye gelelim. Sırbistan’da bundan sonra ne değişebilir? Şimdi bu öğrenci listesinin programında kamu ihalelerinin açıklanması, devlet projelerinin desteklenmesi ve kamu işletmelerindeki atamaların parti ilişkilerinden yani siyasi ilişkilerden arındırılması var.
Ki ekonomi açısından bunlar doğrudan önemli. Bir işletmenin işe alabilmek için iyi üretim yapması gerekiyorsa verimliliğe yatırım yapar. Yok eğer işe alabilmesi için siyasi yakınlık gerekiyorsa ehaliyle siyasi yakınına yatırım yapar.
Dolayısıyla aslında şeffaflık dediğim şey yatırımın da kalitesini etkileyen bir şey. Kamu parasının nereye gittiğini görebilmek, ihtiyaç olmayan bir projeyi sorgulayabilmek, kötü yapılan bir işle durdurabilmek demek aslında. Ama tabii yeni üretim de aynı denetim açık olmak zorunda.
Yani eski kadroları gönderip her yeri kendi yakınlarına yerleştirirlerse seçimde verilen sözün en önemli kısmı boşa çıkar. E kurulacak kurallar kazananları da sınırlamalı diye düşünüyorum. Örneğin kamu televizyonunun mesela şimdi yeni hükümeti eleştirebilmesi gerekecek.
Veya bir savcı iktidarı yakın bir isim hakkında soruşturma açısında görevinden endişe etmemeli. Kamu ihalesini inceleyen gazetecinin işi kolaylaşmalı. Bunlar yeni yönetim için zaman zaman tabii ki rahatsız edici olacak ama zaten denetimin de anlamı burada aslında.
Seçimde size destek verenlerin bile kararlarınıza karşı çıkabilmesi aslında yaptığınız işin kalitesini arttırabilir. Güven insanların her kararı alkışlamasından doğmuyor. Yanlış gördüklerinde itirazlarının karşılık bulmasından da besleniyor.
Ki programa baktığımızda biraz inceledim ben. İnsanların günlük hayatına dokunan tarafları da var. Yani ücretsiz okul kitapları, daha güvenli çalışma ilişkileri, gençler için erişilebilir konut ve kırsal da sağlık hizmetleri vaat ediliyor.
Bunlar tabii seçmenin değişimini nerede görmek istediğine dair somut başlıklar aslında. Ki başarının ölçüsünü de zamanında burada arayacağız. Hani bir ailenin eğitim masrafında, bir çalışanın sözleşmesinde, bir kasabada mesela doktora ulaşmadan kolaylaşıp kolaylaşmadığında.
Burada tabii bir iktisatçı olarak özellikle dikkat çekeceğim sorun finansman olacak. Yani yolsuzlukla mücadeleden sağlanacak bir tasarruf tabii ki belli bir kaynak yaratabilir ama veya haksız kazançların geri alınması da değerli. Ama bir defa geri alınan parayla her yıl yapılacak harcamayı sürekli finans edemezsiniz tabii ki.
Öğretmenin, doktorun maaşı her ay ödenecek. Sağlık merkezi yeni açıldıysa mesela her ay çalışacak, her gün çalışacak. Bunun için kalıcı gelir, adil vergileme ve açık bir bütçe planı gerekiyor.
Tabii yeni yönetimin hem kamu kaynaklarını koruması hem de çalışanların hayatını iyileştirmesi gerekecek. Yani her sözleşmeyi tabii düşünmeden iptal etmeleri maliyet yaratır ama hiçbir sözleşmeye dokunmamak da denetim sözünü anlamsızlaştırır. Hangi proje sürecek, hangisi değişecek? Hukuka ve kamu yararına göre bunlar belirlenmeli.
İnsanların hani beklediği tabii hesap verebilirliği keyfi kararlarla kuramamak, kuramıyor olmak ya da daha doğrusu seçim zaferinin heyecanı geçince tabii bu uygulama kapasitesi önem kazanacak diye düşünüyorum. Bir de tabii zaman sorunu var. Yani sandık sonucu bir gecede değişiyor ama hastaneler, okullar, kamu kurumları aynı hızda değişmiyor.
Şimdi vatandaş haklı olarak iyileşmeyi bir an evvel görmek istiyor. Yani yeni yönetimin aslında kurulduktan sonra yapabileceklerin açık anlatması, önceliklerini göstermesi ve gecikmelerin hesabını vermesi gerekecek. Ancak o zaman yani insanlar hakikaten kendilerini yine sistemin içine girmiş gibi hissederler diye düşünüyorum.
Tabii hani üstelik geçiş dönemi de devam ediyor burada. Bazı sandıklarda 1 Kasım’da yeniden oy kullanılacak bu da var. Önümüzde cumhurbaşkanlığın seçimi var sonrasında.
O meclisteki çoğunluğun kamu kurumlarında yıllardır yerleşmiş ilişkileri bir anda ortadan kaldırmasını beklemek gerçekçi olmaz herhalde. Yani bu nedenle hani bundan sonra hükümetin kimlerden oluştuğu, denetim kurumlarına kimler atanacak, ilk bütçenin hangi kesimlere öncelik vereceğine ilgili izleyeceğim bir iktisatçı olarak baktığımda. Tabii Türkiye’den bakınca da onu da söyleyelim son olarak.
Yani bazı başlıkların tanıdık gelmesi gayet doğal. Ama tabii ülkelerin seçim sistemleri, siyasi geçmişleri ve toplumsal ittifakları farklı. Dolayısıyla buradan Türkiye için de bir hazır seçim reçetesi çıkarmak çok doğru değil.
Ben de çıkartmayacağım zaten ama benim çıkardığım ders şu olur buradan. Ekonomik büyüme insanın adalet talebini ortadan kaldırmıyor. Veya işte maaş art ki ekonomik büyüme yoksa ayrı mesele zaten ama veya maaşlarınızın real olarak bile artıyor olması sürekli birilerinin insafına bağlı yaşama duygusunu da mutlaka gidermiyor.
Siyasi alternatifin dolayısıyla güvenilirliği de aslında ekonomik memnuniyet kadar önem taşıyabiliyor pek çok toplumda. Ki Sırbistan’da insanlar gördük. Yani işte bir facianın ardından o saçağın düşmesi ve insanların ölmesinin ardından yeni yapılan bir binada.
Bu facianın ardından hesap sorma talebini uzun bir örgütlenmeyle sandığa taşıdılar. Dolayısıyla bu Vuş için yenilik işini anlamak için aslında bu uzun süreci görmek gerekiyor. Şimdi de kazananların önünde öğrenci lisesinin önünde vaat ettikleri kuralları tabii kendilerinde uygulama sınavı var bunu göreceğiz.
Ki bu sınavın cevabını herhalde yeni liderlerin konuşmalarından çok aslında vatandaşlarının hayatında bir değişiklik olup olmadığını da görmek gerekiyor. Size de buradan yorumlarda tartışmamız için aslında bunu sorayım. Tartışalım biliyorsunuz her yoruma bu kanalda elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum.
Sizce bir iktidarın desteğini herhangi bir ülke için konuşuyorum. En çok ne aşındırır? Geçim sıkıntısı mı? Haksızlığa uğrama duygusu mu? Veya çocukları için gelecek görememek mi? Lütfen yorumlara yazın. Sırbistan’ın aslında düşündürdüğü soru tam da burada aslında.
İnsanlar ülkenin veya kendi ülkelerinin büyüdüğünü duyduğunda o ülkenin içinde kendi hayatlarının da ilerlediklerini görmek istiyor. Eğer tabii ilerlemiyorsa tabii o yüzden de kendilerini yönetenlere hesap, demokratik yollarla hesap sorabileceklerini bilmek istiyorlar diye düşünüyorum. Siz de lütfen görüşlerinizi, yorumlarınızı yazın ki iyi bir tartışma ortamında birbirinizden bir şeyler öğrenebiliyor olalım.
Çok teşekkür ediyorum herkese ilgi ve desteği için. Yeni bir yayında görüşmek dileğiyle. Kayıt İçin İktisat kanalından herkese iyi günler.